Murat Karayalçın: Anadan doğma solcu değilim

Deniz Olgun'un moderatörlüğünde 'Kritik Sorular'a konuk olan Eski Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, ilk defa Gazete Kritik'e Erdal İnönü'den ne istediğini açıkladı.

09 Temmuz 2020 Perşembe 16:11
Murat Karayalçın: Anadan doğma solcu değilim

Gazete Kritik'in 'Kritik Sorular' programına konuk olan Eski Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, ilk defa Deniz Olgun'ın sunumunda Gazete Kritik'e  samimi açıklamalar yaparak, Erdal İnönü'den 1994 yılında ne istediğini açıkladı.

İşte Murat Karayalçın'ın konuşmalarından satır başları:

ÖFKEYİ SİYASET YAPMA SANATI OLARAK GÖRENLER HASMANE SİYASİTİNİN ZEMİNİNİ HAZIRLIYOR

Türk siyaseti çok kutuplu bir yapıya dayanmaktadır. Türkiye siyasetindeki söylemin bu kadar sert olmasının sorumlusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır. Türkiye siyasetinin kutuplaşmaya dayanmasının sorumlusu da AKP’nin siyaset yapma biçimidir. Siyaset; toplumların,ülkenin sorunlarının çözümleri için yapılmalıdır. Etnik kimlikler ve inanç kimlikleri üzerinden siyaset yapılırsa bir süre sonra toplumu böler. Cumhurbaşkanının kullandığı bir cümle var ‘Öfke bir siyaset yapma sanatıdır’ diyor. Öfkeyi bir siyaset yapma sanatı olarak görüyorsanız hasmane siyasetinin zeminini hazırlıyorsunuz.

‘ÇOKLU BARO’ TÜRKİYE’NİN SON İHTİYACIDIR

loading...

2020 yılında siyaset yapmak bölünmelere, gerilimlere açık bir yapıda önümüzde durmaktadır. Buna çoklu baro düzenlemesini de yeni bir örnek olarak ekleyebiliriz. Bazı mesleklerdeki sorunları o meslek gruplarının kendi aralarından seçtikleri kadrolar tarafından seçilmesini ön görüyor. Meslek gruplarına kamu tüzel kişiliği vermektedir. Ama şimdi bu yapıyı yeni tüzel kişilikler kuracak şekilde parçalamaya başladılar. Türk siyasetine egemen bu etnik kimlikler ve inançlar üzerinden siyaset yapma biçimi belki de meslek odalarında da görülecek. İnanç kimliklerine göre odalar ve barolar olabilir. Türkiye’nin en son ihtiyacı olan hiç ihtiyacı olmayan bir şeydir. Demokratikleşmenin sağlanmasına AKP, Türkiye demokrasisin üzerindeki barajları kaldırarak başlayabilir. Parlamentoya, meclise girmek için barajın yüzde 10 olduğu tek ülke Türkiye, bu bir demokrasi ayıbıdır.

Biz sosyal demokrasiye inanırız. Bizim iki kimliğimiz vardır birincisi soldur sosyal demokrasidir ikincisi Cumhuriyetçiliktir. Bu kimliğimiz bize öz eleştiri yapılmasını öğretmiştir. Biz sürekli olarak düşüncemizi, inancımızı, partimizi iktidara taşıyıncaya ve taşıdıktan sonra da öz eleştiri yapmak zorundayız. Eksiklerimizi sürekli gidereceğimiz bir siyasi çalışma içinde olmalıyız. Biz hiçbir zaman kendimizi yeterli bulmamalıyız çünkü öz eleştiriyi sürekli devrede tutmalıyız. Kurultaya çok iyi hazırlandığımızı söyleyemem. Çünkü Türkiye’nin önündeki en önemli konu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve toplumunun 3 yıl sonra Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına nasıl gireceğidir. 2023 yılından itibaren nasıl bir siyasi, kurumsal, idari yapılanmayla girmeliyiz bunları Cumhuriyet Halk Partisi bir proje şeklinde ortaya koymalıdır. Bu projenin en önemli alt kaleminde Cumhurbaşkanlığı seçimidir bu seçimi kazanmamız gerekiyor. Hem Türkiye’nin hem de CHP’nin en önemli sorunu budur. Bu kurultayda tartışılabilmeliydi ama görüyorum ki yüksek olasılıkla böyle bir tartışma yaşanmayacak.

AKP TÜRKİYE’Yİ SEÇİME GÖTÜRECEK KONUMDA DEĞİL

Klasik yaklaşım içinde erken seçim öngörmüyorum. Türkiye’de seçime iki şekilde gidiliyor. Meclisten karar çıkabilir Türkiye’yi seçime götürebilir. Meclis hem kendisini hem Cumhurbaşkanlığını seçime götürebilir.AKP’nin Türkiye’yi seçime götürecek konumda olmadığı kanısındayım. Türkiye çok ciddi sorunlarla karşı karşıya ve yönetilemez bir ülke haline geldi. Bu ortamda AKP’nin hem meclis tarafının erken seçim kararı alacağını düşünmüyorum. Bazen seçim yalnızca iktidara gelmek için yapılmaz iktidardan gidilmesi içinde seçim yapılabilir. İttifaklar Türkiye siyasetinin çok yeni bir yüzü. Türkiye hep seçimlerden sonra koalisyon kurulmasına alışmıştı şimdi ilk kez seçimlerden önce koalisyon oluyor.

