Selin Sayek Böke’den çok konuşulacak sözler: Erdoğan saldırgan dil kullanıyor çünkü…

Selin Sayek Böke’den çok konuşulacak sözler: Erdoğan saldırgan dil kullanıyor çünkü…

Gazeteci Recep Bilal bugünkü köşesinde, CHP’nin ve siyaset dünyasının önemli siyasetçilerinden CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile yaptığı söyleşiyi kaleme aldı.

Gazeteci Recep Bilal bugünkü köşesinde CHP’nin ve siyaset dünyasının önemli siyasetçilerinden CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile yaptığı söyleşiyi kaleme aldı.

Türkiye gündeminin konuşulduğu söyleşide Selin Sayek Böke çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Böke, iktidar ve ortağı tarafından HDP’nin kapatılmak istenmesini, kabine değişse de Türkiye’deki bu düzenin değişip değişmeyeceğini, Erdoğan’ın kamu israfına son açıklamalarını, Türkiye’nin kanayan yaralarından birisi olan işsizlik konusunu, Erdoğan’ın siyasette duyulmak istenmeyen söylemlerini ve son dönemde yine artış gösteren kadın cinayetlerini değerlendirdi.

recep-bilal-selin-sayek-boke-001.jpg

Recep BİLAL- Bu sıralar gündem HDP’nin kapatılmak istenmesi… HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun da vekilliği düşürüldü. Siz bu konu hakkında düşünüyorsunuz?

“AKP İKTİDARA GELDİĞİNDE PARTİ KAPATMALARINA KARŞIYDI”

Selin SAYEK BÖKE- Türkiye’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın HDP'nin kapatılması girişimiyle 13 yılın ardından bir kez daha bir siyasi parti hakkında kapatma davası açılmış oldu. 2008'de AKP için istenen kapatma bu kez 13 yıl sonra HDP için isteniyor. AKP iktidara geldiğinden beri parti kapatılmasına karşı olduğunu açıklıyor ama tam da şahsım düzeninde her konuda olduğu gibi işine geldiği gibi hareket ediyor. Bugüne kadar defalarca HDP'nin kapatılması çağrısı yapan MHP kurultayından bir gün olması da dikkat çekici.

Şunu açıkça söyleyelim, demokrasiden, halkın iradesinden yana olanlar olarak, ister AKP, ister HDP ya da herhangi bir başka parti için hiçbir zaman parti kapatma yaklaşımını savunmadık, savunmayız. Hep söylediğimiz gibi, partileri millet açar millet kapatır. Siyasi partiler demokrasinin en temel unsurlarıdır.

Seçme seçilme hakkı olmadan, siyasi partiler olmadan demokrasiden söz edilemez. Bir partinin kapatılması, o partiye oy veren vatandaşların iradesini hiçe saymaktır. Antidemokratik uygulamalara son vermeli, gerçek bir demokrasiyi hep birlikte kurmalıyız.

Recep BİLAL- Kamuoyunun gündeminde kabinenin değişeceği iddiaları var. Medya da Berat Albayrak’ın adının geçmesi üzerine döviz hemen yükselerek tepki veriyor. Bu durumdan şunu mu anlamalıyız? “Piyasa Berat Albayrak’tan korkuyor.”

Bunun yanı sıra kabine de çok sayıda bakanın da değişeceği konuşuluyor. Bunun ülkede yaşanılan sorunlara bir çare olacağını düşünüyor musunuz?

“TÜRKİYE EKONOMİSİ İYİCE NEFES ALAMAZ HALE GELDİ”

Selin SAYEK BÖKE- Türkiye’nin bugün yaşadığı ağır ekonomik buhranın nedenini anlayabilmek için parlamenter demokratik sistemini yıkarak yerine konulan tek adam rejimini iyi anlamak gerekiyor. Bu yıkım 2014’de fiili başkanlık sistemiyle ivme kazandı. 2018 yılının Temmuz ayında da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin resmi olarak yürürlüğe girmesiyle güçler ayrılığını, şeffaflığı, denetleme ve hesap verilebilirliği güvence altına alan tüm kurumlar ve kurallar da yıkıldı.

