Geriye dönüp baktığımda anı dağarcığımın ne kadar dolu olduğunu görüyorum.
Neler neler yaşanmış şu onlarca yıllık meslek yaşamımda.
Bu yazıda sizlerle çok önemli bir anımı paylaşmak isterim.
Belki bugün yaşananlara ışık tutar.
Yıl 1999.
Aylardan Ağustos.
Uzun yıllar BM Kalkınma Programı’nda (UNDP) üst düzey görevler yapmış sevgili dost Dr. Üner Kırdar bir toplantıya öncülük ediyor.
Bir ABD ve Türk heyeti arasındaki bu toplantının konu başlığı “Yeni Binyıla Girerken Türkiye’nin
Önündeki Tehdit ve Fırsatlar”.
Toplantı İtalya’da Como Gölü yakınlarındaki Bellagio kasabasında bulunan Villa Serbelloni’de olacak.
O yıllar bu tür sivil toplum kuruluşlarına kiralanan, daha sonra Grand Hotel Villa Serbelloni adını alan tarihi yapı ünlü viski markası Johnnie Walker ailesine aitmiş.
Her neyse...
Merkezi New York’ta olan Foreign Policy Association şemsiyesi altında düzenlenen toplantının özellikle
ABD tarafından katılımcıları ilginç isimler.
Örneğin yıllarca CIA’de Ortadoğu ve Türkiye uzmanı olarak çalışmış Graham Fuller, İran’da Humeyni darbesi sırasında, ayrıca Türkiye’nin en kritik yılları olan 1979-80’de ABD Merkezi Haberalma
Örgütü (CIA) Başkanlığı yapmış emekli oramiral Stansfield Turner, Foreign Policy Association’ın Lübnan asıllı Başkanı Noel Lateef orada.
Bizim heyette emekli büyükelçiler Şükrü Elekdağ, İlter Türkmen, Cem Duna, o dönem Arı Grubu Baş- kanı Kemal Köprülü, işadamı İzak Alaton, rahmetli Nevzat Yalçıntaş, DİE (Devlet İstatistik Enstitüsü eski başkanı Orhan Güvenen ve daha birçokları var.
Toplantı aralarında Türk ve ABD heyeti bir araya gelip konuşuyoruz.
Aramızda kaynaşmaya çalışıyoruz.
Benim ilgi odağım ise CIA eski başkanı Stansfield Turner.
Zamanlar ilerledikçe Turner’la bayağı iyi ahbap oluyoruz.
Akşamları Turner, ben ve bir kaç arkadaş göl kısına inip oradaki kafelerden birinde şarap içiyoruz.
Yine böyle bir akşam Amiral Turner’a kritik bir soru yönelttim.
Sorum şöyleydi:
“Amiral, siz 1979’un kasımında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nde Halkın Mücahitleri tarafından rehin tutulan Amerikalı diplomatların kurtarılması için bir operasyon düzenlemiştiniz.
Ama operasyon başarısız olmuştu.
Amerikan helikopterleri çöle çakılmıştı.
‘Kartal Pençesi’ adını verdiğiniz operasyon büyük bir hezimetti.
Ne oldu da böyle oldu?”
Böylesine hassas bir konuda açık bir yanıt alma ihtimalim olmadığını bile bile o soruyu sormuştum.
Ama sürpriz!
Amiral Turner belki de şarabın etkisiyle o gece pek rahat konuştu:
“İran’da rehin tutulan elli iki Amerikalıyı kurtarmak için başlattığımız operasyondu.
4 Kasım 1979’da rehin alınmışlardı.
Zaman hızla geçiyordu.
Başlangıçta rehineleri kurtarmak için helikopter göndermeyi planladık.
İncirlik’ten kalkacak helikopterler Van hava sahasından İran’a girecek, ajanlarım büyükelçiliğe baskın yaparak rehineleri aldıktan sonra geri döneceklerdi.
Hemen Türkiye’deki siyasi liderlerle temasa geçtik.
Ama ne fayda!
“O kadar dil dökmemize rağmen sizinkileri ikna edemedik.
Ne Demirel ne de Ecevit Van hava sahasının bizim helikopterlere açılmasına izin veriyorlardı.
Hele de helikopterlerin İncirlik’ten havalanması fikri çok sert tepki göstermelerine neden olmuştu.
ABD’de ise başkanlık seçimi yaklaşıyordu.
O dönem başkan olan Jimmy Carter acele etmemiz için bizi sıkıştırıyordu.
“Baktık olacak gibi değil, helikopterleri Basra Körfezi’ndeki bir uçak gemisinden kaldırmaya karar verdik.
Teknik olarak imkânsızı deneyecektik.
Elbruz Dağları üzerinden uzun menzilli uçabilmeleri için helikopterlere jet motorları taktık.
Bütün hazırlıklarımız tamam görünüyordu.
Her şey kâğıt üzerinde tamam görünüyordu ama o bölgede anide bastıran çöl fırtınalarını hesaplayamamışız.
Elbruz Dağları üzerinde fırtınaya yakalanan helikopterlerin jet motorlarına kum doldu.
Fırtınada iki helikopter düştü.
Bir üçüncüsü inişte yere çakıldı.
Bu operasyon gerçekten Amerika için büyük hezimetti.”
Bu sözlerinin ardından Turner güldü.
Önemli bir şey daha söyleyecekti.
Söyledi de; “Aynı yıl 12 Eylül’de ne olduğunu hatırlıyor musun?”
“Kartal Pençesi” sadece Jimmy Carter’ı koltuğundan etmekle kalmamış, Turner’ın da CIA Başkanlığı’ndan alınmasına yol açmıştı.
Demem o ki, ABD’deki derin yapı her zaman öcünü almakta ustadır.
Nasıl 1 Mart tezkeresi yıllar sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin parlak subaylarının başını yaktıysa
ABD’nin çıkarlarına ters düşecek, zarar verecek siyasetler izlendiği zaman faturası çok ağır olur.
Benden söylemesi.
Aman çok dikkat!

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Irfan 2017-11-22 23:42:57

biz turkler abd usagi degiliz bizim intikamimiz daha korkunc olur yeterki icimizdeki hainler ayak bagi olmasin

Avatar
Tevfik Dalgic 2017-11-23 05:43:27

Merhaba Leyla guzel bir yazi. Merak ettigim sey ABD InglIltereyi Hollandayi Fransayi somurmuyor da niye bazi ulkeleri somuruyor?
Sorun ulkeleri yonetenlerde?
Selamlar