“Sinema bir din olsaydı, Stanley Kubrick o dinin tanrısı olurdu.” Hakkında böylesine iddialı bir şey söylenen bu adamı sinemadan az çok anlayan herkes bilir. En kötü ihtimalle adını duymuştur. Öyle bir yönetmen ki, yaklaşık elli yılda sadece 13 tane uzun metrajlı film çekmesine rağmen sinema sanatını derinden etkilemeyi başarmıştır. Kubrick’in nerdeyse her biri ayrı türde olan filmleri, kendi türlerinin klasikleri arasına girmiş ve ‘kült film’ olmuştur. Örneğin 1964 yapımı ‘Dr. Strangelove’ (Dr. Garipaşk), komedi/kara-mizah türünde çoğu eleştirmene göre hâlâ aşılamamış bir filmdir. Veya bilimkurgu türünün en derin ve en iyi filmi olarak görülen 1968 yapımı ‘2001: A Space Odyssey’ (2001: Bir Uzay Destanı), Kubrick’i ölümsüz kılan filmlerdendir. Savaş filmlerinin en destansı başyapıtlarından, militarizme ve savaşa sert eleştiriler yüklü iki filmi; ‘Paths of Glory’ (Zafer Yolları- 1957) ve Full Metal Jacket (1987) nasıl unutulur? Korku/gerilim türüne ayar verdiği ve Jack Nicholson’ın müthiş oyunculuğu ile ‘The Shining’ (Cinnet -1980) bugün bile en iyi gerilim filmlerinden biri olarak gösteriliyor.

Kubrick hakkında yazılanlara, söylenenlere bakarsanız karşınıza en çok çıkan kelime ‘mükemmellik’ olur. Kubrick, sinemada mükemmelliğin diğer adıdır. Usta yönetmen, filmlerinde mükemmelliğe ve teknik kusursuzluğa ulaşmaya çalışmıştır. Kubrick, son derece titizdir; kamera açıları, ışık, makyaj, kostüm gibi konularla bizzat ilgileniyordu ve bu da çok uzun çekim sürelerini beraberinde getiriyordu. Bir sahneyi onlarca defa çekmesi pek çok oyuncusuna saç baş yoldurtmuştur. Yönetmenliğini yaptığı tüm filmlerinde senaryodaki en ince detayların yanı sıra; ses montajlarından görüntü akışına hatta -eğer varsa- özel efektlere kadar bizzat ilgilenmiştir. Mü- kemmeliyetçi kesin tavrı ve üstünde özenle durduğu ayrıntıları sayesinde filmleri özgünlüğü ve kaliteyi yakalamış; fotoğrafçı geçmişi sayesinde de her filmi görsel bir senfoniye dönüşmüştür. Zaten 50 yılda 13 film çekmesini bu ince eleyip sık dokuması ile açıklayabiliriz, belli ki az olsun ama öz olsun demiştir usta.

Film kamerasını bilimsel bir enstrüman olarak kullanan Kubrick, sinematografik olarak mükemmeliyetçi olmasına karşılık, filmlerindeki karakterler, mutlak iyiyi ya da kö- tüyü temsil etmez. Aksine Kubrick’in filmlerinde yer alan karakterler, iyi ve kötü gibi temel zıtlıkları bir arada bulundurur. Kubrick seyircinin önüne iyi, dü- rüst, çalışkan gibi olumlu karakter niteliklerine sahip örnek bir rol modeli çıkarmak sorumluluğunu ve zorunluluğunu kendinde hissetmez. O, insan doğasının bir parçası olan ancak toplumsal normlara uygun oranlarda bastırılan şiddet, öldürme ve cinsellik ile ilgili dürtülerini eyleme geçiren karakterleri kullanır. Sinema tarihinin köşe taşlarından biri olarak kabul edilen Kubrick, 7 Mart 1999’da uykusunda geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybettiğinde 71 yaşındaydı.

Tüm bunlardan sonra şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki Stanley Kubrick, sinemanın en dâhi ve en asi yönetmenlerinden biriydi. O sadece sinema sanatı için yaşadığı izlenimini veriyordu. Eserlerinin zamana rağmen eskimemesi ve hâlâ dikkatle izleniyor olabilmesi de onun ne denli büyük bir yönetmen olduğunu gösterir.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.