İktidarın kamu kaynaklarını daha da pervasızca ve denetimsiz kullanmasını sağlayacak hukuk ve demokrasi yıkımı zaten kırılganlıkları olan Türkiye ekonomisini de iyice nefes alamaz hale geldi. Ekonomideki yıkım, Türkiye’nin siyasi yıkımından ayrı düşünülemez.

Düzenin bu özellikleri değişmediği sürece bakanlık koltuklarına kimlerin oturduğunun da bir önemi yoktur. Çünkü bu siyasi yıkımın sebebi iktidardaki siyasi anlayıştır ve o anlayış şahsım düzeniyle temsil edilmektedir. Zaten AKP Genel Başkanı da tüm kararları verme yetkisini açıkça ifade ederek sorumluluğu üstlenmektedir.

“BAKANLARIN İSİMLERİ DEĞİŞSE DE ANLAYIŞ DEĞİŞMEYECEKTİR”

İlk yıllarından itibaren AKP, sanayi, tarım ve teknolojide yatırım ve üretimle istihdam yaratmak yerine inşaat ve hizmet sektörleriyle ekonomik büyümeyi seçti. Derdi hep günü kurtarmak oldu. Aynı şekilde kamu kaynaklarını kendi yandaşlarına rant yoluyla transfer ederek siyasetini büyütecek medyasını finanse ettirdi. Buhranı yaratan işte bu düzen. Yani, sorun bir düzen sorunu. Bakanların isimleri değişse de anlayış değişmeyecektir. Bu düzen ve iktidardaki aynı siyasi anlayış devam ettiği sürece de buhran derinleşerek devam edecektir.

İsimlerin değiştiğini ama siyasi anlayışın değişmediğini iktidarın kendisi de zaten söylüyor. Süren ekonomik buhrana ek olarak Kasım 2020’de çok ciddi bir ödemeler dengesi krizinin de eşiğine gelince iktidar bir kez daha çözümü değil algıyı yönetmeyi seçti. Berat Albayrak’ı ve ona karşı duyulan tepkiyi kullanmayı, sorun sadece onunla ilgiliymiş gibi bir ortam yaratmayı ve onun gidişiyle sorun çözüldü, algısı yaratmayı seçti. Ancak yeni Bakanlar ve yöneticiler de Damat Bakan döneminde yapılan işlere sahip çıkan bunların doğru olduğunu vurgulayan açıklamalar yaptı. Yani isimler değişti ama öz değişmedi.

Kabine değişikliği olasılıklarını işte bu çerçeveden değerlendirmeliyiz. Açık ki kabinede bakanların isim değişikliği Türkiye’de çiftçinin de, işçinin de, emeklinin de, esnafın da, kimsenin sorununu çözmez. Türkiye’nin sorunu AKP’nin kurduğu tek adam sistemidir. Sorun üretimi ve üreticiyi desteklemeyen rantçı düzendir. Sorun milyonları elinin tersiyle itip bir küçük yandaş imtiyazlı grubu büyütmeyi tercih eden torpil düzenidir. Düzen değişmeden, isimlerin değişmesi bir anlam ifade etmez. Türkiye ekonomisinin düzelmesi, emekçilerin, çiftçinin, esnafın, üretici güçlerin rahat bir nefes almasının yolu bütüncül bir iktidar değişikliğinden geçiyor. Ne damatla ne de damatsız, AKP bu ekonomik buhrana son veremez.

Recep BİLAL- Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamuda yapılan israfları eleştirerek kamu harcamalarının kısılacağını söyledi. 19 yıldır devleti yöneten AKP iktidarının bugün bu açıklamayı yapmasına ne diyorsunuz?

