Yerel yönetimlerde büyük şehirlerde 12 Eylül 1980 öncesi iktidarda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi; kullanım hakkını, toplum yarar ve refahını savunan, toplumcu, kamusal değerlere ve çevreye önem veren, “Sosyal Demokrat Belediyecilik” olarak tanımlanan çağdaş belediyeciliği hayata geçirmişlerdir.   Belediye başkanları bugünkü mali olanaklara sahip olmamalarına, sendikaların güçlü toplu pazarlık yetkisine sahip olmaları gereği yüksek işçi ücreti ödemelerine, kırsaldan göç edenlerin yerel yönetimlerde fazlasıyla istihdam edilmelerine rağmen yaptıkları uygulamalar ile yepyeni bir belediyecilik örneği olmuşlardır.    Belediye başkanları kentleri; insanlığın on binlerce yıllık medeniyet mücadelelerine, özgürlük kavgalarına, demokrasi uygulamalarına, bilimsel gelişmelere tanıklık etmiş, ev sahipliği yapmış kentlerinin tarihsel bağlarını güçlendirici, kentlilik bilincini arttırıcı, kültürel ve sosyal bağları güçlendirici anlayışla yönetmeye çalışmışlardır.    Belediye başkanları; 1969 yılında Ankara, İstanbul ve İzmir’de kurulan Metropolitan Alan Nazım Planlama Bürolarının uyguladığı planlama ilkelerine uygun, kamunun ve toplumun çıkarlarını savunan kentlerine uygun yeni modeller geliştirmişlerdir.       Nazım Planlama büroları kentin ekonomik - sosyal yapısını, nüfus, iş gücü, kente gelen göç, ulaşım, alt yapı, çevre gibi faktörlerin tümünü birlikte ele alıp, yapılan anketler, analizler neticesinde yapısal ve kapsamlı planlamalar ile kentsel gelişmeyi gerçekleştirmeyi hedefleyen bürolardı.    Belediyeler; bilimi, planlamayı, kamusal denetimi dışlayan, ranta ve spekülasyonlara açık mevzi imar planlamaları yerine bütüncül planlamaları benimseyip, uygulayarak, dar gelirlilerin konut sorunlarına çözüm üretebilmek amacıyla, kooperatifleşme yoluyla ucuz, kaliteli konutlar ve uydu şehirlerle gecekondu sorununa çözüm üretmeye çalışmışlardır.    Mevcut imarlı bölgelerde tarihsel dokunun ve çevrenin korunmasına özen gösterirken, kent merkezlerinde imar yoğunluklarının arttırılarak ulaşımda ve alt yapıda yetersizliklere neden olacak, kişisel rant elde edilmesine neden olacak uygulamalara izin vermemişlerdir.   Özellikle, üç büyük kentte uygulanan metro çalışmaları, tahsisli otobüs yolları, hafif raylı sistem planlamaları ile kent içi toplu ulaşım uygulamaları öne çıkarılmıştır.    Bu dönemde kent merkezlerinde, Türkiye’de ilk kez uygulanan yaya yolları uygulamaları ile önceliğin taşıt değil yaya olduğu çağdaş şehircilik uygulamaları hayata geçirilmiştir.    Belediyeler kent halkına yaşamsal kolaylık sağlayabilmek için TANSAŞ örneği gibi halkın doğrudan daha ucuz, daha ekonomik alışveriş edebileceği kamu denetiminde örgütlemeleri kurmuşlar desteklemişlerdir.    Bu dönem de belediyelerin; kültür ve sanata verdikleri destek, deniz kıyılarını halkın kullanımına açmaları, halk plajları yapmaları, tarihi eserlerin restorasyonlarını yapıp halkın kullanımına sunmaları, belediye ekmek fabrikaları kurarak ucuz ve kaliteli ekmek üretmeleri ile felsefi olarak farklı ve halk tarafından benimsenen bir yönetim anlayışı sergilemişlerdir.   Belediyecilik siyasi duruşu, ilkeleri, modeli olan, uzun vadeli  planlamalarla kentsel gelişmeyi hedefleyen, kentin ekonomik gelişimini hızlandırabilmek için planlı sanayi bölgeleri kurulmasına yardımcı olan, halkın sadaka kültürü ile değil üretime katkıda bulunarak yaşamını sürdürdüğü merkezi yönetime demokratik eleştiri ve önerileri sunan gerektiğinde alternatif olabileceğini hissettiren bir model ve uygulama içerisinde idi.    İrdelediğinizde; üretici belediye, kaynak yaratıcı belediye, demokratik belediye, arz – talep dengesini oluşturan belediye, meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve sendikalarla dayanışma içerisinde belediye, toplumcu belediye, ülke çıkarlarını savunan belediye, bilimsel çalışmaları destekleyen yenilikçi belediye, üniversitelerle ortak proje üreten belediye, halk sağlığına önemseyen, amatör spor dallarına destek veren felsefe anlayışına sahip belediyeler…    1980 öncesi belediye başkanlarının anlayışını ve yönetim felsefelerini kısaca bu şekilde tanımlayabiliriz. Bu felsefe ve anlayışla hareket ettiği için 1973-1980 döneminde Cumhuriyet Halk Partisi yerel yönetimlerde başarılı olmuştur. CHP’nin yerel yönetimlerde özellikle üç büyük ilde yerel iktidarda bulunması demokrasimiz içinde bir denge unsuru özelliği taşıyordu.      12 Eylül bir yönüyle, CHP’nin yerelde iktidar olduğu ve halk tarafından benimsenen sosyal demokrat belediyecilik anlayışını ortadan kaldırmak için yapılmıştır. Darbenin birinci adamı Kenan Evren, Fatsa belediye başkanı Terzi Fikri’yi örnek vererek kolektif yönetim anlayışına karşı olduğunu bunun kabul edilemez olduğunu açıkça beyan etmiştir. Ankara’da da Ali Dinçer kolektif yönetim anlayışı ile belediyeyi yönetmiştir.      12 Eylül sonrası dayatılan küreselleşme programları ile, planlama kavramı esnetilmiş, ulusal-bölgeselkentsel planlama anlayışı terk edilmiştir. Ahlaki değerlerin zafiyete uğratılması, köşe dönmeciliğin öne çıkarılması, toplumsal gelecek ve toplumsal dayanışma anlayışının zaafa uğratılması ile yönetici profili ve anlayışı da değişmiştir.    Demokrasiye, evrensel değerlere, bilimsel çalışmaya,  planlamaya, kamusal denetime, toplumculuğa, çevreye, tarihe, kültürel değerlere ve ulusal çıkarlara önem veren, mevzi imar planlamaları ile kişisel ranta karşı çıkan,1980 öncesi yerel yönetim anlayışı ile bugünkü yerel yöneticilerin uygulamaları ve anlayışları arasındaki farkları, yasal düzenlemeleri,  gelecekte paylaşmak dileğiyle…  İyi pazarlar.
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.