TÜRKİYE’DE ÜÇ DEVLET GÜCÜNÜN BİRBİRİNİ DENETLEMESİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR

Yürütme organı güçlenmekte.Yasama, yürütme ve yargının birbirlerini dengeleme ve denetlemesi gerekir. Yürütme tek başına mutlak güç haline gelirse demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Cumhurbaşkanları maalesef partili Cumhurbaşkanı olduğu için aynı zamanda bir partinin de genel başkanı olabildiği için Cumhurbaşkanına oy veren seçmen onun listesine de oy veriyor. Yani Cumhurbaşkanı ayrı partisi ayrı demiyor. Dolayısıyla yasama organı tümüyle Cumhurbaşkanı tarafından denetlenen bir konuma geliyor.

Bugün TBMM’yi denetleyen Cumhur İttifakı’dır, AKP’dir onun küçük ortağı olan MHP’dir. Dolayısıyla yasama ve yürütmenin adeta özdeşleştiği bir durum var Yargının da aynı olduğunu görüyoruz. Türkiye’de üç devlet gücünün birbirini denetlemesi söz konusu değildir sadece Cumhurbaşkanının gücü vardır devletin öteki güçleri geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Cumhurbaşkanlığı sisteminin değil parlamenter sistemin egemen olmasını istedik. Cumhurbaşkanlığının atadığı kişiler bakanlık yapıyor. Bu doğru değil, böyle olacağını görüyorduk ve karşı çıktık.

BAZI İNSANLAR GİBİ ANADAN DOĞMA SOLCU DEĞİLİM

Bazı insanlar gibi anadan doğma solcu, CHP’li değilim o işleri beceremiyorum. Üniversitede okurken bilerek, tercih ederek, bilinçli bir şekilde sol düşünceyi benimsedim. Lise yıllarımda Turancıydım. Üniversite okurken gerçek milliyetçiliğin Turancılık değil Atatürk milliyetçiliği olduğunu gördüm. Milliyetçi düşüncelerimden vazgeçmiş asla değilim. Atatürk milliyetçiliği denilen bu anlayışın yanına emek en yüze değerdir kavramını, eşitlik kavramını taşıdım.

Bunu ilk defa Gazete Kritik’e açıklıyorum;

Delegelerimiz, Sosyal Demokrat Halkçı Partililer genel başkan olmamı istediler. Nitekim kurultayda çok büyük bir oy farkıyla seçildim. İşlemlerin tamamlanmasına çok az bir süre kala 11 Eylül 1993 tarihinde SHP Genel Başkanlığı’na seçildim. Bu benim siyasi yaşamımda en büyük kazanımımdır. Bunu ilk defa Gazete Kritik’e açıklıyorum; Benden önceki Genel Başkanımız Erdal İnönü’den istekte bulundum. Bir tanesi şuydu, SHP Genel Başkanı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak devam etmek istedim. O zaman siyasi partiler yasası bir Belediye Başkanının bir parti Genel Başkanı olmasına olanak sağlıyordu. Hem 1994 Mart’ına kadar belediye başkanlığı yapmak hem de SHP Genel Başkanı olarak görev yapmak şeklindeydi. Yani 1994’te yapılacak belediye seçimlerine kadar Erdal İnönü’nün hükümette kalmasını istedim ben hükümete girmeyeceğim , belediye başkanı ve SHP Genel Başkanı olarak hizmet edecektim. Erdal İnönü bunu kabul etmedi eğer bu olmuş olsaydı Ankaralıların tepkisi de muhtemelen olmazdı.

BEN PARTİNİN BAŞARISI İÇİN YAPMAM GEREKENİ YAPMAYA HAZIR BİR SİYASETÇİYİM

Solun başarısı için muhtarlıktan Cumhurbaşkanlığına kadar her göreve talimimdir, hizmet vermeye hazırım ama İl Başkanı olmak için bir düşüncem yoktu. 2015 seçimlerine gidiyorduk Ankara’dan milletvekili hazırlanıyordum eğer ön seçim yapılırsa adaylığı koyacaktım. Genel başkan benden parti için bir görev istedi ve dedi ki: İstanbul’da sorunlarımız var siz Eski Genel Başkanımız olarak İstanbul İl Başkanı olursanız partimiz bu sorunlarımı çözer ve sorunumu olmaz. Senin hizmetine milletvekili olarak değil senin hizmetine İl Başkanı olarak ihtiyaç duyuyoruz dedi ve ben de kabul ettim. Oyumuz Türkiye genelinde 500 bin İstanbul’da 300 bin arttı.

Gazete Kritik- Buse Erdil

Son Güncelleme: 09.07.2020 16:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yurtsever 34 2020-07-09 22:26:13

90lı yıllarda Z.Livaneli M.Karayalçın ismini şu anda hatırlayamadığım başka bir solcu oyları bölerek İstanbul Belediye Başkanlığını Tayyip Erdoğan'a hediye etmişti.Murat Bey vicdan azabı çekiyormu acaba.