Bir doktor arkadaşımla sohbet ederken,  insanın sağlıklı yaşaması için nelere dikkat etmesi gerektiğini hastalarımıza öneririz. Bizim uyarılarımızı koşullarına göre uygulamaya çalışırlar. Ancak insanın kendi kendisini kontrol etmesi kadar vücudu da farklı kontrol mekanizmalarına sahiptir ve bünyeyi sağlıklı tutabilmek için kontrol eder dedi ve devam etti…


Allah bizi yaratırken beynimizi iki ayrı lob olarak yaratmış. Beynin sağ bölümü vücudun sol yanına, sol bölümü sağ yanına kumanda eder. Beynin bir tarafında hasar oluşur ise ona gelen çapraz tarafta felç vb. oluşur. Vücudun diğer bölümü aktivitesini korur dedi.


Günümüz de bağırsaklarda artık ikinci beyin olarak adlandırılıyor. Vücudun alması gereken yararlı vitaminler, enzimler bağırsaklarımızla kontrol ediliyor diye belirtti. İnsan vücudu yaşayacağı hastalıklara karşı kendini koruyan, kontrol eden ikinci hatta üçüncü organlara sahip iken, ülkemizin sağlıklı yönetilebilmesi için de benzer kontrol mekanizmalarının olmasının gerekliliği aşikâr değil mi?


Vücudumuza iğne, bıçak gibi sert cisim batırıldığında yaşadığımız şok verdiği hasar nasıl moralimizi bozup bizi yaralıyorsa, aynı şekilde demokrasimize karşı yapılan her türlü darbe girişimi de aynı şekilde toplum olarak bizleri yaralamakta moral değerlerimizi bozmakta.


Normale dönebilmek için, ister askeri - ister Fetö nereden gelirse gelsin bütün darbelere karşı çıkmak ve mücadele edip sonunda parlamenter demokrasiye dönmek için mücadele etmek bizim vatandaşlık görevimiz ise, vücudumuz da dışarıdan gelen şok darbelere karşı kendisini korumak için tüm organlarımızla direnç göstererek yaşamamızı sağlamaktadır.


Cumhuriyetimiz 94 yıllık tarihinde ve çok partili sisteme geçtiği son 71 yıl da birçok acılar yaşadı, zorluklarla mücadele etti, badireler atlattı. Her darbe sonrası halkın iradesi ve gücü ile tekrar parlamenter sisteme geri dönüldü. En sert askeri cuntalar dahi geleneksel parlamenter sisteme dönmeye mecbur kaldı.  Sivil demokrasinin gelişmesi, parlamenter sistemin güçlenmesi toplum iradesinin yönetimlerde yer alması için elzemdir.


Şimdi referanduma gidiliyor. Milletvekili sayısı arttırılıyor, ancak TBMM’nin etkinliği azalıyor. Ülkemizde sitem değil bir rejim değişikliğine gidiliyor. Bugüne değin adına ister ‘Cumhurbaşkanı’ ister ‘Reis’i Cumhur’ deyin, anayasa ve yasalar gereği hepimizi temsil eden tarafsız bir Devlet Başkanımız var idi. 


Referandum da eğer evet oyları fazla çıkarsa, referandum sonrası artık tarafsız bir Cumhurbaşkanı’mız olmayacak. Cumhurbaşkanı’nın atayacağı yardımcıları ve bakanlar Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesine sahip olmayacağı gibi, TBMM’nin denetimine de tabi olmayacaklar.


Cumhurbaşkanı tarafından atanacak yardımcılarından birisi Cumhurbaşkanı yurt dışında iken veya rahatsızlandığın da vekâleten görevi yürütecek. Artık bir Başbakanımız olmayacak. Başbakan Yıldırım yeni sistemin Türkiye’yi uçuracağını söylüyor. Partiniz on beş yıldır tek başına iktidar. 


Önünüzde bir engel ve sizi zora sokan bir muhalefet yok. O zaman neden 94 yıllık bir geleneği, bir sistemi bozuyorsunuz? TBMM’den hızlıca geçirilen ve toplum nezdinde yeterince tartışılmadan oylanacak anayasa değişikliği ile ilgili vatandaşın kafası karışık. Bundan daha doğal ne olabilir.


Daha üç ay öncesine kadar Başkanlık sistemine karşı çıkan AKP için en sert eleştirilerde bulunan Devlet Bahçeli ani bir dönüşle gündeme getirip, meclisten geçmesini sağladı. Ne oldu da böylesi bir dönüş oldu? Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığını isteyen çevreler mi bir ışık yaktı?


 Yoksa birden fazla ışık yaktı da ışık huzmesi birilerinin gözünü mü aldı? Hele ’16 Nisan’da demokrasinin Sakarya Savaşı’nı yapacağız. Bu savaşı bir kez daha milletçe kazanacağız.’ Sözünüze ne demeli? Yunanlılar Afyon’da, İtalyanlar Antalya’da, Fransızlar Gaziantep’te, İngilizler İstanbul’da da biz mi bilmiyoruz. Milletin tek yürek olduğu Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kendi emel ve düşünceleriniz için kullanmanız yanlış değil mi?


Merhum Necmettin Erbakan’ın kurduğu Saadet Partisi’nin şimdiki Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu sizin uçuş dediğiniz bu gidişatla ilgili “asıl tehlike ve suç bu milleti ‘evetçiler’  ve ‘hayırcılar’ diye kamplara bölüp kutuplaştırmaktır. Bu gidişattan endişeli olduğumuz için Hayır diyoruz” diyerek karşı çıkmakta ve hayır oyu vereceklerini belirtmekte.


Yazının başında da belirttiğim gibi; yaradılışımızda vücudumuzun sahip olduğu kontrol mekanizmalarına, ülke yönetiminde de ihtiyacımız var. Demokratik sistem içerisinde kontrol mekanizmalarını geliştirmek, güçlendirmek; halkın iradesini temsil eden TBMM’nin desteğine sahip Cumhurbaşkanı hem içerde hem de dışarıda daha güçlü olacaktır. Bugün Cumhurbaşkanı sahip olduğu bu gücü kullanmaktadır. Referandum da hayır çıksa da bir değişiklik olmayacaktır. İyi pazarlar.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.