banner87

Ankara’yla Washington arasındaki ilişkilerin neredeyse dibe vurduğu bir dönemden geçiyoruz.

Bir yanda Ankara’nın Washington’ı PYD ve YPG’ye destek, mühimmat verdiği suçlamaları sü- rerken Washington da kendi bakış açısından Ankara’yı IŞİD ve benzeri İslamcı terör örgütlerinin marifetlerine göz yumduğunu iddia ediyor.

Washington’da Türkiye’yle giderek kötüleşen ilişkilerin nabzını tutmak için neler yazılıp çizildi- ğini internet sitelerinden araştırıyorum ki bir makale çok ilgimi çekiyor.

Bunu sizlerle paylaşmak istiyor, üzerinde hiç yorum yapmıyorum.

Makaleyi The American Intereset isimli iki ayda bir yayımlanan bir derginin internet sitesinde okuyorum.

Merkez sağ eğilimli, ABD’nin iç ve dış politikaları konusunda uzman görüşlerine yer veren dergide çıkan yazıdaki imza Henri Barkey’nin.

İzmir doğumlu olan Prof. Barkey, yıllardır Türkiye’yi izleyen bölge uzmanlarından birisi olarak tanınıyor.

Hatta 15 Temmuz darbe girişimi gecesi Büyü- kada’daki Splendir Oteli’nde düzenlenen bir toplantıya başkanlık ettiği de hatırlarda.

“Demokrasi Sonrası Türkiye’yle Nasıl Baş Edilebilir” (How to Manage Post-Democracy Turkey) başlıklı makale İkinci Dünya Savaşı sonrası gelişen Ankara-Washington ilişkilerinin tarihini uzun uzun irdeliyor.

İlişkilerde ilk kırılma noktasının 1961’de patlak veren Küba füzeleri krizinde Washington’ın İncirlik’ten çok eski Jupiter füzelerini çekmesi olduğuna dikkat çeken Barkey, bunun ardından 1964’te Türkiye’yi Kıbrıs’ta bir askeri harekât yapmaması için uyaran Johnson mektubu oldu- ğunu yazıyor.

Barkey’e göre üçüncü kırılma noktası Ankara’nın 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalesinden sonra ABD Kongresi’nin Türkiye’ye silah ambargosu uygulaması kararı.

Bu ayrıntılı girizgâhtan sonra Barkey sadede, daha doğrusu sanki hedef tahtasına oturttuğu Cumhurbaşkanı Erdoğan dönemine getiriyor konuyu:

“Erdoğan hala Başkan Trump’ın kendi görüşlerini paylaşacağı umutlarını taşıyabilir.

Ancak böyle bir ihtimal hızla yok oluyor.

Çünkü Trump’ın iç politikada dertleri var.

Özellikle de kendini IŞİD’e karşı bir şekilde bir zafer elde etmekle yükümlü sayıyor.

Erdoğan ise PYD konusunda ABD Yönetimi’ni karşısına alarak Washington’ın Suriyeli Kütler’e sırt çevirmesini iyice güçleştirdi.

Oysa Washington geçmişte başka Kürtler’e karşı bunu yapmıştı.

ABD’nin şimdi daha katı bir tutum alması Ankara-Washington ilişkilerinin kurtuluşu ve dengenin yeniden kurulması için tek fırsat olarak gözüküyor.

Buna çok ihtiyaç var çünkü böyle bir tutum izlemek Erdoğan ya da Türkiye’de başkalarının iliş- kilere onarılması mümkün olmayacak zararlar verecek girişimlerde bulunmalarına set çekebilir.”

Erdoğan’ın özellikle iç politikada koşulların kendisi açısından kötüye gitmesi durumunda çok yanlış bir hesapla Suriye’yi işgal kararı alabilece- ğine dikkat çeken Barkey’nin yazısı şöyle sürüyor:

"Türkiye NATO üyeliğinde kalacaksa sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.

Bu açıdan Türkiye’nin İtalya, İngiltere ya da Macaristan’dan hiç bir farkı yoktur.

Erdoğan hafiften baskı altında kalınca bu baskılara olumlu ses veriyor.

Belki Washington bu konuda Ruslar’dan ders almalıdır.

Şu anda yapılması gereken bir şekilde stratejik sabır gösterirken öte yandan kartları açık oynayıp baskı altında olunduğunu hissettirmek olabilir.

Belki böylelikle maceracı davranışların da sı- nırları olduğu kendisine anlatılabilir."

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.