Gezi Davası'nda Gözler Mahkeme'nin Kavala Hakkında Vereceği Kararda: Yargılananlar Gezi'yi Savundu

Gezi Davası'nda Gözler Mahkeme'nin Kavala Hakkında Vereceği Kararda: Yargılananlar Gezi'yi Savundu

Osman Kavala’nın tutuklu olarak yargılandığı bulunduğu birleştirilmiş Gezi Parkı davasının 3. duruşması görülüyor.

 İki bozma kararından sonra yeniden açılan üçüncü Gezi davasının üçüncü duruşması Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde devam ediyor.

13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya davanın tek tutuklu sanığı iş insanı Osman Kavala katılmadı. 

Gezi davası başlamadan daha ilk duruşmadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisini hedef göstermesi üzerine Kavala, bu duruşmalarda yer almayacağını açıklamıştı.

 CAN ATALAY: “BU BİR İDDİANAME DEĞİL SİYASİ TEZ, GEZİ'Yİ FİNANSE ETMEK KİMSENİN HADDİ DEĞİL''

Mahkeme başkanı savunmasını yapmayan sanıklarla duruşmayı başlattı. İlk söz alan Can Atalay savunmasında şunları söyledi:

“Bu savunma değildir. Size ‘Gezi’yi anlatacağız’ demiştik. Çok şey konuşuluyor ama Gezi direnişi konuşulmuyor. Bu yargılama bir çete faaliyetinin ürünüdür; karşımıza yamalı bir yalan bohçasıdır. Bu dava Gezi Direnişimizi anlamama, anlamamazlıktan gelme hali.

İddianameniz, Türkiye tarihinin en önemli toplumsal olaylarından biri olan Gezi Direnişimizi onca yıldır karalamaya çalışan siyasi iktidarın tarih tezidir; hukuki değil siyasi bir metindir. Savcılığın temsil ettiği güçleri su gibi beyaz olan duru olan Gezi direnişimizi tarih karşısında karalamaya çalışıyor. Ve her gün siyasi iktidarın bu ülkede sıradan insanlara salladığı parmağın aynısını yapıyor savcılık. Bu eklektik tarih tezi Gezi Direnişimizi hiçbir dayanak ve ötesi delil olmaksızın bir uluslararası komplo olarak niteleme aczine düşmüştür; çaresizdir ve başarısız kalmaya mahkumdur. Savcılık makamı değil, onun temsil ettiği güçler bize “Teslim olun” diyor. Asıl siz teslim olun. Biz teslim olmayacağız''

Can Atalay, Gezi sonrası yolları ayrılan iktidar partisi ile Gülencilerin Gezi davasının iddianamesinin ortaklaşa yazdıklarını da dile getirdi.

Atalay, ''Gezi Direnişinin gücü karşısında çaresiz kalan Adalet Kalkınma Partisi seçkinleri ve Fethullahçı Çete, ve onların koalisyonu onu nasıl karalayacaklarını bilememişler anlaşılan. Çaresizlik nelere kadir; en sonunda milyonlarca yurttaşın kendi kaderine sahip çıkma iradesini hiçe sayarak Gezi’yi uluslararası bir komplo olarak tasvir etmeyi deneyecek kadar düşkünleşilmiştir.

Gezi Direnişi’nin tek bir kör kuruş ile ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Gezi Direnişi’nde sokaklarda anayasal demokratik haklarını kullanan milyonlarca insanı fon kullanımı ile suçlamak hiçbir kişinin ya da kurumun haddi değildir. Biz yahut tek bir Gezici bir tek kör kuruş ile dahi ilişkilendirilemezken bu iddianameyi yazan Savcının meslek içi eğitim seminerleri Avrupa Birliği tarafından fonlanmaktadır. Biz kimsenin tebaası değiliz. Biz kimsenin iki dudağının arasındaki söze bakan yurttaşlar olmayacağız. Siyasal iktidar, bu anayasal görevlerini yerine getirmemiş tam aksine yurttaşların sadece yükümlülüklerinden söz edilen ama hakları tasfiye edilen bir cendereye sıkıştırmaya çalışmıştır'' dedi.

