Yeni kurulan Hacettepe Üniversitesinin, Tıp Fakültesi Dekanı olan Psikiyatri Profesörü, geç vakit dağılan öğrencilerin arasından birine seslendi:
‘’Eve gidiyorsan seni bırakayım’’ dedi.
Dekan ve öğrenci aynı yöndeki semtlerde oturuyorlardı ve hocası daha önce de bir kaç kez öğrencisini evine bırakmıştı. 
Dekanın arabasına binip hareket ettiler.
Bir süre sonra hoca cebinden bir kart çıkartıp öğrencisine uzattı ve bazen takıldığı şekilde ‘’Mösyö lö hatip, bu karttaki yanlışı bul bakalım’’ dedi.
Kart, çiçeği burnundaki Öğrenci Birliği’nin bastırdığı ‘’Öğrenci Kimlik Kartı’’ idi…
Bilgiler Türkçe ve İngilizce olarak yazılmıştı.
Öğrenci kartı inceledi.
Utanarak ‘’bulamadım efendim’’ dedi.
Dekan ‘’Üniversite’’ İngilizce böyle mi yazılır?’’ diye sordu.
Öğrenci karta bir kez daha bakınca başlıkta ‘’Hacettepe Univercity’’ yazıldığını gördü.
Öğrenci, Birlik yönetiminde değildi.
Kartı da ilk kez görüyordu ama kendisi suçluymuş gibi utancı büyüyerek ‘’hayır efendim, böyle yazılmaz’’ dedi.
Dekan, sınavına devam etti ‘’Ünivers’’ ne demektir?’’ diye sordu.
Öğrenci ‘’evren, kâinat demektir’’ diye yanıtladı.
Dekan ‘’doğru’’ dedi, ‘’...demek ki üniversite de evreni inceleyen, onun yasalarını araştıran yer demektir’’.
Devam etti:
‘’Üniversitelerin bir görevi de insanlara meslek kazandırmaktır ama öncelikli görevleri araştırma yapmaktır.
Araştırma yapabilmek için üniversiteler bağımsız ve özgür olmalıdır.
Kendi kendilerini yönetmelidirler.
Üniversite hocalarının birinci görevi öğrencilerine ‘’özgürce ve bilimsel olarak düşünmeyi’’ öğretmektir.
Üniversiteleri özgür ve bağımsız olmayan ülkeler demokratikleşemezler, kalkınamazlar, dünyanın evrensel bilgi ve becerilerine ulaşamazlar, değerlerini yakalayamazlar, medreselere dönüşürler’’ diye tamamladı Dekan sözlerini.
Öğrenci evinin önünde arabadan inerken teşekkür etti ‘’bu dersinizi hiç unutmayacağım efendim’’ dedi.
Aradan  elli yıl geçti.
Türkiye’yi darbeler sonrası askerler, askerlerden daha askerci siviller ve son 15 yıldır da medreselerden yetişmişlerden daha dar kafalı mollalar yönetti.
Ve Türkiye’nin ‘’üniversiteleri’’ hiç bir anlamı olmayan ‘’univercity’’lere dönüştü.
Her ilde bir ‘’univercity’’  ve her ilçede de bir ‘’Yüksek Okul’’(!) açıldı.
Buralara, sözlerini yukarıda alıntıladığım muhterem dekanı mezarında ters döndürecek hocalar(!) dolduruldu.
‘’Ben üniversite mezunlarını hiç sevmem’’ diyenler YÖK üyesi yapıldı.
Teknik Üniversite hocaları, ‘’Nuh peygamberin cep telefonu ile konuştuğunu ispatlarım’’ diye ortaya çıktı. 
Tıp Fakültelerine, ‘’sülük vurma’’, ‘’hacamat uygulama’’ dersleri kondu. 
Cumhurbaşkanı, benzeri tek-tük kalmış ‘’evrensel’’ bir üniversiteyi, ‘’yerli ve milli’’ olmamakla suçladı.
Türkiye bu sayelerde bilim üretmekte, bilim adamı yetiştirmede dünyada en alt sıralara düştü.
Ne diyeyim ben size?
Dilerim Allah’tan, o ‘’univercity’’lerinizden birinde yetişmiş, ‘’yeri ve milli’’ doktorlardan birinin eline düşersiniz de görürsünüz gününüzü.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nuh Gürler(Acilden) 2018-01-15 11:16:01

Dekan ve öğrencinin isimleri de yazsaydın(Ben tahmin ediyorum)