Devlet Bahçeli: 'Türkiye, Suudi Arabistan'a askeri destek sağlasın'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Mekke İttifakı kapsamında Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan her türlü askeri desteği vermesi gerektiğini belirtti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) grup toplantısında iç ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.
"SÜREÇ" DEĞERLENDİRMESİ
Bahçeli'nin konuşmalarının satır başları şöyle;
"Terörsüz Türkiye, birlikle ve dirlikle yaşama iradesi, gönül ve kültür coğrafyamızla beraber insanlığa adaletli bir nizam vaaz eden, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inşasının şuurudur.
Milletimizin özgün iradesi ile tesis edilmekte olan Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge girişimi, Türkiye aşımlarını ve bölgede hâkimiyet kurma heveslilerini endişeye sürüklerken tarihimizin her döneminde olduğu gibi Türkiye'yi zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye sokulmaktadır.
Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine devrededir.
Peşinen söylemeliyim, Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek, en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
İSRAİL'E TEPKİ
Aynı zamanda Terörsüz Bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ise İsrail'in bölgeye dönük saldırganlıkları, yaklaşan seçimlerde bahane edilerek devam etmekte, kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır. İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar, İsrail barbarlığının geldiği seviyeyi göstermektedir.
Diğer yandan kutsal topraklara yönelik husus saldırıları, bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. Söylenenler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır.
ARABİSTAN'A 'ASKERİ DESTEK SAĞLANSIN' ÇAĞRISI
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz Kâbe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız. Sessiz kalamayız. Tahammül göstermeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler, tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır.
Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız. Ne gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkânları yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır.
Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan her türlü askerî desteğin verilmesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkân sağlanmalıdır. Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan'a yönelik artan husus saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır.
Sivillere ve sivil altyapıya saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil ettiği açıktır. Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu tür saldırıların en sert şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır. Nitekim 10 Ekim'de Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na gerçekleştirilen saldırıda 13 kişi hayatını kaybetmiş, 309 kişi yaralanmıştır.
Ertesi gün aynı havalimanına düzenlenen yeni bir saldırıda ise bir kişi daha hayatını kaybetmiş, 11 kişi yaralanmıştır. Bu menfur saldırılar kuşkusuz bütün bölgenin huzur ve istikrarını hedef almaktadır. Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nın güvenliğini tehlikeye atmakta, uluslararası ticaret, enerji arz güvenliği ve bölgesel ekonomik istikrar bakımından ciddi riskler doğurmaktadır.
Orta Doğu'nun içinde bulunduğu bu zor dönemde bölge ülkeleri arasındaki husumetleri derinleştirecek, yeni çatışma cepheleri açacak ve sivillerin hayatına mal olacak hiçbir eylem mazur görülemeyecektir. Hangi gerekçeyle gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sivilleri hedef alan saldırılar hiçbir surette meşru görülemeyecektir.
Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler karşısında Türkiye-Mekke olarak savunma anlaşmasından kaynaklanan taahhütlerine bağlı kalarak ve İslam âleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir.
Hatırlatmak isterim ki ecdadımız yıllarca Hadimü'l-Haremeyn ile şereflenmiştir. Fahrettin Paşa'nın dillere destan Medine müdafaası bu şuurun yüksek iradesidir. Öyle ki Peygamber ocağında pişen kahraman Türk askeri, Mehmetçik unvanını bu topraklarda almıştır. Hamdolsun. Kutsal topraklarımıza dönük inancımız da, imanımız da, kararlılığımız da milletimizin kalbinde, devletimizin kurumsallığında ve kudretinde hiç eksilmemiştir ve diridir.
"HUSİLER SALDIRILARA SON VERMELİ"
Temennimiz, Husilerin saldırılarına derhal son vermesi, Yemen'de kalıcı bir siyasi çözümün tesis edilmesi ve bölgesel ihtilafların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesidir. Bölgedeki herkes itidal içerisinde hareket etmeli, akl-ıselimden şaşmamalıdır. Daha fazla Müslüman kanı akmamalı, tüm bölgemiz huzur ve güven ortamında yaşayabilmelidir.
Mezhep farklılıklarını çatışmanın gerekçesi hâline getiren, Müslüman toplumları birbirine düşüren ve bölgenin kaynaklarını savaşlarda tüketenlere, nifak tohumları ekenlere, kardeş kavgası çıksın diye Tel Aviv'de el ovuşturanlara karşı müşterek bir duruş sergilenmelidir. İslam dünyası bir ve bütün olmalı, kardeş kavgası derhal son bulmalıdır.
Parti olarak arzumuz, bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine katkı sunduğu, ihtilaflarını müzakereyle çözdüğü ve geleceklerini ortak iradeyle inşa ettiği, huzur ve barış içerisinde bir Orta Doğu ve İslam dünyasıdır.
"ATİNA İÇİN CİDDİ BİR HATA OLACAKTIR"
Diğer yandan Yunanistan yönetiminin İsrail'e yaklaşarak, yakınlaşarak kendisini daha güçlü ve güvenli hissedeceğini zannetmesi, Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerine dönük ihlallere dur dediğimizde İsrail'in kendisini koruyabileceğini umması, tarihten ve günümüzden hiçbir ders almadığı anlamına gelecektir.
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen elektrik bağlantısı projesi, deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilafları yeniden gündeme taşımıştır. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı'nın projeye desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı araştırmalarını yeniden başlatma girişimi, meselenin uluslararası boyutunu da ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin güzergâha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutumu ortadayken üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını aşabileceğini sanmak, Atina için ciddi bir hata olacaktır. Yunanistan bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır.
Yunanistan, Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti'nin egemenliğini tanımadıkça, kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşmayı imzalarsa imzalasın ve hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende hissedemeyeceğini artık anlamalıdır.
