Homo erectus nam-ı diğer primat, iki milyon yıl öncesinde ortaya çıkıyor. Homo erectus dikilmiş,yani ayağa kalkmış insan. Dört ayak üzerinden, iki ayağa; emekleyen bebekten, yürüyen çocuğa evriliş. İşte insan, ilk kez o zaman göğe bakıyor. Piyasa dergilerindeki, “göğe bakalım” nevinden bir kasıt yok sözümde. Topraktan ayağı kesiliyor ilk defa. Bakışları, derin bir kadraj kazanıyor. Bulutlarda, bulutları aşan sonsuzlukta geziniyor.

Dil bir bütünlüktü başlangıçta. Bebek örneğine geri dönelim. Her şey, tüm nesneler, belirli seslerden ibaretti. Bebek sesleri. A, u, agu, ugu ya da benzeri... Sonra isimler verildi nesnelere. Objeler, kimlik kazandı. Ayrıştı doğa. Ayrışmak, gelişmenin işareti. Gelişen bir zekâyı ele alalım. Zevkleri, tercihleri keskinleşecek. İncelecek ne varsa. Türkçedeki incelik kelimesi gibi.

.

Göğe bakmakla da ilgili bu kavrayıştaki incelme. Göğe bakan insan hayal kuracak çünkü. Evreni düşünecek. O sonsuz maviliğin esrarını.

Modern zamanlarda, insanın unuttuğu bir şey göğe bakmak. Koşturmacalı kent hayatında, durup kafanızı kaldırmak, öylece gökyüzünü izlemek; deliliğin belirtisi. Üstelik güvenli değil. Her an, bir arabanın altında kalma veya aniden cüzdanınızı çaldırma ihtimali var.

İki milyon yıl önce toprakla temasını bir ölçüde yitiren ve dikilen insan, iki milyon yıl sonra da gökyüzü ile temasını yitirdi. Göğe bakamaz oldu. Hayalleri, dört köşeli araçlarda, dört köşeli binalarda ezildi, sıkıştı.

Tek çaresi var insanlığın. Bakacağı tek yer. Kitaplar... Öyle her kitap değil tabii. Hiç dumanlı, kömür kokan bir gökle; sarp dağların seması bir olur mu?

Bana tüm bunları düşündüren, geçenlerde tekrar izlediğim İl Postino filmi. Şair Pablo Neruda’nın, Şili’den ayrılıp, yerleştiği İtalyan kasabasındaki postacı ile kurduğu ilişki anlatılıyor.Hikâyedeki Neruda ve postacı diyaloğu kurgusal. Kurgusal olmayansa, insana dair duygulanımlar.

Ne istediğini bilmeyen hatta biraz algılama sorunu olduğu izlenimi veren Mario Ruoppolo, Neruda’nın mektuplarını getirip götürür. Bu mektup nakilleri sırasında, Neruda ile iletişime geçer. Ondan şiir öğrenir. Daha doğrusu metafor!

Bir kadına aşık olur Mario. O da şiir yazmak ister. Şiire ihtiyaç duyulan ender anlardan biri! Neruda’ya ne yapmalıyım diye sorar. “Sahile git ve yürü, denize bak” der Neruda. Göğe bak der gibi. O kaba tabiatlı Mario, şiirlerle, metaforlarla ve kitaplarla incelir. Kadınına, muazzam kelimeler düşürür gökyüzünden... Modern insanın, denemeyi dahi unuttuğu bir eylemdir bu. Unuttuğunu unuttuğu...

Bol metaforlu bir pazar dilerim, saygıdeğer okur!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.