
Liselerde Osmanlıca...
İktidar ile Fethullah Gülen Cemaati arasındaki dershane kavgası, yaklaşan seçimler nedeniyle askıya alındı derken, yine başladı.
Hem de dozunu artırarak.
Karşılıklı operasyonlar.
Ortalık toz duman.
***
AKP iktidarı, Fethullah Gülen Cemaati’yle yollarını ayırırken, boşluğu başka dinsel vakıflar dolduruyor.
Cumhuriyet’te 17 Aralık 2013 tarihli, Aykut Küçükkaya’nın “MEB’de Osmanlıca Seferberliği” adlı haberi şöyle:
“Milli Eğitim Bakanlığı Osmanlı Türkçesini bütün liselerde seçmeli ders olarak getirince, dersi verecek öğretmen sıkıntısı çekti.
MEB daha önce tüm Türkiye’de Osmanlı Türkçesi kursları açmak için anlaştığı Hayrat Vakfı’yla bu kez ‘öğretmen yetiştirmek’ için protokol imzaladı.
Böylece Milli Eğitim öğretmeninin bir vakıf tarafından eğitilmesinin önü açılmış oldu.
81 ilin valiliğine yazı gönderilerek, eğiticilerin bulunmasında Hayrat Vakfı ile işbirliği yapılması istendi.”
***
MEB’in birçok uygulaması gibi bu kararı da çağdaş ve bilimsel eğitimden uzak.
Bakanlık bir yandan bütün öğretmenlerin niteliklerini yükseltmek için, kimi üniversitelerle birlikte onları yüksek lisanstan geçirmek için hazırlık yapıyor, bir yandan da dinsel bir vakıfla protokol imzalayıp kursla, apar topar öğretmen yetiştiriyor.
Üstelik yaklaşık 300 bin atanamayan öğretmen varken…
Nitelikli öğretmen açığında Türkiye, OECD ülkeleri arasında
yüzde 78’le birinci sıradayken (Milliyet 17/6/2013, Güven Özalp, Brüksel)…
Yeni açıklanan 2012 PISA sonuçlarında da Türkiye’nin eğitim durumu içler acısı.
34 OECD ülkesi arasında 32’nci, 64 ülke arasında 43’üncü sırada.
Matematikte, fende, okuduğunu anlama becerisinde dökülüyor.
Öğrenciler doğru dürüst Türkçe bilmiyor, okuduğunu anlayamıyor.
Sen kalk, bu durumda ilkokullara Arapça, bütün liselere Osmanlıca Türkçesi diye bir ders koy.
Kel başa şimşir tarak!
CHP Ankara Milletvekili Sayın Gülsün Bilgehan bir soru önergesi vererek konuyu TBMM gündemine taşıdı. Bakalım MEB bu soruları nasıl yanıtlayacak?
***
İşin uzmanları daha iyi bilir.
Osmanlıca Türkçesi diye ayrı bir dil yok.
Bir dönemde Türkçe, Arapça, Farsça sözcüklerin karışımına verilen ad, Osmanlıca.
Halkın ilgi göstermediği, benimsemediği, yalnızca seçkinlerin, sarayın kullandığı bir dil çorbası.
Bugün nasıl başta İngilizce başta olmak üzere yabancı sözcükler dilimizi kirletiyorsa, bir dönem de Arapça ve Farsça dilimizi bozmuş.
Daha önce de (18/2/2012) bu köşede yazdık:
“Şemsettin Sami’nin 20. yüzyılın başında yazdığı Osmanlıca sözlük ‘Kamus-ı Türki’de, dilci Ömer Asım Aksoy’un belirttiğine göre yaklaşık 30 bin sözcük varmış.
Bu sözcüklerin de 15 bin 600’ü Arapça ve Farsça, bin 160’ı başka dillerden gelen sözcük, geri kalanı da Türkçe sözcüklerden oluşuyor.”
***
Osmanlıcadan kurtulma, dildeki özleşme çabaları Ömer Seyfettin, Ali Canip önderliğinde 1911’de çıkan Genç Kalemler dergisinde başladı. Ziya Gökalp de bu hareketi destekledi.
Ancak, birçok alanda olduğu gibi Türkçenin asıl benliğine kavuşması, serpilip gelişmesi Atatürk’ün önderliğinde başlatılan Dil Devrimi’yle gerçekleşti.
***
Türkçenin başına gelenleri, Divan Edebiyatı’nı incelemek için, kimi üniversitelerin ilgili bölümlerinde Osmanlıca okutulabilir.
Zaten AKP döneminde açılan sosyal bilimler liselerinde zorunlu ders olarak okutuluyor.
Ancak bütün liselerde seçmeli ders olması, hele bu dersin dinsel bir vakfın yetiştirdiği öğretmenler eliyle okutulması kabul edilemez.