70’lerin Türk erotik filmlerinde Aydemir Akbaş, Mete İnselel gibi çelimsiz, kara kuru, çirkin aktörler çok tutuluyordu. Fiziksel açıdan ortalama film seyircisi, böyle filmlerde Bülent Kayabaş, Behçet Nacar gibi yakışıklı, karizmatik ve boylu poslu oyuncuları görmek yerine, fiziksel olarak kendilerine yakın hissedecekleri bu oyuncuları görmek istiyorlardı. Çünkü kendilerini özdeşleştirmede sorun yaşamıyorlardı. “Bunlar bile yaptıktan sonra…” gibi bir düşünceye sahiptiler ve bu yüzden bu aktörlerin oynadığı filmlere akın ediyorlardı.

12 Eylül darbesinden sonra yerli sinema neredeyse tükenme noktasına gelmiş, video kasetlerin de yaygınlaşmasıyla sektör artık iyice çıkmaza girmişti. Film üretiminin oldukça azaldığı ve o eski şaşalı Yeşilçam günlerinin özlendiği dönemlerdi. En çok "iş yapan" filmler arabesk soslu filmlerdir. Küçük Emrahların, Küçük Ceylanların, Banu Alkanların, Serpil Çakmaklıların, Nuri Alçoların dönemidir aslında. Ancak bu dönemde öyle güzel filmler de yapılmıştır ki... Şunu da eklemek gerekir ki; 1980'lerde Atıf Yılmaz, Müjde Ar, Yavuz Turgul ve Şener Şen film çekmemiş olsaydı “80’lerin yüz akı filmleri” diyebileceğimiz bu dönem çok kısır kalacaktı.

Bir hocam vardı, “Uzun metraj romansa, kısa film şiirdir.” derdi. Az zamanda çok şey anlatması gereken kısa filmi, az sözle çok fazla şey anlatma iddiasındaki şiire benzetmek mükemmel bir analojiydi doğrusu. Bir başka hocam da yine kısa filmler üzerine şöyle demişti. “Bir kısa filmin öğrenci filmi olup olmadığını sigara içilip içilmediğinden anlayabiliriz.” Devam etti sonra, “Zira öğrenci filmlerinde hep sigara içilir.”

Marlon Brando'nun 1973 yılında The Godfather filmiyle kazandığı En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını reddetmesi sinema tarihinin önemli olaylarından biridir. Baba'nın amacı Kızılderililerin uğradığı haksızlıklara dikkat çekmek ve Kızılderililerin mücadelesine manevi destekte bulunmaktı. Brando, törene kendi yerine bildiri okuması için “Küçük Tüy” adlı genç bir Kızılderili kadını yolladı. Sahneye çıkan Kızılderili kıyafetleri giymiş olan genç kadın, kendisine uzatılan Oscar heykelciğini el işaretiyle reddetmiş ve kısa bir konuşma yapmıştır:

“200 yıl boyunca toprağı, yaşamı, ailesi ve özgür olma hakkı için savaşan yerli halka şöyle dedik: ‘İndir silahını arkadaş, gel beraber oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş, barıştan söz ederiz senle, anlaşırız senin hayrına.’ Silahlarını indirdiklerinde ise onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik ki hiçbir zaman sadık kalmadığımız ve adına antlaşma dediğimiz o kâğıtları zorla imzalasınlar. (…)

(…) Sorulmamış soruların cevabı, sinema dünyasının da en az diğerleri kadar yerlileri küçük düşürmekle, onları vahşi, düşmanca ve kötü göstererek karakterleriyle alay etmekle sorumlu olmasında yatıyor. Bu dünya çocukların büyümesi için zaten yeteri kadar zor. Yerli çocuğu televizyon izlerken film de izler ve soyunu filmlerde anlatıldığı gibi görünce o zihinlerin nasıl zedelendiğini bilmemiz mümkün değildir. (…)”

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.