banner87

Uğur Mumcu'nun 24. ölüm yıldönümü nedeniyle 23 Ocak Pazartesi günü İstanbul'da bir toplantı düzenlendi; Türkiye'de Gazeteci Olmak, Gazeteci Ölmek… Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Burhan Felek Konferans Salonu’nda düzenlediği etkinlikte Altan Öymen’den Aydın Engin’e, Faruk Bildirici’den Utku Çakırözen’e birçok deneyimli gazeteci vardı konuşmacı olarak. Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe gibi ben de konuşmacıydım, Nuh Köklü’nün ailesi kontenjanından… 


İlk sözü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto aldı; “Bu topraklarda gazeteci olmak hep zor olmuştur ama hiç bu kadar güç olmamıştır. II. Meşrutiyetten bu yana öldürülen 66 gazeteci var. Bugün öldürülmüyor ama gazeteciler cezaevlerinde, adliyelerde süründürülüyor. Günümüzde artık adliyeler gazetecilerin ikinci adresi olmuştur. Gazetecilerin yaşam hakkı, haber yazma, kitap yazma hakkı yok. Güç günler geçiriyoruz. Türkiye'ye yayılan bir korku perdesi var. İnsanlar gece eğlenceye çıkmaya, çocuklarını maça göndermeye korkuyor. Zor günlerden geçiyoruz ama meslek örgütleri olarak dayanışmayı elden bırakmıyoruz. Daha yaşanası bir Türkiye için umudumuzu asla yitirmemeliyiz."

 


***

 

Eski gazeteci, CHP Milletvekili Tuncay Özkan da konuşmacılardan biriydi… Tuncay Özkan, Ergenekon davasında başına gelenleri, nasıl haksız yere 5.5 yıl hapis yattığını anlattı; "Bu 5.5 yılın 517 gününü hücre hapsinde geçirdim. Benim evimde Atatürk'ün Bursa Nutku çıktı. Bunu evde bulundurmanın terör örgütü üyeliği suçlaması için yeterli olduğunu söylediler. Ergenekon şemasında adım olduğu söylendi. Ne ben, ne de avukatım bu şemayı göremedi. Yargıç bana 'Ben gördüm ya yeter' dedi. 5.5 yılın sonunda şema açıklandı. Benim ismim yoktu. Cumhuriyet mitinglerini iyi ki yaptım. İki kere ağırlaştırılmış hapis cezası verdiler. 20 yıl önce yayınladığım Susurluk Raporu nedeniyle 16 yıl ağırlaştırılmış müebbet verildi…" 

 

Bu kadarla da kalmadı biliyorsunuz, cezaevinden çıktıktan sonra hastalandı Tuncay Özkan, karaciğerinden çok ciddi ameliyat geçirdi, yurtdışında uzun süre tedavi olmak zorunda kaldı. Hastalığının nedenine ilişkin ciddi iddialar vardı. Bu iddialardan biri de hapishanedeki yemeğine ilaç, hatta fare zehiri karıştırıldığı iddiasıydı. Almanya'da
gördüğü tedaviyle Özkan'ın iç organları temizlendi ve zehirlendiği de kesinleşti. Alman doktorlar biri böcek ilacı olmak üzere iki ayrı radyoaktif madde ile zehirlendiğini saptadı. Zehirlenme nedeniyle karaciğeri ve organları büyük oranda zarar görmüştü.

 

İşte bu insan Gazeteciler Cemiyeti’ne gelip arka sıralarda izledi toplantıyı. Geldiğini fark eden gazeteci arkadaşları yanına gidip ön tarafa getirdi. Sonra kürsüye çıkıp konuşmasını yaptı. Konuşması Türkiye’de gazeteci olmanın nasıl zorluklarla dolu olduğunun somut bir örneğiydi. 


Bugün öğrendik ki Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, CHP İzmir milletvekili Tuncay Özkan'ın, "sosyal medyadan hakaret" iddiasıyla hakkındaki suç duyurusu kapsamında, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulmuş. Sebebi de çok enteresan. Ortaköy'deki terör saldırısının faili olduğu iddiasıyla sosyal medyada fotoğrafları yayımlanan Ramazan İşhan'ın avukatı Mustafa Serdar Akdoğan, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına, sosyal medyada müvekkilini saldırının faili olarak gösteren internet siteleri ve CHP İzmir milletvekili Tuncay Özkan hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Oysa bu haberin asılsız olduğu, fotoğrafı paylaşılan kişinin bu olayla ilgisinin olmadığı anlaşılınca Tuncay Özkan, “Milliyet ve bir başka internet sitesinden kaynak göstererek paylaştığım fotoğrafların bir başka kişiye ait olduğu Odatv tarafından belgelenmiş. Bu siteleri kaynak göstererek sizleri yanılttığım için üzgünüm. Sizlerden ve Ramazan beyden özür dilerim” şekilde paylaşımda bulunmuştu. Ancak avukat Akdoğan şikayetinden vazgeçmedi. Bu şikayet nedeniyle dokunulmazlığı kaldırılırsa belki de Tuncay Özkan’ın diğer davalardan dolayı tutuklanması gündeme gelecek…

 

***

 

Yakınlarını kaybetmiş insanlar olarak acılı bir eşikten geçtik biz. Ama memleket de bugün acılı bir eşikten geçiyor. 90’ların soğuk iklimi aynı sertlikte devam ediyor. Gazeteci cinayetlerini gördük hepimiz, ayrıntıları herkes biliyor. Unutulmasınlar diye, anılarını yaşatmak zorundayız, tesellimiz bu. Ama gazetecilik yapmak giderek zorlaşıyor. Yayın yasakları ve hakkımızda açılan davalarla, para cezaları ile boğuşuyoruz. Sadece savcılıklar değil, kendinde bizi şikayet etme hakkı gören bazı işgüzarlar da hakkımızda şikayette bulunuyor. Örneğin iktidara yakınlığıyla bilinen işadamı Ethem Sancak hem gazeteyi hem de beni ayrı ayrı şikayet etmiş basın savcısına. Savcı da bu şikayeti kabul etmiş, hakkımızda 50’şer bin liralık para cezası istemiyle dava açılmış. Allahtan mahkeme insaflı çıktı da rakamı 5 bin liraya indirdi ama cezayı kesti. Kaç tane gazetesi, televizyonu olan bir medya patronu olarak Ethem Sancak, sınırlı olanaklarıyla ayakta durma mücadelesi veren ve gerçekleri yazmaktan başka amacı olmayan bir gazeteyi niye dava eder, düşünün bakalım?

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.