Veli Saçılık davasında tarihi karar

Burdur Cezaevi'nde düzenlenen opereasyonla cezaevi duvarının yıkımı sırasında kepçe darbesiyle kolundan olan Veli Saçılık'ın yıllardır devam eden davasında tüm cezaevi operasyonları için emsal bir karar alındı.

09 Nisan 2019 Salı 11:26
Veli Saçılık davasında tarihi karar

Burdur Cezaevi’ne, 5 Temmuz 2000’de düzenlenen operasyonda, cezaevi duvarını yıkan kepçenin darbesiyle kolu kopan Veli Saçılık’ın, 19 yıldır devam eden davasında tüm cezaevi operasyonları için emsal olacak tarihi bir karara imza atıldı. Saçılık’ın, kazandığı 150 bin TL’lik tazminatı, “İsyana katıldığı ve kolunun kendi kusuruyla koptuğu” gerekçesiyle iadesine karar veren yargı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Kusurlu olan devlet, tazminatı geri alamazsın” kararından sonra 180 derece dönüş yaptı. AİHM kararına uyan idare mahkemesi, devletin cezaevlerinde isyan çıkmamasına yönelik önlemleri alması gerektiğine, tüm önlemlere rağmen isyan çıksa bile kanunlarda gösterilen ölçülerle müdahale edebileceğine hükmetti. Daha önce “isyana katılan bedelini öder” anlamına gelen karara imza atan yargı, Saçılık’ın kolunun kopmasına neden olan ekskavatör (dozer kepçesi) ile cezaevine müdahale etmenin kanuni olmadığına hükmetti ve yargılamanın yenilenmesine hükmetti.

HER DÖNEMİN MAĞDURU

Dağıttığı bildiri nedeniyle cezaevine konulan Saçılık, 2000’de Burdur Cezaevi’ne düzenlenen operasyonda cezaevi duvarını yıkan ekskavatörün kepçesinin darbesiyle kolunu kaybetti. Saatlerce müdahale edilmeyen Saçılık’ın çöpe atılan kolu, bir köpeğin ağzında bulundu. Saçılık, kol yerine dikilemediği için ampute edildi. Tahliye olduktan sonra üniversiteyi bitiren Saçılık, yargılandığı davadan da beraat etti. Girdiği kamu sınavlarında başarılı olan Saçılık’a, önce “Yük taşıma” gibi yapamayacağı işler verildi. Saçılık, bütün hukuk mücadelelerini kazanarak İçişleri Bakanlığı bünyesinde işe başladı. Saçılık, daha sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na geçiş yaptı. Saçılık, bu süreçte açtığı tazminat davasında 150 bin TL kazandı. Ancak tazminatı aldıktan sonra İçişleri ve Adalet bakanlıklarının itirazı üzerine, yargılama süreci yenilendi ve Isparta İdare Mahkemesi ile Danıştay, Saçılık’ın kolunun isyana katıldığı için kendi kusuru sonucu koptuğu gerekçesiyle tazminatı iade etmesine karar verdi. Saçılık, bunun üzerine AİHM’ne başvurdu. AİHM, Saçılık’tan tazminatın icra yoluyla alınmasına başlanacağı aşamada davayı sonuçlandırdı. AİHM, Saçılık’ın kolunun devletin ölçüsüz müdahalesi sonucu koptuğuna karar verdi ve yargılamanın yenilenmesine hükmetti. Bununla yetinmeyen AİHM, tazminat miktarının icra yoluyla tahsili halinde Türkiye’nin aynı miktarda tazminatı Saçılık’a verilmek üzere ödemesini kararlaştırdı. Saçılık, 15 temmuz sürecinin ardından hakkında hiçbir inceleme ya da soruşturma olmamasına rağmen KHK ile ıhraç edildi. Yüksel Caddesi'nde bu nedenle eylemler yapan Saçılık, defalarca gözaltına alındı. Saçılık'a destek veren annesine yapılan müdahale büyük tepki çekti. Saçılık, bir yandan işini geri almak için uğraşırken, bir yandan bu hukuk süreci ile uğraştı.

'AİHM KARARINA UYMAK ZORUNLU'

T24'ten Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre, AİHM kararından sonra Adalet ve İçişleri bakanlıkları, icra sürecini durdurdu. Ancak davalardan feragat edildiğine yönelik bir yazı Saçılık’a gönderilmedi. Saçılık da tazminatın iadesine yönelik davanın yenilenmesi için yeni dava açtı.

Davayı Isparta İdare Mahkemesi karara bağladı. Kararda, AİHM'nce verilen ihlal kararlarının Türkiye yargı makamları tarafından tanınmasının hukuk devletinin gereği olduğu vurgulandı.