 Atalay sözlerine şöyle devam etti:

''Kadın kurtuluş hareketini bu denli güçlü kılan biraz da siyasi iktidarın –o tarih itibari ile- 11 yıllık performansı değil midir? O gün kadınlar “benim bedenim benim kararım” sloganı ile sokaklara, caddelere meydanlara sığmıyordu… LGBTİ bireylerin gün be gün çoğalarak hakikatlerini görmek istemeyenin gözüne, işitmek istemeyenin kulağına ulaştıran Onur Yürüyüşlerini yasaklanmasını konuşmadan Gezi direnişi konuşabilir miyiz? İstiklal Caddesi’nden hınca hınç dolduran internet yasaklarına karşı itiraz, hayvan haklarına sahip çıkmak için on binler olup sokağa çıkanlar, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününü 1 Mayıs alanı Taksim’de kutlamak için akan milyonları Emek Sineması’nın yıkımına itirazın mekanda süren sınıf mücadelesinin en yüksek kürsüsüne dönüştüren direnci unutarak Gezi direnişinden bahsetmeyeceğiz.

 Adalet ve Kalkınma Partisi tipi dini siyasete alet eden kapkaççı, ahbap çavuş kapitalizmine karşı tüm yurttaşlar haklarına sahip çıktı, itiraz etti ve tüm bu itirazlar Taksim Gezisi vesilesi ile yan yana, omuz omuza geldi. Görünür olmak isteyen, sözün söylemek isteyen taksim cumhuriyet ve emek meydanına çıkar sözünü söyler. Siyasi iktidar, bu meydanı kendi kamu yararına aykırı kamusal tahayyülüne uygun “tasarlamaya” çalıştığı için itiraz buradan doğmuştur. İddianamenizin sahibi siyasi iktidar, 1969 16 Şubat’ında önce ABD Donanması’nın 6.Filosunu kıble alıp namaz kılan daha sonra ise emperyalizme ve sömürüye karşı yürüyen yüzbinlere yine polis destekli saldırıp iki sosyalist işçiyi öldürenlerin geleneğinin takipçisidir.

Tüm hak mücadelelerinin, toplumsal-politik eylem ve etkinliklerin en önemli mekanını halka kapatmaya çalıştı. Bir ağaca sarıldığı için dövülen gencin neden milyonları bir araya getirdiğini anlayamazsınız. Türkiye’nin her yerinde insanlar buna itiraz ediyor. Bunların tümüne aykırı olarak parka bir gece vakti çökülmesine de itiraz etmiştir. Taksim Dayanışması adına söz alan sanıklar hem Gezi’nin akla ziyan komplo teorileri ile organize edilebilir bir toplumsal hareket olmadığını hem de kimsenin bunu finanse etme haddinin olmadığını açıkladılar.

Savcılık bu iddiada ısrar edecekse kanıtlamak zorunda. Barışçıl gösterilerle hükümeti protesto etmek, kent hakkını savunmak, şiddetsiz eylem ya da sivil itaatsizlik gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçunu oluşturur mu? İddianame oluşturur, diyor. Ama bunu yaparken uygarlık tarihini, demokrasi tarihini, toplumsal mücadeleler tarihini tamamen devreden çıkarıyor.
Kendi kendine birtakım varsayımlarla yurttaşların en temel hak arama özgürlüklerine ipotek koymak istiyor. Amerikalı düşünür Thoreau’yu, sivil itaatsizlik kavramın çıkış noktasının Thoreau’nun köle kullanan bir yönetime vergi ödemeyi reddetmesi olduğu, bu nedenle cezaevine girdiğini hatırlamanız gerekir.”

