banner82

YURT'ta Ramazan'ın 5. günü

YURT Gazetesi'nin Ramazan ayına özel hazırladığı sayfa.

YURT'ta Ramazan'ın 5. günü

YURT Gazetesi'nin Ramazan ayına özel hazırladığı sayfa.

24 Ağustos 2016 Çarşamba 13:56
YURT'ta Ramazan'ın 5. günü
ERESAN BAYDEMİR HAZIRLADI

GÜNÜN NÜKTESi


Her müminin gönlünde yaşattığı büyük arzulardan biri, gerçek bir salih kul olabilmek ve fani dünyayı baki âleme bağlayan son nefesini bu halde vermektir. Salih kul olmak! Ne güzel bir mana ve ne güzel bir arzu! Bu arzuyu gerçekleştirmek için çaba harcayanların birçoğu, ne kadar çok çaba harcamış, takvalı olmaya özen göstermiş olsalar dahi, hiçbir zaman kendilerinden emin olup “evet ben artık salih bir kulum” diyecek noktaya gelememekteler. Çünkü güzelliklerde, gözleri hep kendilerinden yukarıda olanları görür. Onlar kendilerini daha üstte olanlarla mukayese edip yakınır, daha çok çaba harcarlar. Bir yandan da günahlarını büyük görürler; asla unutmaz ve onları hatırladıkça mahcup olurlar. İşte böyle bir ruh haline sahip olabilmenin kendisi de, sahil kul olmanın aslında en önemli emarelerinden biridir. Sözün özünü söyleyip lafı uzatmama prensibimize uyarak bugünün duasını da hatırlayarak, salih kul olma konusunda son sözümüzü söyleyelim. Salih, yani iyi ve layık bir kul olmak için, ilk başta önceki hatalardan dolayı tövbe etmek ve yürekten pişman olarak af dilemek gerekir. Bunun ardından da kulluğun gereklerini sabır ve itaatkârlıkla yerine getirmek şarttır. Dikkat edilirse bugünün duasında da önce "bağışlama dileyen kullarından kıl", sonra "salih kullarından eyle diye" yakarılmaktadır. Allah’ım! Bizleri bağışlanma dileyip tövbe eden salih ve itaatkâr kullarından karar kıl. Allah’ım! Bizleri bu mübarek ayda tövbe ve istiğfar ile temizlenip, ibadet ve kulluk ile süslenen kullarından eyle.

GÜNÜN DUASI

Allahʼım! Beni bugünde istiğfar edip bağışlanma dileyenlerden ve itaatkar salih kullarından karar kıl. Allahʼım! Beni bugünde sana yakın velilerinden eyle. Şefkatin hatırına, ey şefkatlilerin en şefkatlisi!

GÜNÜN YEMEĞİ KARNIYARIK

Malzemeler: -7 adet küçük boy patlıcan -1 adet büyük soğan -150-200 gram yağsız kıyma -2 adet sivri biber -2 adet domates -1 yemek kaşığı salça -yeteri kadar maydanoz -tuz -karabiber -kırmızıbiber -1 kahve fincanı sıvı yağ

YAPILIŞI: Tavaya küp küp kesilmiş soğanları ve halka halka kesilmiş biberleri 2 çorba kaşığı sıvı yağda kavurun.Kıymayı ilave edin suyunu çekene kadar pişirin.Piştikten sonra domates ve salçasını ilave edin.Domates piştikten sonra ocağı kapatıp maydanoz,tuz,karabiber ve kırmızı biberi ilave edip karıştırın.
Patlıcanları alacalı soyun.Üst kısma bıçakla bir uzun bir kesik atın.Elinize kalan yağı alıp patlıcanlara bulayın.Yağsız tavaya alıp kızartın.Çevire çevire ortaları ayrılana kadar kızartın.Her tarafı iyice kızarınca fırın tepsisine alın,içlerine kıymalı harcı koyun.Patlıcanlar bu mevsim çok lezzetli olmadığından 1 tatlı kaşığı salçayı sıcak suda ezip üstüne dökün.Fırında pişirince 2,5-3 su bardağı sıcak su koyun.Tencerede yaparsanız patlıcanların yarısı kadar su koyun.Üstüne halka domates ve biber koyun

GÜNÜN İFTAR MENÜSÜ


-Patates Çorbası -Karnıyarık Yemeği -Pirinç Pilavı -Çoban Salata -Mor lahana mezesi -Güllaç

