DÜN birçok gazetenin internet sitesinde kaçak sakatat haberi vardı.
İstanbul’da yapılan operasyonda Norveç’ten getirilen 30 ton kaçak sakatat ele geçirilmiş.
İzmir Gümrük Muhafaza Müdürlüğü de Afyon’da 65 ton kaçak ciğer yakalamış.
Polonya’dan getirilen ciğerler ve Norveç’ten getirilen sakatatlar hayvan yemi olarak ülkeye sokulmuş.
Geçen yıl saman ithalatına yeniden başlayan Türkiye’de sakatat kaçakçılığı şaşırtıcı bir haber olmayacak gibi görünüyor.
Tarım politikalarının çuvallamasının ardından samandan sakatata, pirinçten hayvan yemine kadar her şeyi ithal eder hale geldik.
Geçen haftaki yazımda Türkiye’nin gıda hammaddesi ithalatının geldiği boyutu yazmıştım.
Artık gıda sektörü de cari açığa direkt etki ediyor.
Bugüne kadar Türkiye’nin cari açığının en büyük nedeni enerji ve ara malı ithalatıydı, listeye gıdayı da eklemiş olduk.
Peki, bazı “uyanıklar” neden sakatat kaçakçılığı yapıyor?
Nedeni oldukça basit, çünkü sakatat fiyatları artık altınla yarışıyor.
Türkiye’nin yurtdışından yaptığı karkas et ithali, et fiyatlarını düşürürken sakatat fiyatlarının ise yüzde yüz oranında artmasına neden oldu.
Etler kesilmiş olarak ithal edildiğinden sakatat sınıfına giren ciğer, böbrek, dalak, kuyruk yağı, kelle gibi ürünler gelmiyor.
Bu nedenle birkaç yıl öncesine kadar kilosu 10 ile 15 lira arasında değişen sakatat fiyatları üç katına çıkmış durumda.
Örneğin 2010 yılında kilosu 12 lira olan kuzu ciğeri 2017 sonunda 55 liraya, 10 lira olan dana ciğeri de 45 liraya çıktı.
Kokoreç ise el yakıyor, kilosu 70 liraya dayanmış durumda.
Şu anda İstanbul’da hayvan kesimi sadece Pendik’teki mezbahada yapılıyor.
Eskiden günde 600 hayvanın kesildiği mezbahada bugün sayı 130-140’a inmiş durumda.
15 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’da bu sayı bir semtin ihtiyacını ancak karşılar.
2010 yılından itibaren sakatatı kasapların haricinde marketlerin de satmaya başlaması, fiyat dengesini değiştiren etkenler arasında.
Normal koşullarda etin üçte biri oranında olan sakatat fiyatları da bu tarihten itibaren yükseldi. Özellikle son 2 yıldır artık adeta karaborsa oldu, mal bulmakta zorlanır hale gelindi.
Fiyatların el yakması başka çözümleri de beraberinde getirmiş durumda.
Örneğin çorbacılarda artık “paça çorbası” bulmak oldukça zor!
Koyun ya da dananın ayağından yapılan bu çorbanın içinde ciddi oranda kalojen bulunuyor, bu nedenle doktorlar, paça çorbasının haftada bir ya da iki kez tüketilmesini öneriyor.
Ancak paça olarak satılan çorbaların içinde ciddi miktarda dana yanağı bulunuyor.
Paça içip derdine derman bulduğunu sananlar, dana yanağıyla avunmuş oluyorlar.
Peki, kaçakçılık yerine ithalat bir çözüm olabilir mi?
O da biraz zor!
Çünkü ithalat için özel izin gerekiyor ve yüzde 225 oranında vergisi var

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vatansevee 2018-02-18 08:27:54

sakatlarla sakatatcıların savaşı mübarek olsun inş