“İDDANAME ALİ İSMAİL’İ DÜŞLERİMİZDEN ÇIKARTMAYA ÇALIŞIYOR”
Can Atalay, savunmasının son ksımında Gezi direnişi sırasında hayatını kaybedenleri de andı.
Atalay, “İddianame Eskişehir’in bir ara sokağında dövesiye öldürülen Ali İsmail’i düşlerimizden çıkarmaya çalışıyor ama Mevlüt Saldoğan isimli katili Gezi davasının zarar göreni, müştekisi olarak yutturmaya çalışıyor. İddianame Berkin’in cenazesi ile ilgili bölümlerle dolu, ama bir çocuğun öldürülmesinin sorumlularının sistematik olarak kayırılmasından ve daha da acısı o çocuğun annesinin inancı gerekçesi ile miting meydanlarında yuhalatılması rezilliğinden bahsetmiyor.
Ethem Sarısülük’ten bahsetmeden Gezi direnişini anamazsınız. İddianame; bin dereden su getiriyor ama 3 Haziran’da Türkiye’nin iki ucunda ölen iki kardeşimizi, Mehmet Ayvalıtaş’ı ve Abdullah Cömert’i unutturmak istiyor. İddianame 28 Haziran tarihli basın açıklamasından söz ediyor ancak yıllar sonra Fırat’ın öte yakasındaki bir acıyı yüzbinlerce insanın sokakta sahiplenmesinden; Medeni Yıldırım’dan söz etmiyor.

Biz tutuklu değiliz, bu dosyanın bir tutuklusu var. Artık sabrın sonu selamet değil. Bu dosyanın tutuklusuyla ilgili olarak siyasi iktidar düzenli olarak miting meydanlarından, meclis grup toplantılarından dış güçlere parmak sallıyor. Taksim Gezisi’nde bir anda beliren o pankartta yazdığı gibi: mahalleme, meydanıma, ağacıma, suyuma, toprağıma, evime, tohumuma, ormanıma, köyüme, kentime, bedenime, benim bir insan olarak kaderime dokunma. Ben sıradan bir yurttaş olarak kendi kaderimi kendim tayin etmek istiyorum.
Olmadık sözlerle düşmanlaştırılmak istemiyorum. Haklardan bahsetmeden yükümlülüklerden bahseden hukuk düzenine itiraz ediyorum. Emeği ile geçinen yurttaşlar hangi dili konuşuyor olsalar da, hangi inancı yaşıyor olsalar da, hangi görüşten olsalar da bu kadar kardeşleştiği başka bir pratik yaşamadık. Gezi’nin bu kadar güzel anımsanmasının ve geleceğimizle ilgili anımsanması bu yüzdendir.
Gezi, insanın kendi kaderini eline alma iradesi, kararlılığıdır. Gezi, bu memleketin, bu toprakların, Ortadoğu’nun karanlıktan çıkacağının somut işaretidir. Gezi, eşitlik, özgürlük ve adalet imkanıdır, umududur. Biz haklıyız, biz kazanacağız. Hep birlikte mücadele edecek, hep birlikte kazanacağız'' diyerek sözlerine son verdi.

MÜCELLA YAPICI: “GEZİ’NİN YÜZÜ AYDINLIKTIR KARARTAMAZSINIZ, GEZİ'DE AYAĞA KALKAN HALKIN VİCDANIYDI''

Avukat Can Atalay’dan sonra söz alan Tayfun Kahraman Gezi’den hkümeti devirmeye yönelik suç suç unsuru çıkarmanın mümkün olmadığını belirtti.
Atalay, “Yarın yine siyaseten ortaya çıkacak olan, İstanbul’un mahvına neden olacak ya da Taksim Meydanı gibi yegane mekanı halkın elinden alacak her projeye karşı olmaya devam edeceğiz. O gün ağaçlara ve alana yönelik müdahaleyle birlikte gördüğümüz polis şiddetidir bu olayların nedeni. O gün sokağa çıkan toplumun vicdanı oldu. Bu ülkenin gençlerinin parkına, ağacına, kuşa sahip çıkmasıydı.

