Kadın, siyaset ve muhafazakârlık!
Geçen hafta en çok konuşulan konulardan biri CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin arasında geçen tartışmaydı. Önce olayı anımsayalım;
Kamer Genç, hazırlattığı Çanakkale belgeselinde Mustafa Kemal’in adını geçirmeyen Fatma Şahin’e “Atatürk olmasa hangi tarikat mensubunun, bilmem kaçıncı hanımı durumuna düşerdiniz” dedi. Bu sözleri hakaret olarak algılayan Şahin, Genç’e aşırı denebilecek ölçüde sert tepki göstererek, hakaret ve tazminat davası açtı.
Fatma Şahin, Genç’e neden kızdı anlayamadım. Gerçek durum bu değil mi? Kurtuluş Savaşı sonrası kazanılan Cumhuriyet değerleri sayesinde kadınlar en azından hukuksal olarak kul ve köle olmaktan çıkıp seçme ve seçilme haklarına sahip eşit yurttaşlar olmadı mı? Yalnızca kadınlar değil aynı zamanda erkekler de bu günlere ulaşmadı mı?
Bakan Şahin, bir bakan olarak değil, bir kadın, anne olarak, Genç’in sözlerini üslupsuzluk ve hadsiz bir tutum olarak değerlendirdiğini söylerken, neden bakan olduğunu dâhil etmemiş acaba? Bakanlığın adını değiştirip kadının birey olarak değil ancak ailede olursa kadın olarak görülmesini savunduğu için olabilir mi? Ya da hala kadınların şiddet görmelerini ve cinayetlere kurban gitmelerini bakanlık olarak önleyemedikleri için böyle bir tepki gösterebilir mi?
Fatma Şahin, böyle bir tartışmanın içine neden “hakkı bileceksin” diyerek “hakka” gönderme yapıyor. “Hak” yani “Allah” işin içine katılarak tartışmayı bir çıkmaza sürüklüyor. Bir Anadolu kadını olduğunu hatırlatan Şahin, Anadolu kadınının Kurtuluş Savaşı’nda nasıl mücadele verdiğini unutuyor.
Şahin, Genç’e tepkisini şu sözlerle dile getirmeye çalışıyor; “Hele benim arkamda dimdik Şahinbey'in torunları varken, Şehitkamil'in torunları varken, Oğuzeli varken, bu milletin duası varken, sen hiçbir şey yapamazsın. Yapamadı, parlamentoya giremedi. O yürek yok, o cesaret yok.”
Arkasında kimler varmış da biz bilmiyormuşuz Şahin’in. Adını saydığı Antep savunmasının o kahramanlarının Şahin’in arkasında işi yok. Onların bu ulusun kolektif hafızasında ve Cumhuriyetin kurucuları arasında ebedi yerleri var.
Şahin gibi, “milletin duasıyla” ayakta durabilen bir bakandan başka ne beklenir ki! Böyleleri ancak ucuz bir milliyetçi-dinci söyleme sığınabilirdi, Bakan Şahin de onu yapıyor.
Genç, Fatma Şahin’e yönelik sözleriyle ilgili olarak, “Atatürk olmasaydı sen o bakanlık koltuğunda oturamazdın. Cumhuriyet ilan edilmeseydi Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi bir yönetim olurdu. Bir erkek arkasında dört kadın bulunurdu. Ben kendisine bunu tarif etmek istedim” diyor. Fatma Şahin’in zaten yanlış anladığını sanmıyorum. “İşine geldiği gibi anlamak”, günümüz siyasetinin en belirgin özelliklerinden biri olduğu için, döneme uygun davranıyor.
Bu olayın ardından Meclis'te tüm partilerin girişimiyle Kamer Genç'e kınama cezası verildi. Aylin Nazlıaka ve Bülent Arınç arasında geçen tartışmada Meclis’in aklına neden Arınç’a kınama cezası vermek gelmedi de Genç’e böyle bir ceza verildi? Biri bunu açıklayabilir mi?
Muhalefetteki kadın milletvekillerinden neden Şahin’e destek gelmediği de tartışıldı. Peki, Nazlıaka’ya iktidara mensup kadın milletvekillerinden nasıl bir destek gelmişti? Ben anımsamadım da…
***
Geçen haftanın gündeminde yer alan bir başka olay da hukukçu Prof. Dr. Kezban Hatemi’nin Akil İnsanlar Heyeti ile gittiği Siirt’teki bir Medreseye kadın olduğu için alınmamasıydı. Akil İnsanlar Heyeti, Başmüderris Molla Burhaneddin Mücahidi ile görüşmek için Medreseye gidiyor. Heyetin erkek üyeleri Molla Burhan Medresesi’nin üst katına çıkarken, Prof. Dr. Kezban Hatemi’nin ise görüşmeye katılmaması rica edildi. Molla Burhan Medresesi’nin kadınların giremediği salonunda görüşme yapılırken, Prof. Dr. Hatemi, alt kattaki bir odada bekledi.
Medrese yetkilileri, kadınların medresenin içerisine girmemesinin çok eski bir gelenek olduğunu ve Prof. Hatemi’ye geleneğin bozulmaması için bu konuda ricada bulunduklarını belirtti. Gelenek mi yoksa dinci kurallar gereği mi? İslam’ın kadınları nasıl toplum dışında tuttuğunu yazınca, kimi dinciler topa tutuyor yazılanları. Bakalım buna ne diyecekler?
Gelenek mi? Güldürmeyin beni.
Kezban Hatemi’nin bu olan bitene duyarsız kalması ise hem kadınlık hem de insanlık adına utanç verici olmakla birlikte, kendisine hiç de şaşırmadığımı söylemeliyim. Çünkü Hatemi, bu akıl ve bilim dışı anlayışın yeniden egemen olmasına katkıda bulunan kişiler arasındaydı. Doğasından/cinsinden gelen ve hiçbir şekilde yok edemeyeceği bir “günahkâr” olarak o odada tutulurken acaba ne düşündü? Merak işte!
twitter.com/ranaulas