Son otuz altı yıldır Türkiye’yi yönetenlerin neredeyse kesintisiz şekilde en çok kullandıkları sözcük  terör olmuştur. Araştırma şirketleri ya da üniversitelerde tez hazırlayan akademisyenler konu üzerine çalışsalar, bunu verileriyle ortaya koyan birkaç cilt kitap bile çıkarabilirler.     Hükümet yöneticileriyle sermayenin her türden sözcüsünün terör üzerine bu durmaksızın konuşmaları; “ülkenin terör tehdidi altında olduğu” söylemeleri; kendilerini de “teröre karşı mücadele edenler” olarak göstermeleri, çok yönlü psikolojik bir durumun oluşmasına da yol açmıştır.     Terör hem bir yönetim politikası olmuş hem de yığınsal etki oluşturmanın aracı olarak kullanılarak, kitlelerde psikolojik sorunları tetikleyen etkenler arasına girmiştir. Kapitalist parti fraksiyonlarını ve  hükümetlerini destekleyen milyonlarca insanın davranışını yönlendiren etkenlerden biridir artık terör!     Sözcük olarak da, simgelediği şeyin gerçek karşılığı olarak da.    Kendi çıkarları için  ülkeyi ve bölgeyi savaş ortamına sürmekten kaçınmayan son on dört yılın devlet ve hükümet yöneticileri, terör propagandasının terörle yönetme şeklinde “kanlı-canlı” kimlik kazanmasını daha ileriden sağladılar. “Özel Güvenlik Yasası”, yönetici bürokratik kastın baskılarına karşı hakları için mücadeleye yönelen herkesi terörle sindirmenin yasal adıydı. Polis öldürme yetkisiyle donatıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, “yetkiyi kullanmakta tereddüt edenlerin hesap vereceklerini” söyleyerek, daha fazlası için cesaretlendirmekten kaçınmadı.      Sadece bu da değil; IŞİD korumacılığı adeta  “ideolojik ortaklık” cisimleşirken, kitlesel katliamlarla “sokağa çıkılamaz, hak istenemez, miting-gösteri yapılamaz” bir ortam yaratmak için art arda “canlı bomba” patlamaları gerçekleştirildi. Bununla birlikte 23 Nisan ulusal Egemenlik bayramı 19 Mayıs Atatürk’ü anma ve bağımsızlığımızın simgesi terör bahanesiyle  tüm Yurtta yasaklandı.      Ama sözde İstanbul’un ‘Fatih’siz,  Fetih kutlamasında öyle korku endişe yoktu görülüyor ki insan onurunu önde tutmak en masum hak aramasını terör diye nitelendiriliyor. Sırtında çantası, elinde torbası olan herkesin “şüpheli görüldüğü” bir ortam yaratılarak, insanların birbirlerine kuşkuyla bakmaları, yaşamlarının her an ve her yerde tehdit altında olduğu kuşkusuyla hareket etmelerine yol açıldı.  Terörün yönetim politikasının söylemsel aracı olmakla kalmayıp, saha uygulamalarıyla “kanlı-canlı” gerçek haline gelmesi, kullanımını ve pazar payını daha da artırdı. Halka karşı sürdürülen baskı  ev aramaları da, grev, gösteri ve mitinglerin polis saldırılarıyla dağıtılması da “teröre karşı mücadele” olarak gösterildi. Terörle yönetim, “teröre karşı mücadele” söyleminde maskesine büründüğünde, durmaksızın meyve veren bir ağaç gibi “büyüleyici” etkisi artıyordu.-Hükümet politikalarına yedeklenmiş kesimlerde kuşku ve desteği pekiştiren bu propaganda, onlar dışındaki bazı kesimlerde de tereddütlü bir beklentiye-hatta giderek desteğe dönüşebiliyordu. 
CHP söylem birliği sağlamalı

    Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan başta olmak üzere iktidar sözcülerinin her gün her saat “terör belası”nı işlemeleri, bu ürünü; kazanç payı yüksek görünen bu tehlikeli silahı durmaksızın pazara sürmeleri, giderek bir doygunluk durumunun oluşmasına da yol açıyor. Ülkede süregiden karmaşa içinde terörize edilmiş yığınların patlamaya yol alan karşı hareketi üstün gelecek, ya da terör söyleminin etki düzeyini artıran kimi terörist eylemlerin ivme kazandırdığı “birlerini kırdırma” politikası!  Buna karşı CHP yapacakları var. Muhalefette söylem birliğini sağlamak. Hükümet yönetiminin baskı ve terörü giderek yoğunlaştırdığı ve yönetim aygıtının tüm kumanda merkezlerinin hızla “Tek Adam”ın elinde toplandığı yönündeki genel kabul, bu birliğin ve birlikte mücadelenin gerçekleştirilmesi ihtiyacını daha da acil ve önemli kılıyor. 
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.