Yasaklar hayatımızın her alanını kuşatmış halde. Yasak türleri arasında toplumu en çok etkileyen de “sansür”dür... Sansür deyince aklımıza ilk gelen hedef öncelikle kitle iletişim araçları, sonra da sanat eserleri. Sinema, hem kitlelere yönelik olmasıyla hem de sanat eseri olmasıyla sansürün en özel kurbanıdır.

Sinemanın kitleler üzerindeki etkisi anlaşılmaya başlayınca, sinema filmleri için çeşitli düzenlemeler ve yasaklar getirilmiştir. Kamu otoritelerince sansüre uğrayan ilk film, bir ölüm cezasının infazını gösteriyordu. Film sansürü ilk olarak 1911’de İsveç’te, merkezi bir sansür örgütünün yetkisine verilmiştir. İsveç’i 1913’te çıkardığı sansür kanunuyla, Norveç izlemiştir. 1920’de çıkan Alman Sansür Yasası, Germen ırkı aleyhinde olan ve sarsıcı nitelikte bulunan filmlerin yasaklanmasını öngörmüştür. İkinci Paylaşım Savaşı ile birlikte filmlerin eğitici ve propaganda yanlarının daha çok önem kazanması, “sinema filmlerinin denetlenmesine ilişkin” sistemlerin doğmasına yol açmıştır. Bu sistemi, ‘Sansür Sistemi’ ve ‘Kendi Kendini Denetleme’ yani ‘otosansür’ olmak üzere ikiye ayırabiliriz..

Türk sinemasında sansür olayına da değinecek olursak… Sinemanın bu topraklara gelmesiyle birlikte Türk sinemasında da sansür uygulamaları görülmeye başlamıştır. Osmanlı döneminden başlayarak, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar Türk sinemasında çeşitli sansür uygulamaları görüldü. Sinema tarihimizdeki ilk sansürün, Fransı- zlar tarafından uygulandığını öğrenmek şaşırtıcı olsa gerek! Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, aynı adlı eserinden uyarlanan 1919 tarihli “Mürebbiye” filmi, sansür engeliyle karşılaşan ilk Türk filmi olma talihsizliğiyle sinema tarihine geçmiştir. Filmde, çocuk bakıcılığı yaptığı evdeki bütün erkekleri baştan çıkaran Fransız Anjelik'in, hikâyesi anlatılır. Mürebbiye filmi, İstanbul'daki gösterimi sırasında Fransız Generel Franceht d'Esperey'i çileden çıkarmıştı. Bir Fransız kızının böylesine “düşük ahlaklı” gösterilmesine kızan General, filmin İstanbul'daki gösterimini bir süre sonra durdurdu. “Mürebbiye”, Anadolu seyircisine ise hiç ulaşamadı.

Sinemamızdaki birçok yönetmen, sansürün belirlediği kriterlere uygun olmayan filmler çektikleri için sansür kuruluyla ciddi çatışmalar yaşamıştır. Sinema tarihimizde o kadar komik gerekçelerle filmler budanmış ki… Örneğin; Metin Erksan’ın Aşık Veysel'in hayatını anlattığı 1952 tarihli ilk filmi Karanlık Dünya’nın sansür kurulu tarafından yasaklanması… Sansürün nedeni, ekinlerin cılız olarak filme alınmış olması! “Türkiye’nin yoksul bir ülke olarak gösterilmesi” gerekçesiyle yasaklanmıştı bu film.

Sansür, Türkiye'de bütünüyle kültürel yapıyı tek düze hale getirerek siyasal otoriteye bağımlı nesiller yetiştirilmesi için kullanılmıştır demek yanlış olmaz sanırım.

Edebiyat, tiyatro, resim ve heykelde de yasaklamalara gidilmiş olmasına rağmen hiçbir sanat dalı özel hüküm ve tüzüklerle sansür edilmemiştir. Sinema ise özel yasa ve tüzüklerle adeta boğulmaya çalışılmıştır, Türkiye’de. Son dönemde sinemanın yaşadığı talihsizliğin aynısı hatta kat be kat fazlası basın dünyasında yaşanıyor. Medyanın hali sinemadan vahim!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.