Ben o gün gördüğüm şiddeti hayatımın başka yerinde yaşamadım. Hiçbir güç, para, otorite 80 ilde insanların sokağa çıkıp insanların haklı haykırışlarını söylemesini organize edemez. Gezi direnişi sadece bizler değiliz, milyonlardır. Siyasi iktidarın kışkırtıcı diliyle beraber tansiyonun yükselmesiyle kendiliğinden başlayan hareketin organize olduğunu söyleyemezsiniz.
Protestonun merkezine yerleşen sadece anayasal hak talepleridir. Polis şiddeti ile arkasında birikmiş itirazlarıyla birlikte insanların sokağa çıkmasıdır. Burada tarih yeniden yazılmaya çalışılıyor, ama biz anlatmaya devam edeceğiz. Gezi’nin yüzü aydınlıktır, karartamazsınız. Taksim Dayanışması olarak bu sürecin ilerlemesiyle birlikte sadece Gezi Parkı ile değil, buradaki insanların haklı taleplerini dile getiren bir işlev de üstlendik.
Hükümetle yapılan toplantılarda da basın açıklamalarında da bunları ifade ettik. Bu nedenle hükümeti devirmeye teşebbüs ya da benzeri suç unsuru çıkarmak mümkün değildir. Taksim Dayanışması bileşenlerinin tek gündemi demokratik hak taleplerinin takipçisi olmak olmuştur. Gezi Parkı’nı savunmak üzere biraraya gelen insanların başkaca niyetleri bulunmamaktadır. Dayanışmanın sekreteryasını yürüten meslek odasının başkanı olarak, akademisyen ve yurttaş olarak ben de Gezi Parkı’ndaydım ve savunmaya devam edeceğim.
Bu alanın kullanıcılarından alınmasına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bizler İstanbul’un yanında olmaya devam edeceğiz, buradan suç çıkartmak mümkün değildir. Bu sürecin Gezi’nin aslında hak olduğunun, yargılanmak istenenin bu hakkın kullanılması olduğunun altını yeniden çizmek isterim'' diye konuştu.

“SONU BELLİ BİR OYUNUN FİGÜRANLARI GİBİYİZ”

Duruşmada söz alan Taksim Dayanışma üyelerinden Mücella Yapıcı ise altı yıldır saçma sapan iddianamelerle yargılandıklarının altını çizdikten sonra yaşadıklarını ve o süreçte yaşananları hatırlattı. 

