İlköğretimde Arapça, ortaöğretimde Osmanlıca
Önümüzdeki yıldan başlayarak ilköğretim okullarında Arapça öğretilecek. Birkaç yıldır sosyal bilgiler liselerinde Osmanlıca okutuluyordu zaten.
Türkçeyi bile doğru dürüst öğretemediğimiz çocuklarımıza Arapçayı ve Osmanlıcayı öğretmeye kalkmak anlaşılır gibi değil.
Üniversite düzeyinde olsa uzmanlık eğitimidir, eski metinlerin araştırılması için elaman yetiştirmeye yöneliktir, diye düşünebilirsiniz.
Ancak ilköğretimin 4. sınıfından başlayarak seçmeli bile olsa Arapçayı öğretmenin ne eğitimsel, ne bilimsel bir açıklaması var.
***
Bu hafta başında Dil Derneği’nin öncülüğünde Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 12. Beşir Göğüş ödül töreni düzenlendi.
Bu yılki ödüller, 10 yıldır emek vererek 3 bin sayfalık “Tanıklarıyla Deyimler Sözlüğü”nü hazırlayan Muhittin Bilgin ve Ahmet Can Bilgin kardeşlere verildi.
Yerinde bir karar; ödül verenleri de alanları da yürekten kutlarız.
Ödül töreninin arkasından “İlköğretimde Arapça, Liselerde Osmanlıca Dersinin Anlamı Ne?” konulu bir açıkoturum yapıldı.
Açıkoturumda Emin Özdemir, Prof. Cavit Kavcar, Nazım Mutlu’yla birlikte konuşmacıydık.
Bütün konuşmacılar bu uygulamanın iyi niyetle yapılmadığı, AKP’nin eğitimi dinselleştirmek için bir adım daha attığı konusunda birleşti.
***
Nasıl iyi niyet olsun ki?
Osmanlı’da yaklaşık 500 yıl medreselerde Arapça okutuldu, Türkçeye yer verilmedi.
Sonuç, koca bir fiyasko.
Cumhuriyet kurulduğunda okuma yazma bilenler, genel nüfusun yüzde 10’u bile değildi.
Ancak Cumhuriyetle birlikte yeni abecenin kabul edilmesi ve ardı ardına yapılan devrimler, hem eğitimin içeriğinin bilimselleşmesini sağlamış hem de kısa sürede ülke çapında okuma yazma oranını yükseltmiştir.
***
Günümüzde nedense yeniden bir Osmanlıcılık ve Osmanlıca özlemi gündemde tutulmaya çalışılıyor. Okullara Osmanlıca dersinin konması da bu eğilimin bir sonucudur.
Şemsettin Sami’nin 20. yüzyılın başında yazdığı ünlü Osmanlıca sözlük “Kamus-ı Türki”de, dilci Ömer Asım Aksoy’un söylediğine göre yaklaşık 30 bin sözcük varmış.
Bu sözcüklerin de 15 bin 600’ü Arapça ve Farsça, bin 160’ı başka dillerden gelen sözcük, geri kalanı da Türkçe sözcüklerden oluşuyormuş.
Oysa Beşir Göğüş ödülünün bu yılki sahipleri Bilgin kardeşler, güzel Türkçemizde yazarların kullandığı 21 bin deyimi toplayarak sözlük hazırlıyor.
Yeni bir dil öğretmekten çok, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği dindar gençlik yetiştirmek amacına yönelik bir uygulamadır Arapça ve Osmanlıca öğretmek.
***
Başbakan’ın köy enstitüleriyle ilgili çelişkisi:
Sayın Başbakan “dindar gençlik yetiştirmeyi” savunurken köy enstitülerine de çattı. Bunu yaparken köy enstitüleriyle ilgili kendi sözleriyle de çelişti.
11 Eylül 2003 tarihinde televizyonda yaptığı “Ulusa Sesleniş" konuşmasında köy enstitüleriyle ilgili şunları söylüyor: "Yalnız Türk eğitim tarihi bakımından değil, dünya eğitim tarihi bakımından da çok orijinal bir girişim olan köy enstitüleri uygulamalarının bilimsel bir analize tabi tutulmalarını ve deneyiminden, bugün, özellikle, bilişim ve genetik tarım teknolojilerinin eksen alınarak, biz nasıl yararlanabiliriz diye araştırılmasını istedim."
6 Şubat 2012’de Ankara Selahattin Zaim Anadolu Öğretmen Lisesi’nde, Fatih Projesi pilot uygulama töreninde şunları söylüyor:
“Köy enstitülerinde öğretmen, eğitmen formatladılar; sonra onların elinde öğrenci formatladılar.”
***
UNESCO’nun bütün gelişmekte olan ülkelere gösterdiği eğitim modeli köy enstitüleridir.
Başbakan’ın çoğu yaşamdan göçüp gitmiş eğitmenlere, köy enstitülü öğretmenlere bu ülkeye yaptıkları hizmetler için teşekkür edeceğine onları suçlaması çok acı.
Başbakan 6 Şubat’ta aynı okulda yaptığı konuşmasında soruyor, “Siz bu gençliğin milli, manevi değerlerinden kopuk, hiçbir istikameti, meselesi olmayan bir nesil mi olmasını istiyorsunuz?”
Başkasını bilmem ama ben, ülkenin “kendi değerlerine bu kadar yabancı”, kendi sözleriyle çelişen, konuları çarpıtan bir Başbakanı olmasını istemiyorum.