Kaderci bir toplumuz. Kendi kaderimizi elimizde tuttuğumuzun farkında olmadan suçu hep kadere atmakta üstümüze yok. Bunu şarkılara bile konu etmişiz, kahpe kader vs. gibi. Hatta ünlü filozof Friedrich Nietzsche, kaderciliğin tanımlarından birini Türk yazgıcılığı olarak adlandırmış. Bu tanım şu şekilde: Gelecekteki ya da kaçınılmaz olduğu düşünülen olaylar karşısında boş vermişlik benzeri bir tutum.


Yani biz Türkler, koyverdim gitti şeklinde yaşamayı tercih ediyoruz. Bu durum dışarıdan da gözlemlenmiş. Nasılsa olacak / gelecek olanı değiştiremeyeceğim, o halde boş vereyim düşüncesi hakim toplumumuzda. Bu zihinsel durum da, bizim hem toplum olarak hem bireyler olarak diğer toplumlar ve medeniyetler karşısında gelişmişlik anlamında geri kalmamıza da yol açıyor. Sadece bilim ve teknoloji üretemeyerek, dış kaynaklara bağımlığımızı azaltamayarak, üretimi artırmayarak geri kalmıyoruz. Aynı zamanda kaderci anlayışımız yüzünden de geri kalıyoruz.


Ne ekersen onu biçersin


Evrensel bir yasa vardır: Sebep-Sonuç Yasası: Şu an yaşadığımız her şey, geçmişte yaptığımız seçimlerin sonucudur. Gelecekte yaşayacağımız her şey de, şu anda yaptığımız seçimlerin sonucu olacaktır. Yani her sonucun aslında geçmişten gelen bir ya da birkaç sebebi vardır. Biz hayatımızı bütün olarak göremediğimiz için bunun farkına varamıyoruz. Dünün eylemleri bugünün sebepleridir. Atasözümüz de bunu anlatır: Ne ekersen onu biçersin!


Sebep-Sonuç yasası ister istemez sorumluluğu da getirir. Bu yasanın varlığını bildiğimizde ve anlamını kavradığımızda düşünce, duygu ve davranışlarımızdan da sorumlu olmamız gerektiğinin farkına varırız. Başımıza gelenleri biz seçtiğimize göre, bizim seçimlerimiz hayatımızı etkiliyorsa o halde bu seçimleri yapmadan önce daha dikkatli davranmamız gerekecek. Düşünerek sorumluluk bilinciyle hareket edeceğiz.


Şöyle bir durum da var. “Aman, nasılsa kader var, ben ne yaparsam yapayım, kaderin önüne geçemem” boşverciliğiyle hiçbir seçim yapmadığımızı zannederiz. Fakında değiliz, aslında orada da bir seçim yapıyoruz. Oysa biz zannediyoruz ki, kader bizim yerimize seçim yaptı. Hayır, biz orada harekete geçmeyerek de bir seçim yapıyoruz. Aynı oy kullanamayarak seçimleri protesto ettiğini zanneden insanların, aslında farkında olmadan oylarının seçimde birinci gelecek partiye gitmesi gibi.


Kaderciliğimiz tembellikten


Bence Türk kaderciliği tembellikten kaynaklanıyor. Hem düşünce tembelliği hem de eylem tembelliği. Hatta ihmalciliğimiz de kaderciliğimizden geliyor. İşleri son dakikaya bırakma alışkanlığımız çok yaygın. Belki de umut ediyoruz içten içe, son dakika bir şeyler olsun da ben bu işi yapmak zorunda kalmamayayım.


Oysa seçim yapma özgürlüğü ve iradesi, özgüvenimizi de geliştirir. Seçimlerimizde hür hareket edebileceğimizin bilinciyle özgür irademizin gücünü kavrama şansımız olur.
Birey olduğumuzun farkında varır, kendi gücümüzü keşfederiz. Sorumluluktan kaçmayalım. İhmal etmeyelim, çünkü ihmal, hem kendimizin hem de başkalarının da hayatlarına mal olabiliyor. Önlem alalım, çünkü önlemini almadığımız her şeyin sonucunda başımıza gelen her ne ise sorumlusu biziz. Havanın yağmurlu olduğunu bilip de dışarı şemsiye almadan çıkıyorsak ve yağmuru suçluyorsak, bu akılsızlıktan başka bir şey değildir. Seçimlerimizin farkına varalım, geleceğimiz bizim elimizde…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.