banner87

ABD Eski Ankara Büyükelçisi Edelman Türkiye’nin iç savaşın eşiğine gelebileceğini söylemiş.


Bu bir temenni mi, tahmin mi? Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Ama iç savaş çok iddialı bir tahmin. Türkiye bu bölünmeye asla izin vermez.


Türkiye’de yaşananlar Irak ve Suriye’de yapılmak istenen emperyalist planların yansımasıdır. Suriye ve Irak’ı üç parçaya bölmek isteyen planın sahnesidir Türkiye. Pis bir tiyatronun. Türkiye karışacak. Onlar da istedikleri planı hayata geçirecekler. Sonra da hedef Türkiye. Avuçlarını yalasınlar.

 

Türkiye dış senaryolarla 12 Eylül öncesi de parçalanmak istendi. Ama sonuç ortada. Türkiye tam bağımsızlık ve bütünlükten asla vaz geçmez. Bedeli ağır olsa da… Eli kanlı katiller, maşaları ile daha geçtiğimiz gün 38 canımıza kıydı. Her gün binlerce insanın gelip geçtiği yolları kana buladı.

 

Bir yandan da ekonomik zorluklar… AKP İktidarı ekonomideki sorunları dış gelişmelere bağlasa da 15 yıllık dönemdeki uygulamalar devlet kaynaklarının nasıl çarçur edildiğini net bir biçimde gösteriyor.

 

Dolarda lira karşısında yaşanan soluksuz yükselişle birlikte Türkiye ekonomisinin sorunları kamuoyunda gündemin ilk sıralarına kadar yükseldi. Buna karşın ekonomide yaşanan sıkıntılar AKP iktidarının sorumsuz yağma mantıklı politikalarının eseri. İktidara geldiği günden beri sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket eden AKP İktidarı bir dizi uygulama ile hem devletin kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çektirdi, hem halkı daha da yoksullaştırdı.

 

Sıcak para ülkeye sokuldu, üretim yok edildi. Ülkede üretimin yerini sıcak para aldı. Son faiz artırım sürecinden önce en son 2006 yılında faiz artıran ABD, yaşadığı krizin ardından ise parasal büyüme adımını devreye sokarak tüm dünyayı paraya boğdu.

 

ABD’de faizler düşük tutulunca 2000’li yıllar boyunca küresel sermayenin de yönelimi olarak gelişmekte olan ülkelere sıcak para girişi oldu. Bizim gibi yüksek faiz veren ülkelere yoğun bir giriş yaşandı. Ancak hükümet bu bolluk’ dönemini adeta bir bahar havasın da sefahat ile geçirdi.

 

AKP iktidarının IMF’ye tam tekmil biati sürüyor. Devlet kaynaklarını yandaşlarına ve yabancı sermayeye peşkeş yoluyla yok edildi. Ülkemiz de kamusal üretimin önü kesildi, sermayeye ve dolayısıyla piyasaya bağımlı bir ekonomi yaratıldı. IMF programına paralel olarak Merkez Bankası bağımsız kılındı. 2001 krizi sonrası döviz kuru da serbest bırakılınca bugün ‘faiz lobisi’ denen yapı piyasanın ta kendisi oldu. 

 

Kamu kuruluşları peşkeş çekildi 


TÜPRAŞ, Türk Telekom gibi ülkenin kritik öz kaynakları sermayeye peşkeş çekildi. 2007 yılında 4,14 milyar dolara (5,42 milyar TL) özelleştirmesi tamamlanan TÜPRAŞ, özelleştirmenin ardından son 10 yılda 13 milyar TL kâr etti. Asıl vurgun ise Türk Telekom’da yaşandı. 2005 yılında 40 milyar dolar olarak hesaplanan şirketin değeri, 11 milyar dolar gösterildi ve şirketin yüzde 55’lik hissesi 21 yıllığına 6,5 milyar dolara Öger Telekom’a satıldı. Yapılan araştırmalarda şirketin devlete 21 yıllık zararı 90 milyar liranın üzerinde olacak.

