Şiddetiniz mi geldi?

Günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak şiddet yanıbaşımızda, kimi zaman içimizde yaşıyor. Çıkacağı yer de hiç belli olmuyor. Kimi trafikte, kimi alışverişte, kimi de arızalı ilişkilerde. (Arızalı ilişki demişken, bu konuyu başka bir gün ele alalım.)

Doğuştan gelen bir içgüdü müdür şiddet yoksa sonradan oluşan bir duygu mudur? Bu konu, Augustine’den Freud’a kadar pek çok filozof ve bilim insanınca merak edilmiş ve birçok araştırma yapılmıştır. Ancak günümüze kadar henüz bu konuya net bir yanıt verilememiştir.

Şiddet eğiliminin patolojik bir durum olduğu iddiası içinde iki düşünce vardır. Birincisi bu patolojnin iyileştirilebileceğidir. Yani, insan doğasının yabansı bir karakteri olduğunu ama bu karakterin gelecekte farklı koşullar altında biçimlenebileceğini iddia eder. İkincisi ise, şiddetin evrimsel geçmişimizden geldiğidir. Yani insanın doğuştan günahkâr olduğuna dair tarihsel olmayan ontolojik (Machiavelli) açıklamalardır.

Evrimsel olduğunu kabul edersek, patolojik olma olasılığını ortadan kaldırmış oluyoruz. Böylece evrimsel iddia kendi içinde çürümüş oluyor. Burada bir tür tanıtlama yapmak değil amacım. Şiddet kuşatması altında yaşadığımız şu çağda, biraz şiddet üzerine düşünmeyi sağlamak yalnızca.

Kesin olan o ki, insanlık tarih boyunca şiddetle iç içe olmuştur. Öncelikle doğaya karşı hayatta kalma mücadelesi, daha sonra insanların çıkarlarını fark ettiği zaman kendi aralarındaki mücadelelerde şiddet hep başrolü oynamıştır.

İşin ilginç yanı, doğada yalnızca insanda şiddet olmamasıdır. Aynı türün hayvanları arasında da şiddet vardır. Örneğin, iki kraliçe balarısının bir koloninin kontrolü için savaşmaları ölümüne olurmuş. Çünkü bu, kimin genlerinin geleceği yapılandıracağı savaşıymış. İçgüdülerine göre, yaşayan hayvan örneğine bakıp sakın şiddetin içgüdü olabileceği yanılsamasına düşmeyin. Aman dikkat! İşin kolayına kaçma olur o zaman.

Freud’a göre bir insanın kendisinin veya bir başkasının yaşamını, özgürlüğünü, onurunu ve malını korumak için ortaya çıkan şiddet türü ise tepkisel şiddettir. Bu şiddet türü genelde korkudan doğar. Bu tür şiddet, ölümün değil, yaşamın hizmetindedir; amacı da yıkım değil korumadır.

Freud’un tanımından sonra, aslında şiddet, o kadar da kötü bir şey değilmiş diye düşünebilirsiniz. Buradaki şiddet ile sözünü ettiğimiz şiddet tam olarak aynı şey değil, aman gözden kaçırmayın. Çocuğu kaçırılan bir annenin çocuğunu kurtarmak için girdiği şiddet ile trafikte yol vermeyen şöföre öfkelenip şiddete başvurmanın aynı şey olmadığı gibi..

Şiddet konusuna, kadın ve erkek üzerindeki etkileri bakımından, gelecek köşede devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar