O Bildiğiniz Dünya Sonsuza Dek Sona Erdi
ABD’de yükselen “önce ulusal çıkar” söylemi, küresel düzenin köklü bir dönüşümden geçtiğini gösteriyor. Tek kutuplu dünyanın sona erdiği bu yeni dönemde güç dengeleri yeniden kuruluyor.
Yurt Gazetesi Köşe Yazarı ve İstanbul Temsilci Abdullah Ağırkan'ın yazısı şöyle:
Bu cümle bir kehanet değil, bir teşhis.
Ve belki de en çok, düzenin merkezinde oturan ülkelerin ağzından çıktığında anlam kazandı.
Amerikan dış politikasında yeni dönemi temsil eden isimlerden biri olan Marco Rubio, “önce ulusal çıkar” vurgusunu merkeze alırken aslında şunu söylüyor: Küresel düzen artık eskisi gibi işlemeyecek. Liberal uluslararası sistem, kurallara dayalı dünya söylemi, sınırsız serbest ticaret ideali… Bunların hepsi yeniden yazılıyor.
“O bildiğiniz dünya sona erdi.”
Bu ifade bir çöküş anlatmıyor; bir güç kaymasını anlatıyor.
Atlantik merkezli düzen sarsılıyor. Çin yükseliyor. Rusya askeri gücünü sahaya sürüyor. Avrupa kendi güvenlik mimarisini yeniden tartışıyor. Orta Doğu’da denklemler sürekli değişiyor. Enerji, gıda ve teknoloji artık jeopolitik silah.
Dünya artık tek kutuplu değil.
Ama henüz dengeli de değil.
Küreselleşmenin altın çağı kapanırken, devletler yeniden sınırlarını hatırlıyor. Tedarik zincirleri millileştiriliyor. Savunma bütçeleri artıyor. Dijital alan bile ulusal güvenliğin parçası haline geliyor. Yapay zekâdan yarı iletkenlere kadar her teknoloji başlığı, yeni bir Soğuk Savaş başlığı gibi ele alınıyor.
Türkiye açısından mesele daha karmaşık.
Eski dünyanın kurallarıyla yeni dünyanın fırsatları yakalanamaz. Hem Batı’yla ilişkileri dengede tutmak hem de çok kutuplu sistemde alan açmak zorundayız. Ekonomik kırılganlık, genç nüfusun beklentileri ve bölgesel riskler bu geçiş sürecini daha hassas kılıyor.
Asıl soru şu:
Yeni dünyada nerede duracağız?
Çünkü dünya düzeni değişirken, en büyük risk değişimi görmezden gelmektir. Eski ittifaklara körü körüne bağlanmak da, yeni güç merkezlerine romantik umutlar beslemek de aynı derecede risklidir.
“O bildiğiniz dünya sona erdi” cümlesi bir karamsarlık cümlesi değildir.
Bu, stratejik aklın çağrısıdır.
Dünyanın yeniden kurulduğu bir dönemde, güçlü olanlar sadece askeri kapasitesi yüksek olanlar değil; ekonomik esnekliği olanlar, teknolojik üretim yapabilenler ve kurumsal kapasitesini sağlam tutabilenler olacak.
Dünya değişti.
Daha sert, daha rekabetçi ve daha belirsiz.
Şimdi mesele şu:
Biz yeni dünyanın öznesi mi olacağız, yoksa eski dünyanın hatıralarında yaşayan bir izleyici mi?
Buna göre politika üretmek gereklidir.