Dünyamızda ve bölgemizde bir savaş eşiğinde patinaj yaparken, ne düşündürücü ki ülkemizde kollektif güçlü bir demokrat-cumhuriyetçi bir yapıya değil, tek adam yönetimine yöneliş hazırlanmaktadır. Süreç öylesine hızlandırılmakta ki, yangından mal kaçırırcasına, iktidardan aldığı hızla hareket ederek parlamento süreci ve halk oylaması oldubittiye getirilmeye çalışılmaktadır.

 

Peki bu oluşumu kim neden istemektedir? Bu süreç kime ve nasıl hizmet edecektir diye düşünmeye dahi vakit bulamamaktadır. Zaten istenilen de bu olsa gerek! Siyasi yapıların oluşumu toplumsal dengenin sağlanması ve demokratik yönetimin oluşması açı- sından önemlidir. Özellikle de dış politika konularında geçmişin bilgi ve deneyiminin derinliği devlet yönetiminde hem uluslararası yanlışların önüne ge- çer, hem de ulusal çıkarlarımızın alabildiğince korunmasını oluşturur. Daha da önemlisi, bu süreçte siyasi kararlarda yetki paylaşımı ve idari derinlik sağlanarak, vicdani ve yasal sorumlulukta yaygınlık ve paylaşım yolu ile kararlarda doğruluk sağlanır ve sorumluluk payı asgari düzeye iner. Ülkemiz İkinci Dünya Savaşı döneminde siyasal iktidar oldukça deneyimli siyasi, siyaset ve bürokrasi kademesi ile hayli şanslı konumda idi.

 

Oysa günümüzde durum farklı. Günümüz global tekelci kapitalist küreselleşen dünyada ise emperyalist paylaşım mücadeleleri iktidardaki siyasetçiler ve çatışmalar açısından tam bir yumuşak karın durumundadır. Bu durum ülkemiz açısından fevkalade riskli bir ortam oluşturmaktadır. Tam bir zekâ parıltısı niteliğindeki derin politikaların inadı! Gelinen noktanın nasıl bir yanlış olduğu bizzat Sayın Deniz Baykal tarafından açıklandı.

 

Dış politikanın ibresinin Rusya ve Şanghay yönüne çevrilmesi ile söz konusu açıklamaların samimi itiraftan çok, iradesiz sürüklenişinin yenilginin göstergesi olduğu görüldü. Öylesine çaresiz dönüş yapılmış ki, büyükelçisi vurulan Rusya ülkemizi dengede bulunmak yerine, hayret verici şekilde tanzimde bulunmuş ve neredeyse şükranlarını sunucu iltifatlar yönelmiştir.

 

 

SORUN RUSYA İLE NATO ARASINDA

 

Konu çok açıktır ki, mesele Türkiye ile Rusya arasında değil, Rusya ile ABD ya da NATO arasındadır. Bundan dolayı olsa gerek, son saldırının ertesinde yayınlanan ABD bildirisinde Türkiye “ittifakı- mız” olarak değil de, “NATO ittifakımız” olarak niteleyerek kayda geçirildi. Eğer lider siyasetçilerimiz dış işleri elçilikleriyle bu durumu mütalaa etmeye tenezzül etselerdi, herhalde farkı düşünce bilirlerdi! İç halkada Rusya ve ABD, dış halkada ise İsrail, İran, belki İngiltere ve buna benzeri olarak etrafımızda örülen çıkar halkalarının her biri arasında olduğu kadar, bu güçlerle Türkiye arasındaki ilişkilerin de benzeri yöntem ile öngörülmesi ya da çözümlenmesi önemlidir. Satranç oyununu yasaklayan bağnaz düşüncenin çemberindeki tek siyasiye tam da satrancı andıran dış siyaset terk edilemez.

 

Her dönemde olduğu kadar, ama özellikle de karmaşık dönemlerde özgürlük içinde faaliyetini icra edebilen parlamento, bakanlar kurulu, yargı organı, üniversiteler ve basın siyasi kararların alınmasında etkili olarak önemli işler görür. Kısacası, böylesi zor dönemden geçen ülkemizde tekadam rejimine yer yoktur.

 

Çünkü küresel kutuplar arasındaki gerginliğin had safhaya varma eğilimi gösterdiği bu dönemde ülkemizde kurulacak bir tek-adam yönetimi, kendisinin dahi fark edemediği şekilde, halkımızın ve ülkemizin çıkarlarına yönelik değil, belki de bazı suç ve zaaflarından dolayı siyasiyi ele geçiren emperyalist güçler adına faaliyet yapar duruma gelebilir. Hem de tüm yasal ve aleni danışma ve karar organlarından izole edilen bir siyasi liderin etrafına kimlerin ne sıfatla kendi danışmanlarını yerleştirebilecekleri günümüz koşullarında olağanüstü kolay iken!

 

YAVERLER VE DANIŞMAN ÇELİŞKİSİ

 

Bir zamanlar dış güçlerin usulüne uygun ajanı olarak kendisini hissettirmeden siyasi yapının yanında on yıldan fazla süre varlığını sürdüren bir yapı tarafından kandırıldığını ancak bugün anlayabilen siyasi yapı, bugün neden daha yakın ilişki içinde olabilecek danışman-eleman marifeti ile ülke çı- karı aleyhine siyasi kararlara sürüklemesin ki? Türk tipi başkanlık adı ile bilinen bir başkanlık sistemi söz konusu olamaz.

 

Tasarlanan sistem, ismi ile olduğu kadar biran evvel kurulması için yapı- lan inanılmaz mücadele ile de halkın kafasındaki kuşkuları artıran niteliktedir. Korku şudur ki, KHK ile işinden olan kamu çalışanları ve üniversite elemanları olağan dönemde doğal olarak yargıya gidecek ve durum uluslararası boyuta taşınacaktır. Hukuksuzluğun çakma hukukla inşa edilmeye çalı- şılması benzeri tepkiyle halkımız tarafından dışlanacaktır. Bu dışlamayı ne yükselen terör ne de dış baskı yöntemleri engelleyebilecektir. İnanıyorum ki, tüm yaşananların ışığında halkımızın çoğunluk iradesi aklı davranmayı işaret edecektir.

 

Milletvekilleri son anayasa değişiklik tasarısının oylamasında gelecek dönemde milletvekili olma endişesini değil, halkının ve ulusunun mutluluğunu düşüneceklerdir. Düşünmelidir. Özellikle MHP milletvekilleri… Çünkü milletvekilleri oylarını kullandıktan sonra bağlı oldukları partinin başkanına değil, kendilerine oy veren halka dönecekler onlara hesap vereceklerdir. Bu hesabı veremeyen bir milletvekili yaşamının sonuna kadar vicdan azabı ile baş başa kalacaktır.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.