banner87

Türkiye gerçekten çok kritik bir süreçten geçiyor…
Öncelikle bir birimize karşı, ‘hoşgörülü’ olmalıyız.
Empati yapmalıyız… Maalesef bu konuda çok başarılı sayılmayız. Olaylara ‘karşımızdaki taraftan’ bakmayı bir türlü öğrenemedik.

Bu da kargaşa, kavga dozunu artırıyor.
Hatta iç savaş benzeri manzaralar da hepimizi ürkütüyor.
15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsüne hepimiz karşı çıktık. Bu bir ‘karşı darbe’ görüntülü, ‘tek adam’ operasyonunu kabul edeceğimiz anlamına gelemez.
Hatırlatmakta fayda var…
YURT merkezde bir gazetedir ama yüzü sola ve CHP seçmenine dönüktür. Olaylara agresif ama tarafsız bakar…
Kurucusu Durdu Özbolat’ın sermayesi ve sadece okuyucularının desteği ile ayakta duruyor. Arkasında ne bir parti ne de bir cemaat vardır. Ayna gibidir...
Laik, Atatürkçü, Misak-ı Milli Sınırları yani her türlü bütünlükten yanadır. Bölgeciliğe ve bölücülüğe şiddetle karşıdır.
Bu satırları gerek Durdu Özbolat, gerekse Genel Yayın Yönetmenimiz Veysi Şahin defalarca yazdı.
Tekrarda fayda var kanısıyla hatırlattım.
En önemlisi Özgür Parlamenter Sistemden yanayız. Kavgasını verdik, vereceğiz. Adı ister Tayyip Erdoğan ister başkası olsun; tek adamlığa karşıyız. Başbakan Binali Yıldırım’ın varlığı Türkiye için şans olabilir. Bizim için asla ‘ağlağan’ bir başbakan değildir.
Ancak zaman Sayın Yıldırım’ı da tercih noktasına sürüklüyor. Ya parlamenter sistem ya da başkanlık sisteminin dayatıldığı tek adam sistemi konusunda tercih yapmak zorunda kalacaktır.
Mahkemeye ifade vermeye gitmediği gerekçesiyle bir dizi HDP milletvekili tutuklandı. Kıyamet koptu. Karardan birkaç saat sonra misilleme olarak Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne hain bir bombalı araç saldırısı yapıldı. Gerekçe doğru ya da yanlış. HDP’lilerin İfade vermeme tavrı yanlış. Başbakan Binali Yıldırım bu hassas duruma haklı bir yaklaşımda bulundu.

Ama kafalar karışık. Öncelikle Diyarbakır saldırısını PKK mı, IŞİD mi yaptı? Bu ortada.
Asıl soru şu. Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Kimler getirdi?
Sayın Yıldırım bu soruya da açık açık cevap verebilir mi?
AKP Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Abdüllatif Şener troykası ile kuruldu. Troykadan önce Abdüllatif Şener ardından da Bülent Arınç ve Abdullah Gül koptu.

Tek adam Tayyip Erdoğan iktidarı Fethullah Gülen ile paylaştı. Açılım ile yönetim troykasının üçüncüsü HDP oldu. Açılım rezaleti ile kurulan çadır mahkemelerinde hukuk yaralandı.

Aslında iktidarın bugünkü kavgası dünün ‘yoldaşları’ arasındadır.

HDP ile açılım adı altında demokratik cephe kurma iddiasındaki iktidarın, HDP’nin ‘çukur siyasetine omuz vermesi ile bu kanat çöktü. 17/25 ile Fethullah Gülen cemaati ile yaşanan birliktelik de sona erdi. Ardından nefretimizi kazanan 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsü…

Türkiye ayağa kalktı. Ve muktedirler bu tabloyu istismara başladı. Yanlış olan budur.
Gelelim HDP’lilere. Ve de CHP niye HDP Milletvekillerine sahip çıkmıyor, serzenişlerine.

Siyasal Kürt Hareketi 1991 yılında SHP ve merhum Erdal İnönü’ye çok haksızlık etti. Yalnız bıraktı. Hatta yer yer ihanet etti.


7 Haziran’da siyasal Kürt hareketine seçmen bazında CHP hatta MHP’lilerin oy vermesiyle büyük bir kredi açıldı. Sandığı, siyaseti ‘silah siyasetinin’ önüne koydu. 
Peki, sonuç ne oldu?

Selahattin Demirtaş da, Gültan Kışanak da, Figen Yüksekdağ da silahlı Kürt hareketine karşı çıkmadı. İşte kaybedilen nokta burasıdır. Tam tersi HDP’li belediye başkanları adeta hayatından bezdi. Hendekler HDP siyasetine karşıydı.

Kürt siyaseti silahlara teslim oldu. Demirtaş ve arkadaşları da bu hendeğe göz göre göre yuvarlandı. Bu tespite kızanlar, katılmayanlar vardır. Onlara tek sorum var. 1 Kasım’da HDP’den kaçan oylar Şırnak’ta, Batman’da, Diyarbakır’da nereye gitti? MHP’ye mi, CHP’ye mi?

Hayır, HDP’den kaçan oylar 1 Kasım’da AKP’ye gitti. Kürt siyasetinin birinci partisi HDP ise ikinci partisi yani HDP’nin alternatifi de bölgede AKP’dir. Birbirinin karşıtı değil, alternatifidir.

Yanılmayın. Bağırıp çağırmalara da aldanmayın. İktidar siyaseti asla ABD ile kötü değildir.

Öyle olsa Mesut Barzani ile kol kola olmaz. Onlar olsa, Mesut Barzani olamaz…

Hep söylüyorum. İktidar Irak’ta ABD, Suriye’de Rusya ile ittifak kurmak istiyor.

İdamdan söz edilen bir ülkeye asla tek bir FETÖ’cü vermezler. İdamdan söz etmek, Fethullah Gülen ve arkadaşlarına örtülü aftır. Kusura bakmayın.

Milletvekillerini yargılayabilirsiniz. Onlar da gidip ifade vermek zorundadır. Emniyet müdürlüklerine bombalı araç ile misilleme yapılamaz. Ancak milletvekilleri tutuklu olarak da yargılanamaz. Toplarsın belge ve delilleri üç celsede karar verirsin. Kimse itiraz edemez.
Etmez de…

Kılıçdaroğlu gibi sorarlar adama.
Türkiye bu noktaya nasıl geldi?
Kim getirdi? 15 yıldır bu ülkeyi FETÖ’ye kim yönettirdi. Açılımı başımıza kim bela etti?
Allah için söyleyin…
Gelelim bu güne.
İktidar ABD’nin PKK uzantısı sayılan PYD ile Rakka’ya giriyor. Bu Suriye ile Irak Kürtlerinin coğrafi birleşmesi demektir. Mesut Barzani de buna karşıdır. Türkiye geç kalsa da buna haklı olarak karşı çıkıyor.

Macera burada başlıyor. Suriye topraklarına sızan PKK güdümündeki PYD ile yığınak yapan Türkiye her an Fırat’ın doğusuna askeri harekât yapabilir. Çünkü ÖSO ismi gibi ses çıkaramadı. İş başa düşebilir. Türkiye de PYD’yi arkadan kuşatmak için Sincar’a girebilir. 
İnşallah bu olmaz.
Yoksa…

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.