“CUMHURBAŞKANLIĞI GÜNDE 12 MİLYON LİRAYA YAKIN PARA HARCIYOR”

Selin SAYEK BÖKE- Doğrusu, iktidar temsilcilerinin bugün çıkıp kamu harcamalarının kısılacağını söylemesi hiçbir şey ifade etmiyor. Halk yoksulluğun pençesindeyken, 10 milyon kişi işsizken, insanlar temel gıda maddelerine dahi erişemezken AKP’li yöneticilerin, bürokratların gönlü hoş olsun diye, “İtibardan tasarruf olmaz” dedi bu iktidar. Hepimizin emeğiyle ödediği vergiler halk yararına kullanılmadı.

AKP’nin, iktidarı boyunca siyasi ve ekonomik tercihleri hiçbir zaman halktan yana olmadı zaten.  Kamu kaynaklarının harcanmasındaki tercihleri de öyle. 2021 yılında Saray’ın bütçesi %28 arttı. Aynı dönemde hangi emekçinin, çiftçinin, üreticinin bütçesi % 28 arttı? Cumhurbaşkanlığı günde 12 milyon liraya yakın para harcıyor. Buna 6-7 uçakla gidilen yurt dışı seyahatleri dahil değil. Bunların tümünün parası 83 milyonun cebinden çıkıyor. 19 yıldır şatafattan asla vazgeçmeyen, kamudan yandaşa kaynak aktarmaktan asla geri durmamış olan AKP’nin kamu kaynaklarını kısmakla neyi kastettiği elbette endişe yaratıyor.

Örneğin vatandaşın sosyal yardımlarını mı azaltacaklar? Salgın döneminde bile yoksulluk ve hastalık arasına sıkıştırılan çalışanlara, esnafa, zaten yok denecek kadar az verilen destekler daha da mı azaltılacak? Daha birkaç gün önce Kısa Çalışma Ödeneğini bu ay sonunda bitireceğini açıkladı iktidar. İşte tasarruf dedikleri, milyonlarca kişiyi işsiz bırakacak olan bu karar gibi hep halkın cebinden tasarruf.

Recep BİLAL- Tartışmasız Türkiye’nin kanayan yaralarından birisi işsizlik… Geçtiğimiz iki yıla bakınca TL’nin hızla eridiğini görüyoruz. İğneden ipliğe zam gelirken işsizlik ve geçim sorunu yaşayan ailelerde artmaya devam ediyor. Bu sorunlarla birlikte intiharlar da her geçen gün artıyor. İktidar ise buna neden sessiz kalmayı tercih ediyor?

“BU DÜZEN BESLEDİĞİ RANTÇI YANDAŞLARININ ÇIKARLARINI KORUYAN DÜZEN”

Selin SAYEK BÖKE- İktidar işsizliği, enflasyonu, hayat pahalılığını, borçluluğu çözmek için hiçbir somut, gerçekçi adım atmıyor. Beceremeyeceği için değil, bizzat kendi kurduğu düzenden vazgeçmeyeceği için. Çünkü iktidarının devamı için bu eşitsiz düzenin devamını gerektiriyor. Bahsettiğimiz düzen halkı yok sayarak bir avuç imtiyazlı zümrenin, başta kamu ihaleleri olmak üzere kamu kaynaklarıyla beslediği rantçı yandaşlarının çıkarlarını koruyan düzen.

10 milyon işsizi, resmi rakamlarda %16’ya varan enflasyonu, daha da yüksek gıda enflasyonunu, 16 milyon yoksulu, ne eğitimde ne istihdamda olan milyonlarca genci, istihdamda olmayan kadınları ve gençleri görmemeyi tercih ediyor.  Salgın boyunca halkın temel ihtiyaçlarını giderebilecekleri kadar temel bir gelir güvencesini sunmuyor, onun yerine borç veriyor. Ama tek bir şirketin 9.5 milyar liralık vergi borcunu tek kalemde silebiliyor.

