Bazı yetkililer Türkiye’de tarımın mükemmel olduğuna dair açıklamalar yapıyorlar. Keşke öyle olsa.  Bu iddialardan biri de Türkiye’de traktör ile ilgili. Bir yetkili şöyle söylemiş: “2002 yılında satılan toplam traktör sayısı 6.000 iken, bu sayı 2017’de 70.000‘e dayandı, ülkede tarım gayet başarılı”. Sosyal medyada bu mesaj her şeyi mükemmel göstermek isteyenlerce paylaşılmış. Ancak bizim yaklaşımımız bir şeyi iyi veya kötü göstermek değil, gerçek ne ise onu anlayabilmek.  Bildiğiniz gibi 2002 yılı kriz yılı ve bu 2017 karşılaştırılırsa artış muazzam çıkıyor.  Kısaca TARMAKBİR denilen Türk Tarım Alet ve Makineleri İmalatçıları Birliğinin Sektör İstatistik Raporuna göre -www.tarmakbir.org adresinden raporu bulabilirsiniz- 2002 yılı traktör satışı gerçekten 6.810 adet. 2017 yılı satışı ise 72.909. Ancak örneğin kriz öncesi bir yıl olan 1997’de 54.731 adet gibi bir satış da görüyoruz. Yani öyle hızlı bir tırmanış yok. 2002’de satışlar bir dip yapmış.

Türkiye traktörü hem ihraç ediyor hem de ithal ediyor. 2017’de ihracat 14.565 adet (değeri 321 milyon dolar) , ithalat ise 18.107 adet (değeri 344 milyon dolar) . Yani ithalat miktar ve değer olarak daha fazla. Gene de ülke ihtiyacı için üretebilmiş olmamız olumlu kabul edilebilir. Ancak burada da bütün Türkiye ekonomisinin son on yıllarda ağırlaşan bir hastalığı ile karşılaşıyoruz. O da sanayi hatta tarım üretimimizin ithalata bağımlılığı. Yani traktör üretmek için birçok makine parçasını da ithal etmek zorundayız.  İşte bu yüzden cari açık denilen döviz problemi ile karşılaşıyoruz. Bu durum ne yazık ki yapısal. Yapılan bir araştırmaya göre motorlu kara taşıtları sektöründe üretim yapısının ithalata bağımlılığı 2008-2011 döneminde yüzde 51 bulunmuş. Yani traktör üretimi arttıkça bunun üretilmesi için yurtdışına giden döviz de artıyor. Bu bütün sanayi dallarında böyle. Sebze ve meyve işleme sanayiinde bile yüzde 9 oranı bulunmuş. (Özlale, Ü. & Karakurt, A. 2012, Türkiye’de tasarruf açığının nedenleri ve kapatılması için politika önerileri, Bankacılar Dergisi TBB, Sayı: 83 ss. 1-33, http://dergipark.gov.tr/bankacilar/issue/3386/46683)

Diğer önemli bir problem de Türkiye’deki traktörlerin çok yaşlı olmasıdır. Ortalama yaş 24. Traktörlerin yüzde 46’sı 25 yaşın üstünde. Dahası 25 yaş üstü olan traktörlerin de yarısı 40 yaşın üstünde. Eski traktörler; sera gazı üretiminin daha fazla olması, verimin düşmesi, kazaların daha çok olması anlamına geliyor.  TUİK verilerine göre Türkiye’de 2017 yılında 1.306.736 traktör olduğuna göre eski traktörlerin yenilenmesi için çok daha yüksek düzeylerde traktör üretimi ve satışı olması gerekiyor.

Diğer yandan traktörler verimli çalışmıyor.  Diyelim bir köyde 15 traktör bütün işleri görebilecekken 70 traktör var. Ortaklaşa kullanımı sağlayabilseydik önemli bir maliyet düşüşü sağlayabilirdik.  Ortak makine parkları buna bir çözüm sağlayabiliyor. Bu konuda ülkemizde bazı uygulamalar oldu ise de çok sınırlı kaldı. Hâlbuki Avrupa ülkeleri örneğin Fransa bu konuda oldukça başarılı sonuçlar elde etmiş. Bu işin başarılması o kadar kolay değil. Ancak başarmak zorundayız.

Traktör ve diğer tarım makinelerin yoğun kullanımı bir başarı olarak da kabul edilmemeli. Hedef bunların en az kullanımı olmalı. Ağır makineler toprağı sıkıştırarak topraktaki biyolojik hayatı öldürüyor. Bu ise bitki besleme açısından yeni problemlere kapı açıyor. Azaltılmış toprak işleme hatta sıfır işleme (veya pulluksuz tarım) eğer küresel iklim değişikliğini durdurmak istiyorsak kesinlikle uygulamamız gereken yaklaşımlar. Anıza ekim yapmak suretiyle ekim öncesi toprak işlemeleri gereksiz hale gelmektedir. Meyve bahçelerinde ise toprak işlemenin tamamen terkedilmesi daha kolay başarılabiliyor. Bütün bunlar şüphesiz hem daha düşük maliyet hem de daha az sera gazı demektir.  Bu konuda Tarım ve Orman Bakanlığının da bazı uygulamaları var. Ancak çok yetersiz.  Bu amaçla örneğin mazot kullanımını ucuzlatmak için uğraşmak yerine -ki çiftçi için ağır bir yük olduğu doğrudur- bu yaklaşımların yayılması için destekler vermek ve eğitim yapmak daha iyi. Masanobu Fukuoka’nın  “Ekin Sapı Devrimi” adlı kitabı ve uygulamaları traktörsüz bir tarımın dahi mümkün olduğunu göstermişti. Bu traktör üreticilerinin tüylerini diken diken edecek bir fikir olabilir ama ciddiye alınmalıdır.

Türkiye’de çiftçiler zor durumda. Eski traktörünü yenilemekte zorlanıyor. Borçlarını ödemek için traktörünü satan var. Hatta yeni bir traktörü kredi ile alıp onu daha ucuza satarak borçlarını ödeyenler var. 2017 yılı traktör üretimi bir artış anlamına geliyor, ama çok da fazla abartılmamalı. 2002 yılı öncesinde de bu kadar olmasa da buna yaklaşan üretimler vardı. Pulluksuz tarım, makine parkları konularına önem verilmelidir. Kısacası biraz araştırırsak her şeyin tozpembe olmadığını görüyoruz. Traktör olayı da istisna değil.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.