SAHUR ÖNERİSİ


Mıhlama Fırında patates garnitürü

MEHMET NURİ YILMAZ YURT İÇİN YAZDI

Rüşvet ve yolsuzluk


İnsanoğlunun muhayyilesinden üreyip sistemleşen bütün faaliyetlerin hedefi insana dönüktür. Her şey insanın mutluluğu için düşünülmüştür. Dinlerin gayesi de budur. Cenabı Hak, "en mükemmel varlık" olarak yaratıp akılla şereflendirdiği insana, önce güzel ahlak sahibi olmayı emretmiş, ailesine, çevresine ve üyesi olduğu topluma karşı ödev ve sorumluluklarını birtakım esas ve kurallara bağlamıştır. Kutsal kitaplarda bu esaslara ilişkin pek çok emir ve yasaklar bulunmaktadır. İslam dini, 'komşu hakkı' kavramından başlayarak bütün insanların hak ve hukukuna riayet edilmesini, toplum huzuru ve esenliği için vazgeçilmez bir prensip olarak vazetmiştir.

İnsanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmaya da önem veren dinimiz, toplumu içten içe kemiren, sosyal dengeleri bütünüyle bozan, ahlaki değerleri yok eden rüşvet, irtikap ve yolsuzluk gibi hastalıkları korkutucu bir azapla lanetlemiştir. Kur'an-ı Kerim, geçmiş milletlerden misaller getirirken, yalan olduğunu bildikleri bir davada rüşvet alarak yanlış hüküm veren Yahudi hákimleri ve onlara rüşvet veren kimseleri lanetle kınamış, başka ayetlerde de, ‘‘Birbirinizin mallarını aranızda haksız sebeplerle yemeyin, sakın haksız mal edinmeyin, halkın emvalinden yemek için hákimlere, hükümetlere intisap etmeyin, rüşvet vermeyin’’ şeklinde tavsiyelerde bulunmuştur.


Hazreti Peygamber de zekát toplamakla görevlendirilmiş bir memurun, toplanan zekátın bir kısmını kendisine ayırmak istemesi üzerine onu sert bir dille uyarmış, bu olayın arkasından irad ettiği bir hutbede, "Allah'a yemin ederim ki, zekat amillerinden (tahsildar) herhangi bir kişi ‘beyt-ülmal'dan (hazine) haksız bir şey alırsa, kıyamet gününde muhakkak o kimse çaldığı malı boynuna yüklenerek haşrolunur" diye buyurarak bu cezanın azametini anlatmıştır. Rüşvet ve yolsuzluğu böylesine ağır bir ceza ile cezalandıran İslam, hediyeye de sınır ve ölçü koymuştur. Dinimiz, hediyeleşmeyi teşvik ettiği halde, ölçüyü aşan hediyeyi 'rüşvet' sınıfına girer korkusu ile 'alınmaması' yolunda bir tavsiye ile adeta yasaklamıştır.

Rüşvet ve yolsuzluk illeti, ne yazık ki içinde yaşadığımız toplumu da temelinden sarsmaktadır. Gazetelere yansıyan beyanlardan anlaşıldığına göre, toplanan vergilerin üçte biri rüşvet ve yolsuzluğa gitmekte, milyonlarca insanın alın teriyle oluşan milli hasılamızın oldukça büyük bir bölümü, vicdanları kezzapla kavrulmuş bir avuç hırsız ve çıkarcının cebine akmaktadır. Günümüzün tabiriyle 'hortumlanan' bu paralarda tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Yaşamak için çöp bidonlarında ekmek arayan ailelerin, çocuklarına süt alamayan annelerin, işsizlikten ve yoksulluktan bunalıp kendi hayatlarına son vermeyi bile göze alan talihsiz insanların, ilaç parası bulamayan hastaların, on binlerce, yüz binlerce kimsesiz ve çaresizin ise ahları!..

Dinimiz, rüşvet alanı da, vereni de aynı derecede sorumlu tutmaktadır. İkisi de aynı suçun lanetlenmiş failleridir. Buna bir üçüncüsünü de ilave etmek mümkündür. Rüşvet ve yolsuzluğu bildikleri halde, bunları ilgili makamlara ihbar etmeyerek hastalığın kangren hale dönüşmesine seyirci kalan, yılanın kendisine değmediğini sanıp sorumluluğu başkalarına atan gafiller topluluğu. "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!" hadisi böylelerini tarif etmektedir. Onlar da bu çirkin olayın şeriki (hisse sahibi) durumundadırlar.

