Bu kadar da olur!

Mevcut iktidarın, bırakın muhalif olmayı, farklı düşünen, kendine benzemeyen kişi ve çevrelere yönelik yaptığı operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Bunun için solcu, sosyal demokrat, ulusalcı, darbeci, sendikacı, gazeteci ya da Kürt veya Türk olmak uygulamadaki sonucu değiştirmiyor. Bir tek kriter var; AKP’den farklı düşünmek, sürecin payandası olmayı reddetmek! Ölçü bu!
 
İktidarın yaptığı operasyonların, akla gelebilecek bütün muhalif kesimleri kapsaması, gözaltıların, tutuklamaların ve fezleke hamlelerinin sürekli “yeni gündemler” yaratarak gelişiyor olması bazı çevrelerde ciddi şaşkınlık yarattığı gibi “el insaf” seslerini de yükseltiyor. Birçok kişi ve çevre gelişmeler karşısında, doğal bir refleksle “bu kadar da olmaz” diyor…
 
Bu refleks bir tek Aleviler için artık çok bir şey ifade etmiyor. Çünkü Aleviler, dün değil, evvelki gün de değil, son beş yüz yıldır yaşadıklarıyla iktidara ve özel olarak siyasal İslama karşı “el insaf” refleksini unutmuş durumda! Alevilerin 12 Eylül referandumundaki yüzde 97’lik “hayır”ı ve “Alevi açılımına” karşı “reddiyeci” tavrını, “AKP endeksli Alevi derneklerine” itibar etmeyişi   bu reflekse karşı bir başka refleksin doğal sonucudur.
 
Gözlerinizi kapatın ve lütfen bir dakika düşünün! Aklınıza gelen bütün etnik ya da dini çevrelere karşı zaman zaman yaşanan esnemeler, geçici bazı istisnai dönemler hariç Alevilere karşı asla uygulanmamıştır. Bu nedenle Aleviler için mevcut siyasi iktidarların hiçbir hamlesi, operasyonu “el insaf” kategorisinde değildir!
 
Çok uzağa veya geçmişe gitmeye gerek yok, bütün bu hengame içinde Alevilere yönelik son bir iki haftada yaşanan iki karşı hamle, bu yaklaşımı bir kez daha doğruluyor.
 
Sene 2012 ve Alevilerin ibadet merkezi, inanç merkezi olarak gördüğü cem evleri halen ibadethane olarak görülmüyor. Çünkü siyasi İslamcılar biliyor ki, bunun kabul edilmesi her alanda “eşit yurttaşlık” hakkının önünü açacak, iktidarın tek inanç üzerine oturan kimyasını da bozacak! Bu nedenle, İzmir İl Genel Meclisi’nin aldığı karardan sonra, Mersin İl Genel Meclisi’nin “bir inanç ve ibadet merkezi olan cem evinin bakım, onarım, elektrik ve genel giderlerinin İl Özel İdaresi bütçesinden karşılanması” için aldığı karar, Vali tarafından, bir mülki amir gibi değil  tam bir ulema tavrıyla “cem evleri bir ibadethane değildir” diye bir çırpıda reddedildi. Çünkü bu görüş, işin doğrusu ne bugünün ne de yakın geçmişin görüşüdür. Bu görüş, bu topraklarda yüzyıllardır Sünni ulemanın ve ayrımsız bütün siyasi iktidarların resmi görüşüdür.
 
Bu görüş öyle bir görüştür ki; İstanbul Üsküdar Bahçelievler Mahallesi’nde Alevilerin cem evi yapmak için tahsis edilmesini istedikleri arsayı, önce “cem evine uygun değildir” diye Belediye Meclisi’nde kararı ile reddedip, arkasından da cami yapımı için imara açması ve aynı yere cami inşaatı tabelası dikmek gibidir.
 
Bu görüş öyle bir görüştür ki; Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı iktidarın ve İslami medyanın kendilerini hem iddia hem de karar verme makamı olarak görmelerini ve örneğin Dersim katliamı için “özür dilerken” bile, “yüzlerce yıla yayılan bitmek bilmeyen kinlerinin” bir sonucu olarak Oktay’ın ve Kılıçdaroğlu’nun  “mezheplerini” sormak gibi bir şeydir…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar