1972 yılında Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney’in Baba (1971) filmi birinci seçildi. Ancak Yılmaz Güney’in politik tutumundan rahatsız olan çevreler, jüriye baskı yapıp sonucun değişmesine neden oldular, Güney’e verilen ödül geri alındı. Politik baskı altında kalan jüri, En İyi Film Ödülü’nü normalde ikinci olan Yılmaz Duru’nun Kara Doğan filmine verdi. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü ise yine normal oylamada ikinci olan, Yaralı Kurt filmindeki performansıyla Cüneyt Arkın’a verdiler. Cüneyt Arkın, büyüklüğüne yakışır bir hareketle bu ödülü almayı reddetti. 
Sinemamızın bir başka devi olan Arkın, yıllar sonra katıldığı bir televizyon programında o ödülü neden almadığı sorusunu şöyle cevapladı: “O ödül Yılmaz’ın hakkıydı. Şimdi Yılmaz bunu bilirken, aklı başında herkes bunu bilirken, o ödül bana yakışır mıydı? Yakışmazdı tabii ki. Ben bütün filmlerimde kahramanları canlandırdım, haksızlığa karşı geldim… Kendime hep şunu sordum; 'Hayatta da böyle miyim? Filmlerde kahraman olmak, adil olmak, kötünün karşısında olmak çok kolay ama hayatta olabiliyor musun?' Ben hep o hesabı yapmışımdır. O ödül, resmen Yılmaz Güney’in hakkıydı. Yılmaz Güney çok önemli bir insandı, çok önemli bir sinema adamıydı. Hak ettiği itibarı ona halk iade etti Türkiye’de halk, sanatçıya gerçek değerini her zaman vermiştir.”
Türkiye sinemasının en büyük isimlerinden olan ve sinemamıza oyuncu, senarist, yönetmen ve yapımcı olarak dev katkılar sağlayan Yılmaz Güney’in doğum günü bugün.
Sanat hayatının en verimli yıllarını cezaevlerinde geçiren Yılmaz Güney'in sanat yaşamını sayılarla ifade edecek olursak… 104 filmde başrol oynadı, 24 filmi kendi yönetti, 50 filmin senaryosunu yazdı, 6 filmin senaryosuna yardım etti. Toplamda Güney'in emeği geçtiği 111 filmden söz ediyoruz... 
Toplumsal sorunlara eğilen bir sinemacıdır Güney. Ancak tüm sinema kariyerinde böyle olduğunu söyleyemeyiz. Aynı zamanda çok da iyi bir yazar olan Yılmaz Güney, öykü ve romanlarında içinde yaşadığı toplumu ve onların sorunlarını anlatırken; ilk dönem filmlerinde vurdulu kırdılı filmlerde ve bazı westernlerde boy gösterdi. Ne zaman ki ana akım sinema sisteminden çıktı, işte o zaman politik tavrını da ortaya koyacağı bir sinema yarattı: Toplumsal gerçekçi Türkiye sinemasını…
İşin içinde hem toplum hem de gerçekçilik olunca sansürden de yakasını kurtaramadı elbette Güney. 1960’ların sonunda toplumda hızlı bir politikleşme başladı. Yılmaz Güney’in Umut (1970) filmi böyle bir politikleşmenin içinden doğdu. Filmde, atı araba çarpması sonucu ölen, geçimini bu ata bağlamış olan ve meçhul bir definenin peşinden koşan faytoncu Cabbar'ın hikâyesi anlatılıyordu. Film, sansür kurulunca bazı sahnelerin sakıncalı bulunması nedeniyle yasaklanmıştı. Sakıncalı bulunan yerler ise, mesela; faytoncunun giyim-kuşamının fakirliğin bir sembolü olarak ele alınması, zengin otomobil sahibi hakkında takibat yapılamayacağı kanaati verilmesi, faytoncunun iş ararken zengin-fakir ayrımı yapılması, Cabbar’ın siyahi Amerikalı’yı soyması ve sabah namazının güneş doğarken kılınması… Film, 1971 yılında Danıştay kararıyla şartlı oynatılarak büyük ilgi gördü. 1980 sonrasının en önemli filmlerinden biri, senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı Yol (1982) filmiydi. Güney’in hapisten kaçması ve filmin 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye alması dikkatlerin bin bir zorlukla çekilen filme çevrilmesine yol açtı. Ellerinde Yılmaz Güney filmi bulunanların teslim etmesi için çağrı yapıldı. 104 filmin negatifi toplatılarak imha edildi. Güney’in kitapları ve posterleri de toplatılmış hatta neredeyse adından söz edilmesi bile yasaklanmıştı.

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.