“Efendiler, affedersiniz, bir noktayı açıklamak için bir an duracağım. "Efendiler!" dediğim zaman hanımefendiler ve beyefendiler demektir. Kolaylıkla kullanılması gereği ve bayanlarla bayların hepsini ifade etmek için bu sesleniş şeklini uygun gördüm.”(×) Bu sözler Atatürk’e ait; savaş meydanlarından gelen bir büyük askerin, bir siyasi dehanın, büyük bir liderin söylevinde kullandığı “efendiler” hitabından kadınların rahatsız olabileceği endişesi ile açıklama yapmayı düşünecek kadar büyük bir nezaketle davranması.

Bir de günümüze bakın. Toplumun önünde tüm davranışları ile iyi örnek olması gereken siyasi kadrolar kadın erkek dinlemeden, ağzından çıkanı kulağı duymadan birbirine her türlü sövgüyü yapar hale geldi. Sövgü ile de yetinilmeyip, boğuşmaya, el sıkmamaya kadar da vardırıldı abukluklar.

Aslında bütün bunları “Üslub-u beyan, ayniyle insan.” diyerek geçmek lazım ama siyasetçilerimiz için bu üslup neredeyse ortak özellik haline gelince geçilemiyor. Ortalama eğitim süresinin 8,2 yıl olduğu ülkemizde kötü örnekler hemen emsal oluyor ve çoğaldıkça da toplumdaki ayrışma uçuruma dönüşüyor. Bu düşmanca siyaset ile toplumsal barışı sağlayabilmek hayaldir.

Siyasetçimiz son dönemde yeni bir huy edindi; kimse söylenenlerin altında kalmıyor daha ağırından cevap veriyor, karşılıklı sövgüler havada uçuşuyor fakat bununla da yetinilmiyor bir de üstüne soluk mahkemede alınıyor. Bir yandan ceza davası, bir yandan 5 kuruştan milyon liralara kadar talepli manevi tazminat davaları açılıyor. Kavgaya yargı önünde devam ediliyor.

Siyasi tarihimizin hiçbir döneminde siyasetçilerimiz kendi kavgalarında yargıyı bu kadar hoyratça kullanmamışlardı. “Manevi tazminat” kavramı bu hoyratlık nedeni ile karma karışık oldu. Bu kadar çok siyasi tazminat davası zaten güvenilirliği tartışılan yargı erkimizi daha da tartışılır hale getirdi. Milletvekili dokunulmazlığı nerede başlar nerede biter, hangi söz hakaret oluşturur, muhtap cumhurbaşkanı mıdır, siyasi parti genel başkanı mıdır içinden çıkılmaz hale getirildi.

Bu tablo benim yıllardır “yargı siyasallaşmadı, siyaset yargısallaştı” görüşümü bir kez daha haklı çıkarıyor.(××) Siyaset meşru zemininde çözemediği sorunlarına, kavgasına yargıyı destek olmaya zorluyor.

Rahmetli Erdal İnönü, kürsüden bağırarak konuşana bile tahammül edemez; “Herhalde bu arkadaş, sevgisini de bağırarak ifade ediyordur.” derdi.

Efendiler, nezaket lütfen…

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt II, sayfa 86

(××) http://yeniyaklasimlar.org/?d=9094

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muhsin Salman 2020-03-08 09:27:45

"Kindar ve dindar gençlik..." düşüncesinin neresinde nezaket bulunur? İster istemez nezaketsizlik nezaketsizliği çoğaltıyor... Selam ile