Tarihe tanıklık ediyoruz. İnsan çoğu kez içinde yaşadığı zamanda olup bitenlerin kendi hayatlarında, ailelerinin hayatında, milletlerinin, devletlerinin tarihinde ne denli önemli değişiklikler yapacağını kestiremiyor. Bazen de ürpererek çok önemli günler yaşadığını hissedebiliyor.

 

Ben 14 yaşında bir çocukken sokaklarda 27 Mayıs ihtilalinin toplumumuzda çok önemli bir değişim yapacağını hissetmiştim. Aynı şekilde 12 Mart Muhtırasını Hacettepe’deki asistan lokalinde radyodan dinlerken, bunun benim hayatımda son derece önemli değişikliklere neden olacağını şiddetle duyumsamıştım.

 

15 Temmuz darbe girişiminden sonra, Tayyip Bey’in, ‘’Bu bize Allah’ın bir lütfudur’’ açıklamasını duyduğumda ‘’buz kestim’’. Bunun sonuçlarının kendimizin, ülkemizin, devletimizin geleceğinde neler getirebileceğini kestirememenin derin huzursuzluğunu iliklerimde hissettim.

 

Allah’ın bu ‘’lütfundan’’ yararlanan Tayyip Bey ve arkadaşlarının toplumumuzda estirmeye başladıkları dehşet rüzgârı sürüp gidiyor. Tutuklananların, malları yağmalananların, kalemleri susturulanların, yuvaları darmadağın edilenlerin arkası kesilmiyor.

 

PKK, IŞİD, FETÖ ve benzeri terör örgütlerinin Tayyip Bey’e yarayan ‘’Allah’ın lütfu’’ eylemleri, asker, polis, sivil, çoluk-çocuk demeden can almaya devam ediyor. Şimdi buna Suriye’deki savaşta şehit olan gençlerimiz de eklendi. Başka bir ülkenin topraklarında, ne için savaştıklarını bile bilmeyen gencecik çocuklar ölüyor, ölüyor.

 

Ne zaman, nerede, ne yaptığını bilmeden, geleceği kestiremeden atılan adımlar, insanları, devletleri olmadık yerlere sürüklüyor. ABD’nin kendi körüklediği, ‘’Arap Baharından’’ esinlenerek, Beşar Esad’ı da Suriye’den
defetmek için ortaya koyduğu plana, ‘’yeniden Osmanlı İmparatorluğu’’ ham hayali ile balıklama atlayan Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, başımızı nasıl bir belaya soktuklarının farkında bile değillerdi.

 

Aradan yıllar geçtikten sonra, şimdi, Rusyaİran- Türkiye’nin ortaklaşa (!) kaleme aldıkları ‘’Moskova Deklarasyonu’’ Türkiye halkının ne düşündüğüne bakılmaksızın, Batı dünyasından kopup, Asya’da ‘’yeni aşklara’’ yelken açtığımızı
belgeliyor.

 

Moskova Deklarasyonu, Suriye’de ‘’İçerisinde pek çok etnik grubu barındıran, çok mezhepli, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor’’.

 

Altında Türkiye’nin de nal gibi imzası var. Eee, Tayyip Bey daha üç gün önce ‘’Suriye’ye Esad’ın hükümranlığını devirmek için girdik’’ demişti.

 

Şimdi ne oldu?

 

Peki, bizim çocuklarımız niye hâlâ o ‘’bağımsız’’ ülkenin topraklarında ölüp duruyor? Tarihi günler yaşıyoruz.
Türkiye Batı’dan kopuyor. Eski bir yazımda yine değinmiştim. Zaman-ı evvelde, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, biz gençlerin ‘’Bağımsız Türkiye’’ sloganlarına, ‘’Ne yani, Amerika’nın kucağından kalkıp Rusya’nın kucağına mı oturalım?’’ diye yanıt vermişti.

 

Biz zinhar öyle bir şey düşünmemiştik. Kastımız, isteğimiz ‘’tam bağımsızlık’’ idi. Şimdi bu ülkenin gördüğü en sağcı iktidar, Amerika’nın kucağından kalkıyor, Rusya’nın kucağına oturuyor. ‘’Şangay Beşlisi’’ne doğru yeni bir aşka yelken açıyor.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.