Yapıcı, ''2015’ten beri yargılanıyoruz, saçma sapan iddianameler var mahkemeler değişiyor, heyetler değişiyor. Şöyle bir kanıya vardım: Sanki sizlerle birlikte sahneye konmuş, sonu beli bir oyunun figüranları gibiyiz.
Sizin meslek alanınızda yanlış uygulama varsa idareleri uyarmakla yükümlüsünüz der anayasa. Biz mesleki görevimize, kurumsal görevimize uygun davrandık. Biz arsaların üzerine onla bunla anlaşıp imar kararı verip mal varlığı edinmeye çalışmadık. Mesleğimizin evrensel ilkelerine, kentin ve kamuoyunun yararına uygun davranıyoruz. Diplomaları alırken böyle yemin ettik.
Sizler de herhalde ediyorsunuzdur, çünkü sizinki her şeyin üstünde bir meslek Sizin mesleğiniz evrensel etiğin kurallarına uygun hareket edilmediğinde değil kent, hiçbirimizin yaşamı güvende olmaz. Bu kadar yoksulluğun cinayetin, faili meçhullerin olduğu yerde beni ve arkadaşlarımı mesleğimin gereğini uygulamış olmaktan dolayı nasıl defalarca idamla yargılarsınız? Bir gece yarısı gelir parkı keser yaya yolunu açarız dediler.
İşte o zaman halk başlattı. Kalktık gittik kurum başkanlarıyla. Bakın ben ölüyordum. Benim her tarafım sarıldı ağaca sarıldım diye. İnanılmaz bir gaz… Ondan dolayı KOAH hastasıyım. Gece bütün çadırları, içinde çocuklar varken çadırlar yakılmaya kalkıldı. Yapılan şey usulsüzlüğün de usulsüzlüğüydü. 45 kişi gözünü kaybetti, 8 çocuk öldü. Kediler, köpekler, kuşlar öldü.
Bunlar bu halkın gözü önünde oldu. Ayağa kalkan halkın vicdanıydı. Türkiye’de hiçbir siyaset, kişilik, lider 80 ilde siyasi görüşü bu kadar farklı olan insanı bir araya getirip de bu kadar müthiş bir empati ve kardeşlik yaratamaz. O nedenle şimdi Osman Kavala’yı rehin olarak kullanıyorlar. Geziyi ciddi şekilde kriminalize etmeye çalışmaktadır birileri. Size demiyorum.
Sizlere üzülüyorum, çünkü bize beraat veren hakim yok oluyor. Onun için size kolay gelsin. Gezi onurdur. Belki yeni nesillerin zihninde farklı bir kriminal Gezi yaratılmak isteniyor ama o tarihe geçti. Şimdi tarihe geçen başka şeyler var. Ben burada bir yüksek mühendis olarak hocalarımı dinleyerek ceza hukukunu anlamaya başladım'' ifadelerini kullandı.

AVUKAT EVREN İŞLER: ''SİZİ BU SUÇA ORTAK OLMAMAYA DAVET EDİYORUZ''

Atalay, Kahraman ve Yapıcı’nın avukatı Evren İşler ise ''Bu davanın soruşturma aşamasında iletişimin tespiti ve fiziki takip kararı alınıyor. Bu kararlar talep etmemize rağmen dosyada yok. Kararı veren hakimler hakkındaysa FETÖ davası var. Delil üreten hakim ve savcılardan bahsediyoruz. İddianame “bu delilleri yeniden kıymetlendirdik” diyor. Mahkemeler değişiyor ancak aynı savcının devam etmesi savcılığın bu dosyaya özel şekilde önem verdiğini bize gösteriyor.
Heyetinize Fethullahçı hakim, savcı, kolluk kötülemiyoruz. Heyetinizin de vermiş olduğunuz kararlara dikkat çekiyor, sizi bu suça ortak olmamaya davet ediyoruz'' dedi.

HAKAN ALTINAY: ''GÜLENCİLER KONUSUNDA 2009’DAN BERİ  KAMUOYUNU UYARAN BİRİSİNİ GÜLENCİLİKLE SUÇLUYORLAR''