 

Ülkemiz, ‘sermaye merkezlerinde cazibe merkezi’ diye övündüler… Madenler de yandaşlara bir bir peşkeş çekişmeye başlandı. Bakır, gümüş ve alüminyum fabrikaları hızla özelleştirildi. Uluslararası kuruluşlar için de devletin kapıları sonuna kadar açıldı, Ülkemiz dev ulus ötesi şirkeler için ‘cazibe merkezi’ olarak gösterildi. Ancak satacak şeyler azalınca devlet destekli uçuk projeler devreye girdi. Olmayan adalar yaratmak, kimsenin geçmeyeceği köprüler otoyollar inşa etmek, mega-dev işler yapmak gibi… Bu projelere sermaye, devlet garantisi nedeniyle ilgi gösterdi. Ancak kriz döneminde bu garanti de sorgulanır hale geldi.

 

AKP yandaşları kasasını doldurdu

 

Üretimde strateji belirlenemedi. Yandaşların etkin olduğu inşaat sektörü büyüme için motor güç olarak belirlendi. Bu sektörde AKP İktidar çevresinin büyük etkisi olması, rüşvet mekanizmasını da canlandırıyor, AKP İktidarın işine geliyordu. Cengiz-Kolin-Makyol-Limak gibi yandaş firmalar kasalarını enerji ihaleleriyle, inşaat projeleriyle hızla doldurdu. Yeşil alanlar ve devlete ait korunmadaki alanlar imara açıldı. Bu doğa talanı da sermayeye bir fırsat olarak sunuldu. Patronlar bu yeni fırsatlardan edinebilmek için biat noktasına getirildi. Gelmeyenler de
cezalandırıldı.

 

Köylüyü çiftçiyi küstürdüler

 

Tarım arazileri imara açıldıkça ülkenin öz kaynaklarından tarım ve hayvancılık geriledi. Tarımda serbest piyasa ekonomisi gübrede-yemde tekeller oluşmasını sağladı. Devlet de çiftçiden aldığı mazota ağır vergiler yükledi. Çiftçinin maliyetleri hızla arttı. Buna karşın bir de tekeller tarafından dayatılan düşük fiyatlar köylüyü küstürdü. Devletin depoları satıldı, mal stokçulara gitmeye başladı. Çiftçi geçinemez oldu, köyden kente göçün yolu açıldı. Yurtdışı markaları Türkiye’den ucuza aldığı ürünleri markalayıp satmaya başladı. Hayvancılık desteklenmediği gibi fiyat düşürmek adına yurtdışından et ithalatının önü açıldı. Dünyanın en uzak uçları olan Avustralya’dan, Uruguay’dan angus tipi büyükbaş hayvan ithal edildi. Buğdayda nohutta ihracatıyla övünen Türkiye net ithalatçı durumuna düştü. Köylünün çiftçinin üretimi değersizleştirildi...

 

İnşaata dayalı büyüme doğayı tahrip ettiği gibi bilgiye, teknolojiye, yeniliğe yeteri kadar dayanmadığı için katma değerli üretimin ihracattaki payı gelişmedi. Yüksek katma değer üretmesi beklenen ağır metal sanayinin sanayi içindeki payı sadece yüzde 8’de kaldı. İhracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 3’ü geçemedi. Böyle olunca da yüksek gelir getiren ürünler yerine düşük gelirli ihracat gelişti. Kur farkı ile ihracat dengelenmeye çalışıldı.

 

Halk bankalara borçlandırıldı

 

Ekonomide refah bir türlü sağlanmazken AKP iktidarı döneminde yurttaşlar hızla borçlandırıldı. 2002 yılında yurttaşların bankalara borcu 6,6 milyar lira iken bu rakam 2015 sonunda 385 milyar liraya yükseldi. Geçen sürede tüketici kredisi borcu 135 kat, kredi kartı borcu ise 18 kat arttı.

 

Tüm bunlarla ülkeyi küresel sermayenin kucağına atan, “babalar gibi satarım, her şeyi satarım” diyerek ülkenin öz kaynaklarını savuran Erdoğan ve kurmayları şu anda doların fırlayışını engelleyemiyor. ABD’de sıfır faiz uygulamasından faiz artırma yönelimine girince sıcak para ABD’ye kaçıyor. Yöneticilerin tek yaptığı, yurttaşa dolar bozdurun demek oluyor.


Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ekonomik bağımsızlığını kazanamayanlar tam bağımsız olamazlar… Bağımsız ekonomisi olmayan ulusların bağımsız siyaseti de olamaz.


Yaşasın tam bağımsız Türkiye!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.