Adalet Bakanlığı’na göre güvenlik güçleri de yaralanabilirdi

İçişleri Bakanlığı, davaya savunma olarak sadece Jandarma Genel Komutanlığı’ndan gelen belgeleri gönderdi. Mahkeme, bu belgelerin savunma yerine geçmediğine hükmetti. Adalet Bakanlığı ise AİHM kararına uyulması gerektiğini belirtti ama iddialarında ısrarcı oldu. Buna karşılık, Burdur E Tipi Cezaevi’ne yönelik müdahalenin ilgili mevzuat hükümlerindeki yetkiler çerçevesinde gerçekleştirildiği, bu nedenle hizmet kusurundan söz edilemeyeceği, müdahale sırasında jandarma ve güvenlik güçlerinin de aynı derecede yaralanma riski taşıdıkları, güvenlik güçlerince kesinlikle ateşli silah veya benzeri mahiyette öldürücü silah kullanılmadığı halde, isyana karışan terör mahkumlarının tuz ruhu, aşındırıcı ecza, cam kırıkları, tuğla gibi cisimleri güvenlik görevlilerine fırlattıkları belirtildi. Bakanlığın savunmasında, “başka şekilde önleme ve gerekli tedbirleri alma imkanı bulunmayan ve kanunun verdiği yetki dahilinde ifa edilen müdahale sonrasında oluşan zararlardan idarelerinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, tüm bu nedenlerle yargılanmanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesi gerekir” denildi.

'DEVLET SORUMLU'

Kararda, Burdur Cezaevi’ndeki mahkumların 5 Temmuz 2000’de duruşmalara çıkmayı reddederek idareye karşı fiili direnişte bulundukları, davalı idarelerin ise cezaevinde kontrolü sağlamak amacıyla yaptığı müdahale çerçevesinde cezaevi duvarını iş makinesi (Ekskavatör) ile yıkımı sırasında Saçılık’ın sağ kolunun kopacak derecede yaralandığı ve sonradan hastanede yapılan ameliyatla sağ kolun dirsek üstünden ampute edildiği anlatıldı.

Kararda, yargılama süreci ve AİHM kararı anımsatıldıktan sonra, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında davacının zarar görmesine sebebiyet veren olaylarda davalı idarelerin kusurunun bulunduğuna ilişkin hususların yer alması nedeniyle yeniden yargılama yapılarak mahkememizce dava konusu olayın bu çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerektiği açıktır” denildi.

'DEVLETİN TEMEL GÖREVİ'

Anayasanın “kişi dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde; herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağının yer aldığının anımsatıldığı kararda, “Anayasamızın teminatı altında bulunan yaşama hakkının bir parçası olarak her vatandaşının vücut bütünlüğünü korumak devletin temel görevleri arasındadır” denildi.

'ÖNLEM ALSAYDIN'

Kararda, devletin, cezaevindeki kişilerin vücut bütünlüğüne üçüncü kişilerin ya da kamu görevlilerinin zarar vermesini engelleyecek eğitimler vermesinin zorunlu olduğu anımsatıldı. İdarenin cezaevi iç ve dış güvenliğini sağlaması, önleyici güvenlik önlemlerini baştan alması, cezaevi donanımını buna göre gerçekleştirmesi, etkili yönetim ve denetim sistemi geliştirmesi gerektiğinin anlatıldığı kararda, isyan halinde kullanılabilecek kesici, delici, patlayıcı silahların cezaevine sokulmasının engellenmesinin de devletin görevi olduğu vurgulandı.

ORANTILI MÜDAHALE ŞARTI

Kararda, “buna rağmen herhangi bir toplu isyan ya da kalkışma olması halinde güvenliği sağlama konusunda her zaman dışarıdan kolluk kuvvetleri vasıtasıyla müdahale etmek hakkı var ise de yapılan müdahalenin yürüttükleri hizmetin gereklerine ve mevzuatında öngörülen yöntemlerle, kişilerin can güvenliğini mümkün olduğunca riske atmadan orantılı bir güç kullanmak suretiyle yapılması gerekmektedir” denildi.

KEPÇEYLE MÜDAHALE OLMAZ

Kararda, somut olayda Saçılık’ın, mahkumların isyan çıkardığı koğuşa girebilmek için başlatılan operasyon çerçevesinde iş makinesi tarafından dışarıdan cezaevi duvarında açılan delikten hava almak için çıktığı sırada iş makinesi tarafından kolundan yaralandığının altı çizildi. Cezaevindeki mahkumların koğuşuna girebilmek için müdahale etmede kullanılan iş makinesinin cezaevlerinin iç dış güvenliğinin korunmasında olağan ve mevzuatında öngörülen bir yöntem olmadığı vurgulandı. Kararda, şöyle devam edildi:

“Zorunluluktan dolayı bu yöntemin kullanılmış olduğu kabul edilse bile cezaevinde hürriyeti kısıtlı olan kişinin can ve vücut bütünlüğünün korunmasında idarelerin sorumluluğu bulunduğundan davacının sağ kolunun dirsek üstünden kopacak derecede yaralanmasında ve daha sonra da zorunlu olarak kolun ampute edilmesinde cezaevlerinde iç ve dış güvenliğini birlikte sağlamakla görevli olan davalı idarelerin hizmet kusuru işledikleri sonucuna varıldığından, olay nedeniyle davacının uğradığı zararın davalı idarelerce, ortaklaşa tazmin edilmesi gerekmektedir.”

Kararda, davacının maddi tazminat isteminin fazlasına hükmetmek olanağı bulunmadığından dava dilekçesinde yer alan istemi kadar (toplam 150 bin TL) 100.000,00 TL (eski türk lirası ile 100.000.000-YTL) maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği vurgulandı. Bu paranın Saçılık’a ödendiği ve geri alınamayacağının anlatıldığı kararda, bu nedenle eski kararın kaldırılarak yargılamanın yenilenmesinin gerektiği ifade edildi.

Son Güncelleme: 09.04.2019 12:08
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.