Türk mimarisinin en güzel örneklerindendir Safranbolu evleri. Gösterişsiz, sade ama noksansız. Aristoteles’in güzellik tarifi gibi:

“Ne eksiltilebilen, ne artırılabilen. Altın oran.”

Beni çarpansa, odaların konumundaki ölçü olmuştu. Bir odadan ya da koridordan, başka bir odaya geçerken aldığınız kavis, odada bulunan kişilere, siz gelmeden ayak seslerinizi ulaştırıyor; onların toparlanmalarına ve sizi karşılamalarına el veriyordu. İnce düşüncenin, mimariye yansıyan haliydi bu.

Bu estetiği, inceliği yitirdik. Hoyratlığı, açık sözlülük sanıyoruz. Laubali olmayı samimiyet... Mimarideki betonlaşma, zihinlerimize imar etti. Batının tekniğini alalım, ahlâkı onlara kalsın talebi tersine döndü sanki.

Şimdilerde bambaşka çağrışımları olsa da, techne kelimesi Antik Roma’da, Fransızcadaki art kelimesi (sanat) ile aynı kökten geliyor. Kabaca, işlerin bilgisi anlamı taşıyor. Doğunun pratik hayatında işlerin bilgisi yani technesi, liyakatsızlığı ve adam kayırmayı doğal hale getirebiliyor. Görünen o ki, bu anlamda fazlasıyla yetkiniz. Ne var ki iş, doğulu estetiğe ve ahlâka gelince, iğne görmüş balon gibi sönüveriyoruz.

Vahşi kapitalizmin ele geçirdiği zihinlerimiz, sorgusuz düşüveriyorlar bu tuzağa. Parçanın bütünden koparılışına yani. Sanayi Devrimi sonrası, -bilhassa Taylorizm ile birlikte- insan makinanın bir çarkı haline getiriliyor. Bu şu demek: Ne ürettiğini bilmeden emek harcayan ve üretimin bütününden kopan insan. Marx’ın deyişiyle, emeğine yabancılaşan.

Bu çağda ise, parçanın bütünden kopuşu duygulara da sirayet etti. Örneğin, profesyonel diye bir kelime girdi hayatımıza. İşine duygularını karıştırmamak anlamına geliyor. Yani normal hayatında duyguları olan biri, söz konusu iş ise; duygularını öteleyebiliyor. Parça yine bütünden koptu! Profesyonelin dildeki karşıtı ise amatör. Latince amare (sevgi) kökünden. Severek yapan yani. Vahşi kapitalizmin, yalnızca -işçiden- çalışırken istediği şey bu, amatör ruh!

Karışan kafalarımızı, bir şiirle teskin edelim:

“Nâlesiz var harem-i yare ki ey dil nâle, 


med-i asayişi gül besterin hâb eylemesin...”

Yani, 

ey gönül; sevgilinin odasına inlemeden git ki, 
iniltin onun uykuya vardığı gülden yatağın rahatını, sükûnunu bozmasın...

Parçanın, bütüne kavuşması dileğiyle sevgili mum arayıcıları!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.