Yaşadığımız buhranın temeli yıllar öncesinde atıldı. Tek adam rejiminin kurulmasıyla belirginleşti. Salgın bu sorunları derinleştirip büyütüyor.

Ortada mutlak bir çelişki ve bir tercih var. Ya işsizliği azaltmak için üretimi tercih edecek, istihdam yaratacak yatırımlar yapılacak ya da istihdam yaratabileceği kaynakları kendi yandaşına aktaracak. İşte tek adam rejimi ikincisini tercih ediyor. Böyle yapınca da işsizliğe, krize çare olması söz konusu değil.

Recep BİLAL- Erdoğan, muhalefete siyasi eleştiri yapmak yerine, siyasette duyulmak istenmeyen üslupla seslenmekten kaçınmıyor. Muhalefet ise barışçıl dil kullanmaya devam ediyor. Bu dili insanların özlediğini de yerel seçimlerde gördük. Siz, Erdoğan'ın bu sert üslubunu neye bağlıyorsunuz?

“SALDIRGAN BİR DİL KULLANMAYI TERCİH EDİYOR ÇÜNKÜ…”

Selin Sayek BÖKE- Kutuplaştırıcı, kimlikler üzerinden ayrıştırıcı siyaset yapmak çok uzun zamandır iktidarın açık siyasi tercihi. Farklı düşünen, fikir beyan eden herkesi “terörist” ilan ediyor.

Saldırgan bir dil kullanmayı tercih ediyor çünkü bu sayede kendi seçmenini konsolide edebileceğini düşünüyor. Doğrusu, halk bu kadar ağır ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken Erdoğan’ın kürsülerde ne söylediğinin çok bir önemi kalmıyor.

Biz halkın en acil ve yakıcı sorunlarını çözmeye odaklanan, barış, demokrasi, eşitlik ve özgürlük temelindeki siyaset anlayışımızı ve siyaset dilini sürdürmeye devam edeceğiz. Halk da siyasetten sorunlarına çare olmasını bekliyor zaten.

 

 

Recep BİLAL- Bunu üzülerek soruyorum: Türkiye’de hemen hemen her gün bir kadın cinayeti, taciz-tecavüz haberleri duyuyor, görüyoruz. Artık Türkiye’de kadın olmak çok zor deniliyor. Bizim toplumumuz neden böyle oldu?

“KADININ SESİ HER YERDE DUYULACAK, KADINLAR SUSMAYACAK”

Selin SAYEK BÖKE- Kadına yönelik şiddet vakalarında, kadın cinayetlerinde son yıllarda inanılmaz bir yükseliş söz konusu. Bu kendiliğinden gelişen bir durum değil. Bizzat siyasal iktidarın söylemleri ve politikaları çok acı sonuçlar doğuruyor.

Evlerimizden, işyerlerinden, sokaklardan başlayarak kadınların eşit bireyler olarak yaşamlarını sürdürdükleri bir Türkiye kurmak zorundayız. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun’un harfiyen uygulanması gerekiyor.

Tekrar vurgulamakta yarar var: İstanbul Sözleşmesi’nin tartışma konusu yapılması bile son derece tehlikelidir. Bu kadar çok kadın cinayeti işlenen, kadınların sistematik olarak fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığı bir ortamda kadınları koruyacak hiçbir adli ve yasal mekanizma bertaraf edilmemeli.

Kadınların sesinin daha çok duyulabilmesi için siyasette kadınların erkekler ile eşit temsili de çok önemli bir konu. Bu yüzden geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Halk Partisi olarak sayın Genel Başkanımızın ilk imzacısı olduğu ve tüm milletvekillerimizin imzasıyla  fermuar yöntemiyle kadınların siyasette eşit temsilini garanti altına alacak bir kanun teklifini TBMM’ye sunduk. Teklifimizin yasalaşmasını ve kadınların siyasette erkekler ile aynı oranda yer almasının garanti altına alınmasını istiyoruz. Kadının sesi her yerde duyulacak, kadınlar susmayacak.

 

İlgili Haberler