“Tıpış tıpış” deyiminin Türkçe sözlükteki karşılığı “İster istemez bir yere gitmek...” olarak verilmiş.

Zaten deyim kulağa bir “Boyun eğiş” bir “Zavallılık duygusu veriyor.

Buraya -eski bir deyimle- bir “Bal mumu koyup” devam edeceğim.

Geçen gün yeni tanıştığımız bir beyefendiye “CHP üyesiyim” dedim.

“Allah başka keder vermesin” dedi.

Gülüştük ama biraz buruldum tabii.

Benim etik anlayışıma göre, bir parti üyesi, üye kaldığı sürece, parti yetkili organlarının aldığı kararlara uymakla yükümlüdür.

Bu nedenle tüm seçimlerde partinin adaylarına oy vermek ahlaki bir durumdur.

Ben bu anlayışla, her seçimde oy kullanacağım okula gidiyor, sandığımı buluyor, CHP'nin “Altı ok”una mührü basıyor, evime dönüyorum.

İki seçimde evime döndüğümde, gözlerimin yaşla dolu olduğunu fark ettim.

Hem yürümüşüm hem ağlamışım demek ki.

Bu seçimlerden biri, Cumhurbaşkanlığı seçimleridir.

Partimin adayı “Ekmeleddin İhsanoğlu”na oy vermiştim.

Diğeri de geçen yerel seçimlerde Ankara'ya aday gösterilen “Mansur Yavaş”a oy verdiğim seçimdir.

Yaşadığım “Onur kırıklığı duygusu”nu anlatabilmem çok zor.

Şimdi yeni bir yerel yönetim seçimine gidiyoruz.

31 Mart’ta oy kullanacağız.

CHP üst yönetiminden basına sızan haberlere göre, İstanbul’a “Sol kimlikli” Ankara’ya ise “Sağ görünümlü” bir aday belirlenecekmiş.

Bu durumda gene Mansur Bey’in adaylığı gündemdeymiş.

Ön seçim olmayacağı için (Ön seçimin partinin üye yapısının uygun olmadığı için yapılmadığını, Genel Başkanımız Kemal Bey bizzat açıkladı) adayların tümü Parti Meclisi tarafından belirlenecek.

Eğer bu kez Ankara’ya ve oturmakta olduğum Çankaya’ya beni ve birlikte olmakla onur duyduğum

“Solcu” kardeşlerimi temsil ettiğine inanmadığım adaylar gösterilirse sandığa, Kemal Bey’in bizi alıştırdığı gibi yine “Tıpış tıpış” gitmeyeceğim.

Bildiğiniz “Marş marş” ile sandığıma yürüyeceğim ve bu kez CHP adayına oy vermeyeceğim.

Siyasal etik anlayışıma uygun olmamakla birlikte CHP’den istifa da etmeyeceğim.

Oylamanın ertesi günü partiye gidip kendimi “İhbar” edeceğim.

Sevk edileceğim yetkili Disiplin Kurulları karşısında bu “İtaatsizliğimin” siyasal, sosyolojik, psikolojik nedenlerini anlatacağım.

Yani diyeceğim odur ki “Sayın parti büyüklerim” bu kez ve (doğal olarak) bundan sonra benden “Tıpış tıpış yürümek” yok.

Yahu ben hep “Tıpış tıpış yürüyen” çocuk mu kalacağım?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Aydakar 2018-10-22 09:54:44

Siz daha bu kafayla çook tıpış tıpış gidersiniz. Eleştirdıklerimizden zerrece farkınız olmadgnı kndı yazınızda itiraf ediyorsunuz.Dostlar alışverişte gorunsun muhalefeti böyle oluyor. Bu yorumum gazetenin işine gelmedi için Yıne yayınlanmayacak.

Avatar
billur 2018-10-24 10:40:58

Siyasi etik demekle kurtulamazsiniz. Siz özgür değilsiniz. Tıpış tıpış yürütmekle özgür olunmaz bu defa kendi koşarak gidecek.

Avatar
bilkur 2018-10-24 11:08:23

Ne demek solcu arkadaşlar olmaz sa Atatürkçü olmazsa demeniz gerekir böyle siz daha çok tipislarsunuz.