Bu köşede "yazmıştım" ya da "demiştim" cümlesini hiç kullanmadım.
Ama izninizle bugün sözlerime "Emperyalizmin pençesinden, 17 Ekim'de Rusya'nın tasallutundan kurtulmak" başlığı ile yazdığım yazıya atıfta bulunarak başlamak istiyorum.
Tahran ve Şam seyahatlerinden doğan deneyimlerime demiştim ki, Türkiye İran'a mesafeli durmamalı. Türkiye ve İran özellikle Suriye'de de Irak'ta da sadece ABD veya Rusya üzerinden siyaset geliştirmemeli.
Türkiye'nin de İran'ın da ABD ve Rusya başta olmak üzere uluslararası bağlantıları ve ittifakları var.
Ama bu ikili işbirliği ve bölgesel ittifakın önünde engel olmamalı.
Günümüz de tarihsel bağlarımız da bunu emrediyor.
Türkiye Irak'ta ABD, Suriye'de de Rus tezine oynuyor. Kendi tezini seslendirmiyor.
Bu da güçsüzlükler birleşince güvensizlik yaratıyor.
O zaman şartlar Türkiye'yi bölgesel bir güç olmaktan hızla uzaklaştırıyor.
İç siyasete boğulması da bunu tetikliyor.
Türkiye, benim de altını çizdiğim gibi Mesut Barzani'nin daveti ile Musul'da devreye girdi. Yani Türkiye Barzani'nin daveti ile masaya oturma yolunda önemli bir adım attı. Topçu desteği ile yandan oyuna, sahaya girdi. Yetmez...
Sözcü'den Zeynep Gürcanlı da yazdı. İran'a yakın bir isim olan Golan, Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtsever Birliği Mesut Barzani'yi zorluyor. Mesut Barzani'nin Kürdistan özerk bölge başkanlığı Musul'da alınacak sonuca bağlı diyebiliriz. Başkanlık iddiasını sürdürmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi...
Musul sadece bir kentin adı değil...
Musul-Kerkük bir eyaletin adıdır. Musul merkezde de Kürt nüfus ağırlıklı değildir. ABD de zaten bu toprakların IŞİD'den temizlenerek Bağdat merkezli eski sınıra çekilmesini savunuyor.
Görünen o ki, ABD Musul'a girerek Irak içinde bir Arap-Sünni devletinin yolunu açacak.
Yönü İran'a dönük bir Şii Devlet yapılanmasının da… Ardından da Suriye'ye dönecek.
Söylemiştim. Unutulmamalıdır ki, Türkiye + İran birleşik güç olarak Rusya'yı tartmaktadır.
Türkiye + İran + Rusya ise ABD'yi tartmaktadır.
Batı emperyalizmi o nedenle, Türkiye-İran-Rusya üçgeninin her bir kenarını ayrı ayrı kırmak zorundadır.
Oysa bu üçgen, bugün tarihte hiç olmamış olduğu kadar olası görünmektedir.
Türkiye'nin Batı emperyalizminin pençesinden Rusya'nın tasallutuna düşmemesinin reçetesi ise İran'la güçlü ittifakı olacaktır.
Türkiye, iç siyasetini düzenlemezse dış politikada güçlü olamaz. Dış politikasını da bir kişinin iki dudağı arasına emanet edemez.
Başbakan Binali Yıldırım önceki gün Yenikapı ruhuna sahip çıktı. Baştan beri söylüyoruz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da özel sohbetlerinde sık sık vurgu yapıyor. Başbakan Binali Yıldırım samimi. Bakışı da, yönü de doğru. Ama...
Bu ama içinde sadece Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yok. Binali Yıldırım üzerinden en keskin muhalifler bile Erdoğan ile arasında bırakın güven bunalımını en ufak bir güvensizlikten bile söz etmiyor.
CHP dâhil hiç kimsenin de böyle bir beklentisi yok... Tam tersi anlayışla da karşılıyor.
Ama var olduğunu söylediği, Yenikapı ruhuna sahip çıkmasını da bekliyor.
Ne yapacak CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu?
Ne bekleniyor?
Sorumluluk yok, bilgilendirme yok, muhataptır yok, tavsiye dinlemek yok ama Yenikapı ruhu var.
Olur mu? Olmaz! Hatta gereksiz FETÖ suçlaması var.
Asıl sorun AKP içindeki saman alevi gibi için için tüten dumanlı mücadele.
İktidar yıprandı. Kendisini yenilemiyor..
Muhalefetle yürümüyor... Muhalefete muhalefet olur mu?
En önemlisi iktidar kanadı birbirini FETÖ mensubu diye gammazlıyor.
Eskiden İstanbul'da amele evleri denilen bekâr evleri vardı. Bu evlerde memleketinden çalışmaya gelen vasıfsız işçiler kalırdı.
Meşhur hikâyedir. Siirtli amele Fatih Kadınlar Pazarındaki amele evinde kalıyor. Amele evlerinde banyo yok. Onlar da hamama gidiyor. Ama bizim Siirtli huysuz. Hiçbir şey beğenmiyor. Hamamcı da kendisini içeri almama kararı vermiş. Aradan bir ay geçmiş. Bizimkisi bunalmış. Araya aracılar, dostlar koymuş. İşyeri sahibi, "şikayetlenmemesi" koşuluyla izin vermiş. Amele hamama girmiş, hamam sahibi de elbiselerini alıp saklamış. Banyo bitmiş. Peştamal ile ortada kalan amele söz de vermiş şikayetlenmeyeceğine. Ama elbisesiz de olmaz. Kendisine muzip muzip bakan arkadaşlarına ve hamamcıya dönerek, "Allah için deyin gardaş, ben buraya bele mi geldim?"
Sayın Binali Yıldırım…
Allah için deyin, Türkiye bu noktaya nasıl geldi?

 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.