Allah’ın vaadi değişmez. Bütün insanlar, dünyada yaptıklarının hesabını 'din günü'nde (kıyamette) mutlak surette vereceklerdir. Bundan kaçış mümkün değildir. İnsanlar, maldan, mülkten, evlattan, hülasa dünyada sahip oldukları her şeyden sorumludurlar. İnsan, istediği gibi yaşama özgürlüğüne sahiptir. Ancak, bu özgürlüğün sınırları vardır. İnsanın hemcinsine, ailesine, çevresine, içinde yaşadığı topluma ve insanlık ailesine olan görevleri Kur'an-ı Kerim'de sayılmıştır. Bunları yerine getirmeden, istediği gibi yaşama hakkı kendisine verilmemiştir. İnsanı komşusunun açlığından sorumlu tutan bu güzel dini hepimiz, insan gibi, insan onuruna yakışır şekilde yaşamak durumundayız.

Geçmişe bakalım ve ondan ibret alalım. Pek çok köşkler virane oldu. İçlerinde behimi (hayvani) eğlencelerin bin bir hayasızlıkla yaşandığı pek çok saray yerin dibine battı. İhtişamlar yok oldu. Nice medeniyetlerin bıraktığı anıtların her biri bugün 'sit alanları'nın altında gün ışığına çıkarılmayı bekliyor.

Güvenilen, gururla, gıpta ile bakılan insanlar ve hayatlar... Hepsi, birer kemik yığınından ibaret. "Baki kalan bu kubbede hoş bir sada." Güzel işler, güzel ameller... İşte İslam'ın bizden istediği bu!

İçinde yaşadığımız binaları ek kolonlarla sağlamlaştırarak depremlere karşı direnmeye çalışıyoruz. Ahlaki değerlerini hepten kaybetmiş bir toplumu hangi kolonlarla ayakta tutabilirsiniz? Biri eşya, diğeri insan. Biri fizik, diğeri metafizik. Biri geçicilik, diğeri sonsuzluk. Geçiciliğin aldatıcı ihtişamını, sonsuzluğun ürpertici ya da göz kamaştırıcı gerçekliği karşısında geçerli kılmak hiç kimse için mümkün değildir.

HASAN KANAATLI YURT İÇİN YAZDI

Rahmet Nedir?


Yüce Rabbin kuluna karşı göstermiş olduğu güzellik, iyilik ve bağışlamalara ‘rahmet’ denir. Bu durumların bu ayda daha fazla bulunmasından dolayı bu aya; ‘Rahmet ayı’ da denilmiştir.

Rahmetin Kısımları: Yüce Allah’ın rahmeti iki kısımdır;

1- Özel rahmet: Bu tür rahmet peygamber efendimize ve hidayet imamlarına (Ehl-i Beyt) hastır. Nitekim Bakara/105’te; “Allah rahmetini dilediğine tahsis eder” diye buyurulmaktadır. Hz.Cafer Sadık (a.s.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: Allah’ın rahmetinin tahsis edildiği kimseler onun elçisi ve vasileridirler. Yüce Allah rahmetini yüz bölümde yaratmıştır. Onun doksan dokuz bölümünü elçisi Muhammed’e ve Ali’ye ve bu ikisinin soyuna tahsis kılmış ve diğer bir bölümünü de bütün yaratıklar arasında taksim etmiştir. (Sefinetu’l-Bihar, rahm maddesi).

2- Genel rahmet; Bu tür rahmet, Yüce yaratıcı tarafından tüm varlıkları kapsayan rahmettir. Öyle ki, yaratılışın başlangıcından kıyamete ve hatta sonsuza dek Yüce Allah mahlûkatıyla bu tür rahmet üzerinden hareket etmiştir. Asla ne tükenmiş ve ne de tükenecek türden bir rahmettir!

