banner87
İki gün önceki yazımda Suriyeli göçmen dramının bir boyutunu özetlemeye çalıştım.
Bu dram ya da olayın çok farklı boyutları var.
'Arap Baharı' öncesinde neredeyse hiç kimse Suriye'den kaçıp Batı'ya göç etmiyordu.
Tıpkı 'Arap Baharı'ndan etkilenen Tunus, Libya, Mısır ve Yemen'den göç etmedikleri gibi.
Elbette 'daha iyi okuma ve yaşam koşulları' için Batı ülkelerine gidip oraya yerleşenler vardı.
Tıpkı Türkiye'den gidenler gibi.
12 Eylül döneminde ve PKK ile savaş yıllarında on binlerce insan Batılı ülkelere kaçmıştı.
Bu dünyanın birçok ülkesi için de geçerli.
İşin ilginç olan tarafı insanların sığındığı Batılı ülkeler, insanların kaçtığı ülkelerdeki dikta ve faşist iktidarları destekliyordu. Her zaman ikili oynayan Batı, bununla da yetinmeyerek bu iktidarların zulmünden kaçan siyasi muhaliflere de kucak açıyordu. Özetle Batı her taraftan bizi kuşatıyor.
Kendi ülkelerindeki iktidarların kötü ekonomik ve siyasal tutum ve davranışlarından kaçarak Batıya giden gençler zamanla o ülkelerde yerleşip kalıyor ve Batı sistemine hizmet ediyor.
Bununla yetinmeyen Batılı ülkeler kurs, yüksek lisans, doktora ve benzeri başlıklar altında sivil ya da asker kökenli insanlarımıza çengel atıyor ve zamanı geldiğinde onları kullanıyor.

Türkiye dahil bütün Müslüman ülkelerde bunun binlerce örneği var.
'Arap Baharı' sürecinde ise çok önemli bir gerçek daha ortaya çıktı.
Batı'nın desteklediği iktidarlardan kaçarak Batılı ülkelere sığınan yüzlerce siyasi muhalif 'Arap Baharı' sonrasında ülkelerine dönüp iktidar oldular.
Tunus, Libya ve Mısır'da.
Tunus'ta Nahda lideri Gannuşi ve başkaları.
Mısır'da Mursi ve diğerleri.
Libya'da ilk Başbakan El-Kib ve fazlası.
Suriye'de ise ayaklanma sonrasında kurulan Suriye Ulusal Konseyi (SUK) Başkanı Burhan Galyon ve Konsey üyelerinin ezici çoğunluğu. Hepsi de sığındıkları ülkelerin emrinde Suriye'de 'demokrasi ve özgürlük' mücadelesi vermek için SUK'u kurmuştu.
Irak'ta durum bundan farklı değildi.
Saddam zamanında ülkeden kaçarak Batılı ülkelere sığınanların büyük bölümü Irak işgal edilince geri dönüp iktidar oldu ve ülkenin perişan edilmesi için bilerek ya da bilmeyerek elinden geleni yaptı ve yapıyor.
1996-1997'de Kuzey Irak'tan kaçarak Türkiye'ye sığınanlar CİA'nın özel uçakları ile ABD'ye taşınmıştı. 2003 Irak işgalinde bu kişilerin ne kadar işe yaradığı daha sonra anlatılacaktı.

Gelelim şimdiki duruma.
Batılı ülkeler göçmenler konusunda yaygara koparıyor. Bu göçmenler içinde Suriye, Irak, Libya, Tunus, Filistin, Afganistan, Pakistan ve benzeri ülkelerin vatandaşları var. Bu ülkeler 'Arap Baharı' sürecinde ve öncesinde Batılı ülkeler tarafından perişan edilmişti.
Batılı ülkeler, 'insan hakları' söylemi ile iki yüzlü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Şikayet eder gibi görünüyorlar ama aynı zamanda kendi hesaplarını yapıyorlar.
Genç nüfus sıkıntısı çeken Batılı ülkeler gelen göçmenlerle bu açığı kapatabileceklerini düşünüyorlar.
Kendilerine sığınan ya da sığınacak olan göçmenler içinden 20-30 yıl sonra kullanabilecekleri tipleri bulabilecek olan Batılı ülkeler yeni bir 'Arap Baharı'nın hazırlıklarına şimdiden başlamışlardır.
Batılı ülkelere sığınan insanların büyük bölümü eğitimli ve donanımlı olduğu için kendi ülkeleri bundan böyle çok ciddi sıkıntı yaşayacaktır.
Özellikle Suriye, Libya ve Irak.
Bu ülkelerde okula gidemeyen ya da ilkokulu bitirmeden bırakmak zorunda kalan çocuk oranı ortalama yüzde 30'dur.
30 yıl sonra bu ve benzeri ülkelerde nüfusun %30-40'ı cahil olacak.
Göçlerden dolayı bu ülkelerde çok ciddi doktor, mühendis, teknik eleman ve benzeri eleman eksikliği yaşanacak.
Göçlerden dolayı bu ülkelerin ekonomilerinde çok ciddi kaynak sorunu yaşanıyor ve yaşanacak.
Çünkü ülkesinden kaçan her kişi yanında kendi öz birikimini de götürüyor.
Örnek olarak bugün Türkiye'de 2 milyon Suriyeli varsa bunun yalnızca 100 bini 'gariban'.
Geri kalanlar farklı miktarlarda para ve altınları ile kaçtılar.
Aynı şey Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır'a kaçanlar için de geçerli.
Özetle Suriye'den kaçan 4 milyon insanın beraberinde çıkarttığı para 30 milyar dolardan az değildir. Çünkü kaçanlar arasında Suriye'nin en zengin adamları da var ve bunların bir kısmı Türkiye'de.
Tıpkı 'Arap Baharı' sonrasında ülkelerinden Türkiye'ye kaçıp on binlerce konut alanlar gibi.
Tıpkı olayların başlaması ile Türkiye'ye gelip Özgür Suriye Ordusu'nu kuranlar gibi.
Tıpkı dünyanın dört bir tarafından gelerek Suriye'de savaşan gruplara katılan ama öncesinde İstanbul'da tatil yapan on binlerce ruh hastası katiller gibi.
Sonra da birileri göçmenleri konuşup bizimle dalga geçecek.
Hiç kimse de Suriye ve diğer ülkeleri bu hale getiren Suudi Arabistan, Katar ve Körfez ülkelerine 'Abiler şu gariban göçmenleri neden almıyorsunuz' demeyecek.
Dese de işe yaramayacak, çünkü bu ülkelerin çağ dışı, ilkel, bağnaz ve rezil kral, emir ve şeyhleri herşeyin sorumlusu ve onlar var olduğu sürece biz şu göçmenleri çok konuşuruz.
Bugün insanlar bu coğrafyanın en acılı göçmenlerini hatırlamıyor bile.
100 yıl önce dünyanın dört bir yanından gelerek Filistin'i ele geçiren, İsrail devletini kuran ve toprağın gerçek sahibi Filistinlileri kovan Yahudilerin kurbanı milyonlarca Filistinli göçmen.
Dünyanın her yerinde varlar ama vatanları yok
Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.