Bazı insanlar vardır, zamanından çok önce yaşar. O zamanın değil, henüz gelmemiş başka bir hayatın habercisidir de biraz erken gönderilmiştir sanki… Türk edebiyatının unutulmuş isimlerinden biri olan Suat Derviş, kendi zamanının öncülerinden bir kadın gazeteci, üretken bir yazar ve edebiyatçıydı.

8 Mart’ta hatırlanıp hakkı teslim edilmesi gereken isimlerden biriydi Suat Derviş. Ne zaman tanındı ki unutuldu? diye soracak olanlara hemen Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gazeteciliğe başladığını hatırlatalım.

1903'te İstanbul Çamlıca’da bir köşkte varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Çocukluktan itibaren evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi. Yazmaya her zaman ilgi duydu. Hatta ilk şiirini çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet’in 1918’de Alemdar Gazetesi’nin edebiyat ekine göndererek yayımlattığı söylenir. Sonra aynı gazetede çalışmaya başlar. İlk romanı Kara Kitap, 1921 yılında yayınlandığında, edebiyat dünyasında ilgiyle karşılanır. Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü, usta şairin “Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; bir kere eğemedim bu kadının başını” diye şiirler yazdığı bu mağrur kadının Suat Derviş olduğu söylenir.

1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yapar. Bir süre sonra İkdam’a geçer ve bir kadın sayfası hazırlayarak bu konuda öncü olur. Bir yandan yazmaya devam ettiği romanlarında, İstanbul’un üst düzey yaşamını ve ilişkileri anlatır. Kadının toplumsal konumunu, özgürlük talebini dile getirir. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrilir. Eserleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardan biri olur. Türkiye'nin Virginia Woolf ayarında en önemli kadın romancısı olduğu ama kıymetinin bilinmediği de söylenir.

Almanya’da Nazileri gördü

Suat Derviş, 1927’de konservatuvar eğitimi için Almanya'ya gönderildi. Berlin’de piyano dersleri alırken, ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. 1932’de babasının ölümü üzerine Türkiye'ye döndü ve Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi. Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile sol basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi. Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalışırken Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu. Suat Derviş’in sol görüşleri 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.

"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra, TKP soruşturmaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşürdü, 8 ay tutuklu kaldı. Hapisten çıktıktan sonra iş bulamadı, büyük sıkıntı çekti. 1951’de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Bu süreçte kitapları başta Fransızca olmak üzere 18 farklı dile çevrildi. Eşinin hapisten çıkmasıyla 1963 yılında Türkiye’ye döndü. 1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti. Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. İlk basın sendikasının kurucularından, kadın hakları, demokrasi alanlarında mücadele etmiş bir aktivistti. Sürekli gözaltında tutulan Şişli’deki evinde devrimci gençleri sakladığı gerekçesiyle 1971’de tutuklandı. Kısa bir süre sonra da 23 Temmuz 1972'de hayatını kaybetti.

Fosforlu Cevriye’nin yazarı

30’a yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çevirisi yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye oldu. Suat Derviş'in 1944-1945'te gazetelerde tefrika edilen Fosforlu Cevriye’si ilk defa 1968 yılında kitap olarak yayınlandı. Güzelliği dillere destan, yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan ama gökyüzündeki yıldızlardan düştüğüne inanacak kadar saf bir sokak kızı Fosforlu Cevriye’nin hikayesi filme de çekildi ve Türk sinemasının unutulmazları arasında yer aldı. Bir köşkte başlayan mutlu çocukluk günlerinden, yalnızlık içinde öldüğü ve cenazesini komşularının kaldırdığı Feriköy mezarlığında biten yaşamına şiirler, romanlar, hikayeler, gazete makaleleri ve pişman olmayacağı aşklar sığdırdı. Ama Reşat Fuat Baraner’in karısı olarak her tanıtıldığında hiddetle ayağa fırlayıp “Ben, yazar Suat Derviş’im!” demeyi ihmal etmedi. 
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.