Temmuz, Sümer mitolojisinde bereketin ve çoğalmanın sembolü İnanna’nın çoban kocasının adı “Tammuz / Dumuzi”den gelen bir ay adıdır.

Varlığın sürüp gitmesi için elde tutmak zorunda olduğumuz en iyi anlamına gelen damızlık da aynı kökten gelen bir sözcüktür. Damızlık yoğurt, damızlık koç… Küle sakladığımız kor da damızlıktır bizim için.

Temmuz, ürünlerin ambara taşındığı, bağların bahçelerin meyveyi, sebzeyi yüklendiği umutların gerçeğe dönüşmeye başladığı ay. Ne var ki temmuz, çok yakın tarihimizde ders alamadığımız ağıtlarla dolu bir ay. Çorum, Madımak, Başbağlar, FETÖ, Suruç… Hepsi temmuz ağıtı.

Yüreği yurt ve insan sevgisiyle çarpan hangi insan bunları unutabilir?

Ya 7-8 Temmuz Kayseri olaylarını sorsam?

Oysa o olaylar, tüm bu katliamların provası gibidir.

Yıl 1969.

Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), o yıl Genel Kurulunu 7-9 Temmuz’da, Kayseri’de yapma kararı alır. Bunun üzerine Kayseri basınında, TÖS aleyhinde bir karalama kampanyası başlar. Sokaklarda “Kayseri komünistlere mezar olacak!” başlıklı bildiriler dağıtılır. Kendisi de aslında öğretmen olan Adalet Partisi Milletvekili Mehmet Ateşoğlu’nun “Moskof uşaklarını köpek gibi geberteceğiz!” açıklaması Milliyet’e manşet olur.

7 Temmuz 1969

Delege öğretmenler Kayseri’ye gelmeye başlar. Nasılsa gece 22.00’de elektrikler kesilir ve art arda 3 patlama sesi duyulur. İki cami ve imam hatip okulu bombalanmıştır! Artık katliam için gerekçe hazırdır: “Komünistler, camileri ve imam hatip okulunu bombaladı!”

8 Temmuz 1969, yani tam elli yıl önce bugün.

Toplantının yapılacağı Alemdar Sineması’na gelen delegeler, koltukların altında, sahnenin köşelerinde ve kuliste benzin şişeleri bulurlar. Durum vahimdir. Genel Başkan Fakir Baykurt; “Arkadaşlar, bu adamlar bizi yakmak istiyor. Salona giriş çıkışlar tutulsun! Arama yapılsın!” der. Talimat yerine getirilir. 800 öğretmen kafesteki kuş gibi çaresizdir.

Baykurt, açılış konuşması için kürsüye geldiği an, dışarıdan atılan benzin şişesi pencere camını kırarak içeri düşer ve ateş alır. Kaygılar korkuya dönüşmüştür.

“Komünistler Moskova’ya!”, “Allahu Ekber!” “Tekbirrr!” naraları eşliğinde salona taş, Molotof Kokteylleri ve benzine batırılmış paçavralar yağmaktadır.

Kapılar kilitlenmiş ve arkadan desteklenmiştir. Öğretmenler, bir yandan can havliyle benzin şişelerini yakalayıp dışarı atarken, diğer yandan yanan yerleri söndürmektedirler.

Bu arada Baykurt, iki öğretmenle yangın kapısından çıkarak vilayete ulaşmayı başarır; ama vali yoktur! Bu kez, sinemanın önündeki askerlerin komutanı yüzbaşıya ulaşan Baykurt, duruma müdahale edilmesini ister. Ancak yüzbaşı ‘emir almadık’ diyerek talebi geri çevirir. Baykurt, bağırır çağırır. Yüzbaşı insafa gelir ve havaya ateş açar. Askerler süngü takar, linç güruhu dağılır.

Kente dağılan güruh ilerici, devrimci, solcu olarak belledikleri neresi varsa yağmalar. Bu saldırılardan nasibini alanlardan biri de kendi halinde yolda yürüyen bir konsomatristir.

Kadını çeviren güruh, onu çırılçıplak soyarak linç etmeye çalışır. Kadın yalvarır: “Yapmayın abiler. Beni öldürün; ama bana bunu yapmayın!” İşte bu yalvarış, şiirimizin ölümsüzlerinden Mor Külhani’nin esini olur. “Şiirimiz karadır abiler” diye başlar Ece Ayhan.

Çünkü bu yakarı, kimilerinin namus, ahlak, din, erdem gibi anlayışlarına atılmış okkalı bir tokattan da öte bir şeydir. Çünkü bu yakarıda bu dünya için tek doğrunun kendilerinde olduğunu düşünen, kendilerinin dışında herkesi, dinsiz, ahlaksız, vatan haini, terörist görenlerin teşhiri vardır. Abiler kendi doğruları için yakmanın, yıkmanın, kan dökmenin, can almanın adresidirler.Abiler, hak edilmemiş; ama saltanatı sürülen payelerin cem olduğu sözcüktür. Bu yüzden şairimiz, “Şiirimiz her işi yapar abiler”, “gül kurutur”, “erkek emzirir”, “mor külhanidir”. “Şiirimiz kentten içeridir abiler”der.

O güzel isyanın şairi, Ece Ayhan da güzel ömrünü 17 yıl önce yine bu zamanda (13 Temmuz 2002) tamamlar ve ayrılır aramızdan. Ama abiler bitmez.

O gün “ Moskof uşaklarını köpek gibi geberteceğiz!” diyen abiler, bugün Moskova’yı kapı komşusu, Moskofları can yoldaşı eylerler.

O gün demokrasi, eşitlik, hak, hukuk, bağımsızlık istedikleri için yakılan, linç edilen, sakat bırakılanlar bugün “illet ve zillet” olmaktan kurtulamazlar. Abiler, Mor Külhani’dir. Çukurambar’da hayaletine suikast yapılır, harîmine girilir ordunun; abilere kimse hesap soramaz.

Yalanlarla, iftiralarla, düzmece delillerle hayatlar karartılır, bu davanın savcısıyım diyen abilere kimse dokunamaz.

Beraber yürür abiler yollarda, 15 Temmuz’da 248 can, canımızdan gider. Abiler sütten çıkmış ak kaşıktır. “Torpilin adı rabbim verdikçe veriyor”dur abilerde. Milyon milyon maaşına laf söyleyenlere edep satarken abiler; Temmuz, İnanna’nın dediği gibi:

“Evde acı var!

Evde inilti var!

Yayık sessiz, sütü yok.

Çanak kırıldı Dumuzi yok.

Rüzgâr süpürdü ağılı yok.” ayı olmuştur. Umurunda bile değildir abilerin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Atilla 2019-07-08 10:05:51

Güzel bir yazı. Teşekkürler...

Avatar
Hadra 2019-07-08 12:18:40

Çok Enteresandır: 1711 de Osmanlı -Rus savaşından sonra Deli Petro' nun hayali bugün gerçekleşmiş oldu: ''sıcak Denizlere inmeliyiz'' ABD, AB ve İsrail Emperyalist onu anladık fikrini görüşünü hoşumuza gittiği için olan bir Güç olunca Emperyalist olmuyor . Gazi Mustafa Kemla Paşanın kurduğu Cumhuriyetin Bağımsızlığı böylemi olacaktır! Yakışmıyor!