Türkiye gerçekten çok zor bir dönemden geçiyor. Kritik bir dönem demek daha doğru olur…

Anayasa değişikliği ile rejim ya da yönetim değişikliği tartışmaları yaşanan siyasi anaforlar. Buna bağlı olarak siyasi partiler ve TBMM yapısında ne tür yapısal değişiklikler olacağı yönündeki beklentiler.

TBMM 330 oy ile referandumun yolunu açacak mı?

Bu çok kolay olmayacak. Oldubittiye getirilmek isteniyor. Ama milletvekilleri ve siyasi partiler kendi iplerini çekecek bu oylamada oy kullanmak istemiyor.

Başbakanla cumhurbaşkanlığı makamını yer değiştirecek,  bakanlar kurulu avantajını elinden bırakacak referandum yolunu AKP, CHP ve MHP, HDP milletvekilleri kuzu kuzu açacak mı?

İşin püf noktası budur.

Cumhurbaşbakanlığı sistemi ile bakanlar TBMM dışından atanacak. Başbakan yerini iki adet 2. Başkan yardımcısına bırakacak. Bu yapısal değişme karşı 330’u bulmak hala çok zor.

En zor da CHP’nin durumu. Bir yandan gece gündüz çalışan, didinen bir genel başkan ülkenin birlik ve bütünlüğünü korumak zorunda. Diğer yandan muhalefet görevini yapmak zorunda. Hem de terör baskısı altında.

 

Ve terör…

İstanbul Beşiktaş, Dolmabahçe'deki kanlı saldırı ülkemizin nasıl bir terör belasının  içine sürüklendiğini bir kez daha acı bir şekilde gösterdi. Saldırının ardından medya terörü lanetleyen manşetler attı; Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’dan HDP’ye kadar herkes bu saldırıyı kınayan açıklamalar yaptı. Ama eğer terör bir kader değilse, mesele lanetlemenin ötesinde ne yapılması gerektiğinde düğümlenmektedir.  

Terör ve şiddet  AKP iktidarı tarafından ülke siyasetini dizayn etmenin bir aracı olarak kullanılması sorunun bir tarafıdır.

Ama aslı sorun uluslararası terördür. Türkiye adına ister PKK, ister IŞİD ne derseniz deyin uluslararası terörün kuşatmasındadır.

Gün birlik günüdür.

TAK’ın Beşiktaş saldırısından hemen önce Ankara, Gaziantep  ve Diyarbakır’da IŞİD saldırıları olabileceğine dair istihbarat raporları dolaşıyordu.

Zaten terörün amacı kitleleri umutsuzluğa sürüklemek değil mi?

Korkmayacağız, sinmeyeceğiz.

Bu konuda ülkemizin önünde iki yol var. Ya Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi gibi AKP iktidarının adeta sözcülüğüne soyunan kişilerin dediği gibi terörle yaşamaya alışacağız. Ya da terörle yaşamak istemiyorsak, bu terörü yaratan iktidarın politikaları sorgulayıp onları değiştirmek için mücadele edeceğiz.

Bugün AKP İktidarı ülkede terörün üç odağı olduğunu söylüyor. 

Bunlardan birincisi, FETÖ dediğimiz örgüt.

AKP İktidarının ‘’ne istediler de vermedik” dediği ve 2002’den 2013’e kadar 11 yıl boyunca adeta iktidar ortağı olarak birlikte yürüdüğümüz dedikleri bir yapılanma. Dolayısıyla bugün FETÖ adı verilen bu terör odağı ortaya çıkmışsa, bu odağın yaratılmasında AKP iktidar birinci dereceden sorumludur.

Üstelik bugün AKP içinde hala FETÖ’cü belediye başkanı ve milletvekilinden söz ediliyor.

İkinci olarak, IŞİD…

O da bu iktidarın Suriye  müdahale politikası bağlamında ortaya çıkan eli kanlı bir örgüt. Bu örgüt, Esad’ı devirmek ve  Suriye deki Kürt özerkliğini engellemek için bir dayanak olarak görülüyordu. Fakat uluslararası güçlerin IŞİD’e karşı çok yönlü kuşatma ve operasyonlarından sonra bu örgüt Suriye’ye müdahale için işlevli bir araç olmaktan çıktı. Ancak IŞİD’e verilen destek geri çekilince bu kanlı örgüt bu kez ülkemiz içinde uyuyan hücrelerini harekete geçirip saldırılarını ülke içine yöneltmeye başladı. 

Üçüncüsü de PKK. Nereden çıktı TAK? Söyleyeyim. TAK ya da benzeri örgütleri yaratan Kürt sorununun savaş ve şiddet politikalarıyla çözülmesindeki ısrardır.

TAK gibi örgütlerin pan zehiri Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset kanallarının açık tutulmasıdır. Ancak maalesef ülkedeki iktidar öncesi bir yana son bir buçuk yıldır Kürt sorununu bir terör sorunu  olarak ele alan bir tutum ortaya koymuş ve demokratik siyasetin bütün kanallarını kapamış durumdadır  Kürt sorunu da terör sarmalının  bir parçası haline getirilmiştir.

Özetle ülkeyi bu kanlı ve karanlık anafordan kurtarmanın yolu, lanetlemenin ötesine geçerek terörü yaratan politikaların sorgulanmasından geçmektedir. Çünkü ne terör, ne de bu terör kullanılarak inşa edilmek istenen tek adam yönetimi  ülkemizin kaderi değildir.

Daha dün Mustafa Kemal Atatürk  nasıl ki ‘kurtuluşumuz cumhuriyettir’ dediyse bugün de Ülkemizin kurtuluşu Cumhuriyettir.

 

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.