Beşiktaş büyük değil peki ya Aybaba!

BEŞİKTAŞ’IN aylardır beynimi kemiren futbolu, kulübün içinde bulunduğu büyük ekonomik kriz, basiretsiz yöneticiler ve ne yaptığını bilmeyen bir teknik kadronun verdiği ağır duygusal hezimet ile izlediğim bir televizyon programı yaralarımı yeniden kanattı…

Faik Çetiner, oturmuş güzel bir hanım ablanın yanına, yayılmış koltuğa, elince çayı…

Ekranda kocaman ‘Artık iki büyük mü var?’, ‘Beşiktaş artık büyük değil mi?’ yazıları…

Birden usta televizyoncu(!) ve eski Beşiktaş yöneticisi Reha Muhtar bağlanıyor canlı yayına ve ‘Beşiktaş’ın büyüklüğünü’ ispat etmeye çalışıyor…

Aylardır ağır sancılarla canımı yakan ‘Beşiktaş’ hücrelerim yeniden depreşiyor ve acımı en üst seviyeye çıkarıyor…

Beşiktaş ve Beşiktaşlının hiçbir zaman ‘büyüklük’ ve zenginlik takıntısı olmadı, çünkü Siyah-Beyaz için çok daha önemli olan ‘şeref’ fazlasıyla yetiyordu…

Bu ağır psikoloji ile izlemeye koyuluyorum dünkü Ordu maçını…

Akhisar karşısındaki ‘ağır rezillik’ tekrar eder mi korkusuyla izliyorum maçı…

Neyse ki Ordu’da futbolun Athena’sı Gekas yok da Kartal rahat kazanıyor…

Bu satırlarda haftalardır 90 dakikaya ilişkin ifadeler kullanmaya çalışıyorum…

Çünkü Beşiktaş haftalardır futbol filan oynamıyor, şansı yaver gider ve rakibi az isterse kazanıyor sadece…

Gelelim filozof Samet Aybaba’ya…

Maç sonrası yine felsefe yaptı…

Taraftarın kendisini protesto etmesini “Ben bu kulübe gelmiş en önemli üç kaptandan biriyim” diyerek kendisini futbolcu sanmaya devam ettiğini gösteriyor, teknik direktörlük kariyerinin berbatlığını ispatlar gibi futbolculuk günlerine geri gidiyor…

Bir de Samet hocam, bu kadar çok konuşmak sana bir şey kazandırmaz…

Diline pelesenk olmuş “Benim 4 yıllık sözleşmem var” sözü de sana tazminatın ile iyi bir para kazandırır ama yıllardır süre gelen Beşiktaşlılığını çöpe atar…

Önceki ve Sonraki Yazılar