Yüz bölüme ayırdığı rahmetinin yalnızca bir bölümü olan bu rahmet türünün genişliği hakkında Ehl-i Beyt imamlarının altıncısı olan İmam Cafer Sadık (a.s.) şöyle buyuruyor:

 Kıyamet olduğunda, Yüce Allah rahmetini öyle genişletecektir ki, hatta İblis dahi bu rahmetin kendisine ulaşacağına ümitlenecektir. (Sefinetu’l-Bihar, c.1, s.517)

Peygamber Efendimiz’den (s.a.v) şöyle buyurduğu nakledilir; Yüce Allah Davud peygambere şöyle buyurdu: “Güneşli bir havada oturan birisi nasıl sıkılmazsa, benim rahmetime maruz kalan birisi de asla sıkıntıya düşmeyecektir.” (Sefinetu’l-Bihar, c.1, s.517)

Şöyle nakledilir: Bir gün bir şahıs, Ehl-i Beyt imamlarından dördüncüsü olan Hz. Zeynü’l-Abidin (a.s)’ın huzuruna gelip şöyle arz etti: “Ey İmam! Hasan-ı Basri şöyle diyor, “Helak olan birinin helak olması şaşılacak bir durum değildir, asıl şaşılacak durum kurutuluşa eren kimsenin durumudur ki, nasıl kurtulabildi?” Bunu böyle duyan İmam Zeynü’l- Abidin (a.s) şöyle buyurdu: “Hayır! Ben de diyorum ki kurtulan şahsın nasıl kurtulduğu şaşılacak bir durum değildir, asıl şaşılacak durum, Yüce Allah’ın rahmetinin bu kadar geniş olmasıyla birlikte, o şahıs nasıl helak olur! Şaşılması gereken şey budur!” (Sefinetu’l-Bihar, c.1, s.517).

Yine İmam Zeynü’l- Abidin (a.s)’dan şöyle nakledilir: Üç şey kendisinde bulunduğu taktirde bir mümin helak olmaz;

1- Allah’ın varlığına ve birliğine iman edip ona eş koşmamak.

2- Resulallah’ın (s.a.a) şefaat sahibi olduğuna iman etmek

3- Allah Teâla’nın rahmetinin genişliğini kabullenmek.”(Sefinetu’l-Bihar, c.1, s.517) İslam kültüründe önemli bir yeri bulunan dûa’larımızda da ‘rahmet’ kavramı en fazla telaffuz edilen şeylerden biridir. Örneğin, “İftitah Dûası’nda şöyle diyoruz: “Ya Rab! Yakinen iman ediyoruz ki sen, rahmet edenlerin (acıyanların) en merhametlisisin! Kunut dûarlarında da şöyle deriz: “Rabbim beni, ana ve babamı ve tüm iman edenleri bağışla, onlara rahmeyle, çünkü sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.”

Namazlarımızın sonunda da: “Rabbim! Senin merhametin benim işlediğim günahtan daha büyük daha geniştir” deriz. Baba-anamıza rahmet talebinde bulunuruz ve hatta peygamber efendimize ve âline dahi Yüce Yaratan’dan rahmet talep ederiz.

Rahmet Vesileleri: Yüce Rabbin rahmetinden yararlanmak için elbette bir takım vesilelerden yararlanmak lazım. Yüce kitabımız, o vesilelerden de söz etmiş ve onların neler olduğunu nakledeceğim ayetlerde şöyle beyan buyurmuştur:

“Namazı hakkıyla kılın; zekâtı verin ve peygambere itaat edin ki, size merhamet edilsin.” (Nur/56)

Ayette rahmetin vesileleri; namaz, zekât ve peygambere itaat olarak beyan edilmiştir. Diğer bir ayette, Allah’a ve resulüne itaatin rahmet vesilesi olduğu beyan buyurulmuştur. Örneğin şu ayet: “Allah’a ve peygambere itaat edin; olur ki size merhamet edilir” (Al-i İmran/132)

Kimi ayette de Kur’an’a uymanın rahmet vesilesi olduğu beyan buyurulur. Örneğin; “Bu da bizim indirdiğimiz kutlu bir kitaptır; ona uyun ve takvalı olun ki, size merhamet edilsin” ayetinde olduğu gibi. (En’am/155).

Özetlersek, Kur’an-ı Kerim rahmet vesilelerini bizlere beyan ederken, yukarıda aktardığımız vesilelerin dışında, tövbe etmenin (Neml/46), iman kardeşlerinin arasını bulmanın (Hucurat/10) ve Allah’tan gelen musibet ve sınavların karşısında sabretmenin (Bakara/157) de rahmet vesilesi olduğunu beyan etmiştir. (Devam edecektir)








Önerilen Haberler
Son Güncelleme: 24.08.2016 13:56
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.