Yargılanan Hakan Altınay: Ben neyden suçlandığımı anlamıyorum. Hiçbir delil ve somut olguya dayanmayan bu haksız suçlamanın tümünü reddediyorum. Ülkemde böyle iddianameler yazılmasından esef duyuyorum.
Gezi olaylarıyla ilgili tek ilişkim, gözlem yapmak, fikir elde edinmek için 2-3 defa yaptığım ziyaret. Farkılığın bir arada olma halini önemsedim ve hükümeti yıkma suçuna ilişkin herhangi bir unsur görmedim. Gezi sırasında AK Parti 10. yıl konferansıydım. Beni Gezi’ye yaptığım ziyaret de AK Parti konferansına götüren de aynı meraktır. Gezi’yi organize ettiysem aynı zamanda Anadolu yakasında bir üniversitede olmam mümkün müdür?
Benim hakkımdaki nadir doğru bilgilerden birisi Açık Toplum Vakfı ile ilişkim. Türkiye’de vakıf kurmak, çalışmak suç değil. Açık Toplum Vakfı da böyle. Vakıfların hibe vermesi ya da alması da yasak değil. Hatta hibe bakanlık onayına bağlıyken AKP ile değiştirildi. Savcı bunu doğru bulmayabilir. Dışarıdan hibe almak yarın yasaklanabilir.
Ama bu karar alınmadıysa bu suç olarak öne sürülemez. Hibe almak için Açık Toplum Vakfı’na başvuranlar yazılı olarak başvurur, hangi projelere destek verileceğini vakfın danışma kurulu karar verir. Vakıf kurulları rotasyona tabidir. Bu kişiler kendi dönemlerinde alınan kararlardan sorumludur. İddianamede Açık Toplum Vakfı’nın hangi desteğinin Gezi eylemlerinin organize edilmesi için verildiğine dair tek bir delil yok.
Bir vakfın yönetim kurulu başkanı olmak suç değil, haktır. Bu görevim Gezi’den aylar önce, Şubat 2013’te sona erdi. Can Paker’in içinde Gülen’e övgüler bulunan kitabındaki ifadelerin, Gülencilerin ihlallerini, davalarını vaktiyle eleştiren biri olarak bana karşı 2022’deki bir davada suçlama olarak çıkması anlaşılır değil. Gezi için AİHM’e mektup yazdığım iddia ediliyor.

Bahsi geçen başka akademisyenlerle beraber Avrupa Komisyonu’na Gezi nedeniyle yeni fasılların açılmasının engellenmemesini” talep ettiğimiz bir mektuptur, ülkenin haklı çıkarlarını savunan bir mektuptur. Açık Toplum Vakfı’nda 2008’de “mahalle baskısı” araştırması yaptığımda Gülen örgütü tarafından hedef gösterildik.  Suçlamaların nedeni bir telefon konuşmasında geçen hicven söylenmiş “hocaefendi” ifadesiyse, konuştuğum kişi çok eski bir arkadaşım ve bu ifadenin dalga geçme amaçlı olduğunu anlayabilecek biri.
Bu özensizlikten derin kaygı ve üzüntü duyanın ben olmadığımı umuyorum. Gülenciler konusunda 2009’dan beri ulusal ve uluslararası kamuoyunu uyaran birisini Gülencilikle suçluyorlar. Darbe yapacak hiçbir niyetim olmadı. Olmayan niyetimi nasıl anlatayım diye düşündüm. Ben bu ülkenin iyiliği için çalıştım.

NE OLMUŞTU?

Birleştirilen Gezi ve Çarşı davasının ikinci duruşmasında Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verilmiş ve dava 17 Ocak’a ertelenmişti. Karara yönelik 13. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilmiş ve mahkeme 10 Aralık’ta itirazı reddetmişti. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHM) iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması kararını uygulamayan Türkiye için “ihlal prosedürü” başlatmıştı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’ye yaptırım kararı vermesinden sonra Osman Kavala’nın tutukluluk durumunu değerlendirdiyse de, Kavala’nın tutukluluk durumunun devamına karar verilmişti

GEZİ DAVASINA DESTEK SÜRÜYOR 

Gezi davası öncesi İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşma öncesi yapılan açıklamaya CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katıldı.
Taksim Dayanışması adına açıklamayı okuyan Akif Burak Atlar, “Toplumsal muhalefetin en temel hak ve talepleri suç unsuru gibi gösterilmek, barışçıl direniş ısrarla çarpıtılmak isteniyor” dedi. Burak Atlar “Bu akıl ve hukuk dışı dava derhal geri çekilmeli kurgu ithamlarla yargılanmak istenen arkadaşlarımız hukuk hakkındaki iddialar düşürülmeli somut hiçbir delil olmadığı halde bin 539 gündür siyasi bir tutsak olarak tutukluluğu devam eden Mehmet Osman Kavala serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.