Yeter artık!.. Açıklayın şu 'Rapor'u!.
Sizi bilmem ama bana gına geldi. Gene de “Mecburen” yazmak zorundayım. Düne kadar “Özal zehirlendi” haberleriyle sözüm ona “Rapor açıklama” rüzgârı tam tersine döndü. Bu kez de “Özal zehirlenmedi” haberleri ortalığı kapladı. Sanki birileri bizimle fena halde dalga geçiyor. Oysa kaç kez yazdım, uyardım; “Rapor açıklanmadan Özal öldürüldü diye haber yapmak da öldürülmedi diye haber yapmak da yanlıştır.” diye.
Önceleri Özal’ın cesedinde 4 ayrı madde bulunduğu belirtilirken (DDT, kadmiyum, amerikyum ve polonyum) şimdilerde bunların “Zehirlenmesini kanıtlayacak dozda olmadığı” söyleniyor. İnsanlar hangisine inanacağını şaşırdı. (Doğru tutum, rapor açıklanmadan hiçbirisine “İnanmamak” olacaktır.) Bakalım bunlardan hangisi “Mahcup” çıkacak?
Peki o halde bu kadar “Çelişik” iki ayrı haberin ardı ardına çıkabilmesi sebebi ne olabilir? Bunu anlamak için haberlerin yayımlandığı gazetelere bakmak gerekir. İlki daha ziyade ZAMAN çevresinden çıkarken ikincisi hükümete yakın SABAH kaynaklı gündeme geliyor. İkincisi birincilere adeta “Kontra” geçiyor.
O halde şu soruyu açıkça sormanın vaktidir; Acaba Özal soruşturması “Cemaat/AKP” ya da “Gül/Erdoğan” çekişmesine mi kurban gidiyor? Şöyle ki “Cemaat” diye tanımlanan çevre “Özal’ın öldürüldüğü”nde ısrarlı görünüyor. Belki de raporun bu yönde çıkması sonrası yeni bir operasyon dalgasına “Gerekçe” olacağını düşünüyorlar. AKP ise artık başına yeni “Dava belaları” açılmasını istemiyor. (Hatta ölümün arkasında eğer “Bir ülke” saptanmışsa belki de onlarla papaz olmak istemiyor!) Ortamı daha da karıştıracak hamleler arzulamıyor.
Öte yandan soruşturma aslında Cumhurbaşkanı Gül’e bağlı olan DDK’nın çabaları sonucu başlamış bulunuyor. “Zehirlenme” bulgusu netleşirse Gül “Özal olayını aydınlığa kavuşturan adam” olarak anılacak ve özellikle sağdaki sempatisi artacak. Başbakan Erdoğan ise Gül’ün bu “Mertebe”ye ermesini malum nedenlerle istemiyor olabilir. O yüzden soruşturmanın mümkün olduğunca ötelenmesinden yana görünebilir. Ancak bu Erdoğan’a da zarar verir. “Bazı şeyler gizleniyor” suçlamasına maruz kalır. Dolayısıyla 19 yıldır süren “Şüpheler”in aydınlanması gelip tepedeki iktidar kavgalarına kilitleniyor.
Peki –neye inanırsak inanalım- doğru tutum ne? Bana kalırsa şudur; madem toplumda ve ailesinde bu yönde “Şüpheler” oluşmuş, madem DDK ve savcılık bu yönde harekete geçmiş artık bu saatten sonra geri adım atılamaz.
O halde rapor hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde, ayrıntısıyla DERHAL açıklanmalıdır. Bazı şeylerin “Sulandırıldığı” ya da “Karartıldığı” intibaına dahi imkân verilmemelidir. Gecikilmesi bu konuda spekülasyon ve manipülasyonları arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu ise yeni “Güven bunalımları” anlamına gelir. Bu, hiçbir kişi ya da kurumun zan altında kalmaması için de gereklidir.
O yüzden vakit geçirmeden sorumlu makamlar bu raporu tüm ayrıntılarıyla, her tür siyasi etki ve telkine kapalı olarak toplumla paylaşmalı ve açıklamalıdır. Herkes de (Bir çarpıtma kokusu alınmadığı sürece) sonucuna razı olmalıdır.
Taraflar çok olabilir ama bu konuda aklın yolu birdir!..
NOT: Korkarım ki rapor açıklansa bile tartışmalar hiç durmayacaktır. “Öldürüldü” sonucu çıkarsa bu kez “Kim” ya da “Kimler” sorusu ön plana çıkacak, “Zehirlenme yok” çıkarsa da bu kez “Örtbas edildi” ya da “Oranlarla oynandı” iddiaları ortalığı kaplayabilir.