banner87

Meral Akşener'in 'yeni parti' çalışması ile ilgili bilgi kaynaklı yorumlarıma 'neden taktın?' diye soranlar var. Hayır takmadım. Kesinlikle.

Tam tersi başarılı olsun da isterim. Ama bir şartla.

15 yıllık 'çürümüş' iktidara karşı çıkacağım diye, dümeni 'bizim mahalleye kırmasına' karşıyım. Bunun O'na da, Türkiye'ye de faydası yok.

Ya ne var olsa olsa iki-üç puan yakıştırması boş hayaldir. Karşımızdaki Erdoğan'dır. Karşı cepheden pazarlığı da, cepheleştirip bölmeyi de sever. Kendince haklı da...

Türkiye'nin muhalefet adına ihtiyacı sadece yeni bir sağ parti değil ki. Erdoğan'ın önünü kesecek formüldür. Siyasi parti referandum öncesi, çözüm şeklidir.

İtibarlı Akşener, itibarı zedelenmiş bir siyasi parti genel başkanı Meral Akşener'den Türkiye'ye daha yararlıdır. Halkta olduğu doğrudur. Ama bunun ölçüsü seçimdir. Sandıktır. Meral hanımın parti kurup bir dönem 2023'e kadar beklemeye zamanı olabilir. Ama Türkiye'nin beklemeye tahammülü yoktur.

Sorun seçimde kimin cumhurbaşkanı aday olacağı da değildir.

Seçime kadar olan sürede yapılması gerekenlerdir. Bu sebeple de Meral Akşener belki de kendi adına olumlu bir hareket yaparak partileşme çalışmalarını başlattı.

İlanı da Kasım değil, Eylül'e en geç Ekim'e almayı düşünmekte.

Erdoğan da bu zamanlama ile AKP yenileşmesini tamamlayıp genel ya da erken mahalli seçimi planlamaktadır. Buna mecbur kalabilir.

Ya CHP? Bizim açımızdan doğru soru budur.

Erdoğan'ın acelesi ne?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aslında ne erken mahalli ne de genel seçim yapmak niyetinde değil.

Ama ekonomi ve dış konjonktür kendisini bu kararı almaya mecbur bırakabilir. Eylül ayı Türkiye'yi kritik bir sürece sokabilir.

Bu ayda AB Parlamentosu Venedik Komisyonu başta olmak üzere referandum sonuçlarını görüşecek. Esastan ya da şeklen. AB Parlamentosunun alacağı kararın Türkiye üzerinde yaptırımı olmayabilir.

Gerek AB Parlamentosu gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu süreci Erdoğan ile pazarlık konusu da yapabilir.

Ama ne olursa olsun raporlarda referandumda 'ihlal olduğu' gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Muhtemel bir referandumu iptal kararı Erdoğan'ı tek adam, yani seçilmiş diktatör sınıfına sokar.

Can alıcı soru şu: AB bunu göze alır mı? Sanmam. AB Parlamentosu kararları bağlayıcı değil, ama üye ülkeleri bağlar. Bu da Allah korusun Türkiye'ye en azından yaptırım demektir. AB üyeliğine de veda.

Bunu gören Erdoğan ön almak için ilişkileri sertleştiriyor. İngilizleri yanına almaya çalışıyor. Almanları ise yeni bir 17-25 Aralık benzeri olayın yaşanmasında, üs olarak kullanılmasının önünü kesmek için geriyor.

Tabii bir dargın bir barışık gidiyor. AB ve ABD de bu durumu, 'içeride başka, dışarıda başka konuşuyorsunuz' diye zaman zaman deşifre ediyor.

Sıcak temas seçim ihtimalini ortadan kaldırır mı?

ABD ve NATO ise Rusya'dan alınması planlanan S-400 füzelerine takmış durumda. 

Her biri 900 milyon dolar. Toplam 3-5 milyar dolar. Exim kredisini Ruslar verecek. Ama krediyi bekletiyor.

Uzun süre Çin ile flört eden Türkiye S-400 Füzelerinin Rusya'dan alındığını açıkladı. İlgili firma bu açıklamalara karşı 'ön anlaşma' diyerek işi taca attı.

Bu ne demek? Rusya da AB raporunu bekliyor demek.

Türkiye'nin S-400 Füzelerini alması demek NATO ve AB ile mesafeyi kilometrelerce öteye koyması demektir.

Bu da seçimin her türlüsü bir yana 'sıcak hareket' yani bir anlamda sınırlarımız dışında savaşa girmemiz anlamına geliyor.

Erdoğan S-400 ve Nükleer Santrali ABD ve AB'nin 'ekonomik ve siyasi yaptırım' tehdidine karşı koz ötesi, karşı silah olarak kullanıyor. Diyor ki, sınırımda yeni bir İsrail kurarsanız bunu iç tehdit sayarak, orduyu hareket geçiririm.

Dün sona eren Askeri Şura toplantısına da bu gözle bakmak gerekiyor. Yazı kaleme alındığında net sonuç yoktu.

Ama gelen haberler arasında Başbakan Binali Yıldırım'ın Erdoğan'ın bazı danışmanlarının talimat seviyesinde bakanlara ve bürokratlarla ilişki kurmasından yana olduğu yönünde.

Yıldırım'ın TSK Komuta Kademesinin tamamının yenilenmesinden yana olduğu, buna gerekçe olarak da yıpranmışlığı gösterdiği de kulislerdeki yoğun bir biçimde konuluyor.

Bu formül Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ümit Dündar'ın yolunu hemen açıyor.

Erdoğan'ın ise TSK'nın sınır ötesinde her an sıcak temasına dikkat çekerek, 'üç ay sonra yeni bir Askeri Şura yaparız' mantığı ile komuta kademesinin iki parçada değişmesini savunduğu karşı tezi hâkim.

Bence de Orgeneral Akar ile ilgili bir sorun yok.

Bu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ın hemen emekliye sevki, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın ise bir sonraki şurada emekli edilmesi anlamına geliyor.

Ankara’da durum bu...

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.