Hükümet, gelirleri artırmak ve altyapı yatırımlarını finanse etmek için “yasaların üstünde” bir varlık fon şirketi kurmak üzere harekete geçti. Daha önce bu köşede bu fonun özelliklerini, gelir kaynaklarının neler olacağını ayrıntılarıyla yazmıştım. Hükümet, 200’den fazla kamu kurumunun varlıklarını satarak bu fona gelir yaratmayı hedefliyor. Diğer yandan hala özelleştirme kapsamında olan Milli Piyango gibi, barajlar gibi çok sayıda kamu kurumunun satışından elde edilecek gelir de bu fona aktarılacak. En önemlisi ise zorunlu bireysel emeklilik uygulamasıyla toplanacak olan para... Bir de İşsizlik Fonu var ancak oradaki tutarın bu varlık fonuna aktarılması ciddi sonuçlara yol açacağı için en azından şimdilik mümkün görünmüyor. Fonun en büyük özelliği ise denetim ve vergi uygulamalarından muaf olması...

 

Çok sayıda ekonomist, akademisyen bu fonla ilgili görüşlerini paylaştı. Benim en çok ilgimi çeken, yazılarını birçok kişi gibi benim de yakından izlediğim Mahfi Eğilmez’in değerlendirmesi oldu. Sosyal medya üzerinden herkes Mahfi hocadan bu varlık fonu ile ilgili bir değerlendirme yapmasını istiyordu. Hoca da önceki gün “beklenen” yazısını paylaştı. Hem akademik ve güncel değerlendirmelerden oluşan yazıyı mahfiegilmez.com adlı siteden okuyabilirsiniz. Ben yazının çok önemli bulduğum bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.

 

Osmanlı’nın batışını hızlandırdı

 

Eğilmez, yazısında Türkiye tarihindeki fonların geçmişini inceleyerek şöyle diyor: Başka ülkeleri bilemem ama Türk tarihi bu tür mali buluşlarla dolu!

Örneğin III. Selim, 1793 yılında İrad-ı Cedid Hazinesi’ni kurarak Osmanlı İmparatorluğu’nda tek ve merkezi hazine düşüncesinden ilk sapmaya imza atmış. Daha sonra Tersane Hazinesi ve Zahire Hazinesi kurulmuş. Diğer padişahlar da Mukataat Hazinesi, Mansure Hazinesi, Redif Hazinesi, Darphane Hazinesi ve Maliye Hazinesi gibi farklı uygulamalarla çok başlı hazine uygulamalarını sürdürmüş. Eğilmez, hazinelerin çoğalmasının Osmanlı mali sistemini rahatlatmadığı gibi tam tersine mali disiplini alt üst ettiğini belirterek “Hazine sayısının artmasının Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde özel bir yeri vardır. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte tek ve merkezi hazine sistemine geri dönülmüştür” yorumunu yapıyor.

 

Erbakan da havuz seviyordu

 

Eğilmez, 1980’li yıllarda yine bütçe dışı fonların yarattığı çoklu hazine sistemine geri dönüldüğünü belirtiyor ve şunları söylüyor: Çoklu hazine sisteminin en zararlı yönü, merkezi hazinenin gelirlerinin dağılması, gider önceliklerinin kaybolması, belirli gelirlerin belirli giderlere ayrılması nedeniyle zorunlu olan bazı giderlerin yapılamaması ve bütün bunların sonucunda kamu yönetiminde mali disiplinin ortadan kaybolmasıdır. 1994 ve 2001 krizlerini hazırlayan altyapıda bu fonların olumsuz katkısı önemli yer tutmaktadır. 2000’li yıllarda yapılan yapısal reformların en önemlilerinden birisi bu çoklu mali yapının giderilmesi olmuştu.

 

Eğilmez, 1990’lı yıllara da atıfta bulunarak bugün birçok kişinin unuttuğu Kamu Kaynak Havuzu’nu da anımsatıyor. Bu havuz, 1996-97 yıllarında Erbakan ve Çiller’in ortak olduğu Refahyol koalisyon hükümeti sırasında kurulmuştu. Bütçe dışındaki kamu kesiminin gelirleri tek bir hesapta toplanıyordu. O dönemde birçok kamu kurumu ve belediye dava açarak bu sistemden çıkmıştı. Havuz, bir sonraki hükümeti kuran Mesut Yılmaz tarafından kapatıldı.

 

 
 
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.