Asker bir babanın üçüncü çocuğudur Münir Özkul. Annesinin paşa olmasını istediği Özkul, okulunu kırıp soluğu tiyatrolarda ya da sinemalarda alır. Bol bol kitap okur. Ama dersleri çok da iyi değildir, önemsemez okulu. Lisede tam yedi okul gezer. Nihayet 24 yaşında mezun olur liseden. Sanatla yoğurur benliğini, kültürle harmanlar hayallerini.
Gençliğinde sahne dışında çekingen, mahcup biridir, sahneye çıktığındaysa devleşir hep. Yıllarca amatör olarak yaptığı oyunculuğu 1949’da profesyonelliğe taşır ve Ses Tiyatrosu’nda Aşk Köprüsü oyununu oynar. Provalarda Mürüvvet Sim ile karşılıklı sahnelerinde çok tutuktur, çok da kıvıramaz rolünü. Ama artık oyuncu değiştirmek için çok geçtir, gösteri günü yaklaşmıştır. Herkes, en çok da Sim çok endişelidir. Ancak sahneye adım attığı andan itibaren bir güneş gibi doğar Münir Özkul. Müthiş bir performans sergiler, sahnesi bitince alkış alır. Mürüvvet Sim ise sahnede dona kalmıştır adeta. Provalardaki çaylakla şimdiki yetenekli oyuncu arasında dağlar kadar fark vardır.
Geleneksel tiyatroya büyük bir ilgisi ve yeteneği vardı. Sembolik olarak büyük önem taşıyan o meşhur kavuk, Kel Hasan Efendi’nindi. Bu usta kavuğu ilk olarak öğrencisi de olan İsmail Dümbüllü'ye vermişti. Dümbüllü ise 1968’de yeteneğinin nişanesi olarak Özkul’a düzenlenen bir törenle kavuğu devretmişti.
Yüzlerce oyunda rol alır ustaların ustası, bir o kadar da filmde. Geniş kitleler de onu sinema sayesinde tanır elbette. Sinemaya adım attığı ilk yıllarda tarihsel filmlerde oynar hep. Sonra melodramlar ve ucuz komediler.
Paraya ihtiyacı vardır ve senaryo seçmek gibi bir lüksü yoktur. Ertem Eğilmez’in Arzu Film ekibine katılınca işler değişir ama. Bugün “Arzu Film Ekolü” diye anılan bir sistemi vardır bu ekibin. Kemik bir kadroyla ve kalabalık ekiple yapılan filmlerde oyuncular da senaryo çalışmalarına katılır ve katkı sunar. Hikâyeyi şekillendiren, birçok diyaloğu yazan bu ekiptir. Genelde Sadık Şendil kaptanlığında toplanan ekipte kimler yoktur ki: Münir Özkullar, Adile Naşitler, Zeki Alasyalar, Metin Akpınarlar, Kemal Sunallar, Halit Akçatepeler, Ergin Orbeyler, Yavuz Turgullar…
Unutulmaz roller ve performanslar sergiler beyazperdede. Fakir ama gururlu insanın sinemamızdaki prototipidir belkide. Acımasız zengine haddini bildiren emekçi; öğrencilerin müşteri gibi görüldüğü sisteme itirazı olan ve öğrencileri hayata hazırlamaya çalışan tatlı/sert müdür muavini; tüm olumsuzluklara rağmen ailesini ayakta tutan ve ne kadar yorulsa da yıkılmayan aile reisi; arkadaşlarıyla birlikte halıya sarıp kaçırdığı ünlü şarkıcıyı evinde saklayan bir “kaybeden”; klarnet çalan ayyaş bir Çingene; “turşu suyunun iyisi limondan mı sirkeden mi olur?” konulu bir tartışma yüzünden eşinden boşanan ve çocuklarını ayıran bir inatçı… Sinemamızın ve sahnelerimizin gördüğü en büyük aktörlerden biri. Ruhu bu dünyadan ayrıldı ustanın ve sesi bu boş kubbede bir hoş sada olarak kalacak hep.
Nasıldı o tirat? Hani Münir Özkul’un, Haldun Taner’in “Sersem Koca’nın Kurnaz Karısı” isimli oyununda adeta devleştiği ve onunla bütünleşen Tomas Fasülyeciyan’ın o tiradı?
“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır, yok olunca da sesimiz bu boş kubbede, bir hoş sada olarak kalır. Olsa olsa eski program dergilerinde soluk birer hayal olur kalırız...”

Önerilen Haberler
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.