Şayet Yunan hükümeti bizden korunmak için silahlanıyorsa Türk barışına sığınmasını, bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir gücün bizi korkutamayacağını asla aklından çıkarmamasını kendilerine tavsiye ederiz.
Bizim arzumuz ve tercihimiz, Yunan-Rum ekseninin gereksiz kışkırtmalardan ve husumetlerden uzaklaşması, diyalog ve diplomasi ile sorunlarını çözme iradesi sergilemesidir. Atina'daki acemi siyasetçiler, Türkiye'nin besleyeceği saygı ve dostluğun İsrail'in satacağı silah ve mühimmattan daha güçlü olduğunu artık idrak etmelidir.
Kıymetli milletvekilleri, saygıdeğer misafirler, uluslararası hukuku ihlal ederek yapılan egemenlik haklarımıza yönelik bazı saldırılarla beraber ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, milletimizi kutuplaştırmaya ve birçok konuda da umutsuzluğa sevk etmeye dönük girişimler eş zamanlı devam etmektedir.
'HİÇBİR YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜK HUKUK ÖNÜNDE KORUMA GÖRMEMELİDİR'
"Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır.
Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış.
Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru aynı zamanda da hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz.
Bununla birlikte dikkatlerinizi çekmek isteriz isteriz ki, bu süreçte özellikle muhalefet çevresinde elmayla armut aynı kefede tartılmaya kalkışılmakta kalkmakta, kamuoyu yanıltılmak, yönlendirilmek ve tahrik etmek amacıyla organize suç şebekesi haline gelmiş, kamu mallarına el uzatmış, milletimizin üzerine çökmüş, belediyelerdeki ahlaksızlar güruhunun eylemleri milletimizden saklanmaya, üstü örtülmeye çalışılmaktadır.
YİNE MUHALEFETİ HEDEF ALDI
Belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları karşısında fon rövanşizminin politik antitezi sentezi olarak siyasi kültürün damarlarına zerk edilmek istenmekte, bu şekilde olayın mahiyetini anlamaktan ziyade Türk toplumunun hali pürmelalini suni bir gündeme hapsetmek arzu edilmektedir.
Dolayısıyla ahlaki standartlar; partizanlar, tutumlar ve iktidar-muhalefet dikotomisine bağlı olarak görecel eştirilmektedir. Nitekim muhalefet yönetimindeki belediyelere yönelik rüşvet, yolsuzluk ve diğer ahlaka mugayir eylemler karşısında fon krizini bir kaçış rampası olarak görmekte, ahlaki zafiyetlerinin üstünü örtmeye yönelik bir fırsata dönüştürmek çabasına girmektedir.
'AHLAKİ STANDARTLAŞMA ÖNCE SİYASET KURUMUNDA TESİS EDİLMELİ'
Bizlere göre sağlıklı bir sosyal düzenin temel unsuru ahlaki standartlaşmadır.
Ahlak sadece düşüncesi ve eylemi memnu olan yasaklar bütünü değildir. Ahlak; bireye düşünce ve eylemlerinde toplumsal sorumluluk yükleyen, toplumla beraber yaşama kültür ve iradesini dosdoğru bir istikamete kavuşturan zihniyet ve eylem meselesidir.
Türk düşüncesinin mürşidi merhum Ziya Gökalp'ın tabiriyle; ailenin esası olan velayet-i hassa ile devletin temeli olan velayet-i âmme kuvvetlerini ahlaktan alırlar. Dolayısıyla bir toplumun ahlakı; zihniyette berraklığın, düşüncede ilke ve değerlerin, söylemde tutarlılığın, eylemde ise sorumluluğun gaye ve gayretidir.
Hattizatında ahlak; iktisadi faaliyetlerin ve sosyal hayatın çekim merkezidir.
Ahlakın eksenindeki kayma; aileden kurumsal yapıya, kamudan özel alana, siyasetten iktisadi alana kadar yerleşik değerlerin dağılmasına ve karışmasına sebebiyet verir.
İktisat ilmimizin kutup yıldızı merhum Sabri Ülgener'in de belirttiği üzere; zihniyet ile davranışı birbirine sıkı sıkıya bağlayan temel unsur ahlaktır. Zira iktisat ahlakı da bu anlayıştan neşet etmiştir.
'ADALETİN TEMELİ VİCDANDIR
Ahlak bağları kopmuş bir toplum, ahlaki bağlamlardan arındırılmış bir sosyal düzensizliğin içerisinde bocalar. Yaşadığı buhrandan çıkış yolu ise ahlaki mübahlıkta bulur. Ahlaki mübahlık ise Erol Güngör'ün ifadesiyle kültürel kodlarımız ile medeniyet anlayışımız arasında yabancılaşmayı doğurur.
Bu bağlamda gündemdeki tartışmaların esasını sosyal düzen erozyonunun ve ahlak buhranının izdüşümü olarak görmek gerekmektedir. Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi olarak ahlak terazisinde adaletin üleştirilmesi ve dağıtılmasını, bunun için de ahlaki standartlaşmanın evvelemirde siyaset kurumunda tesis edilmesini öngörmekteyiz.
En nihayetinde ahlak ve adaletin temeli vicdandır. Vicdan; iktidarda adaleti, devlet erkanında liyakati, siyaset kurumunda ise aklı ve ahlakı harekete geçirecektir.
"DEVLET OLANI BİTENİ, ÇALANI KAMUOYUNA AÇIKLAMALI"
Devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır. Somutlaşmış mahkeme kararları, netleşmiş, hukuk önünde belirli hale gelmiş konular milletimizle behemehal paylaşılmalı, belediyelerdeki yolsuzlukların boyutu vatandaşlarımızın bilgisine sunulmalıdır.
"TOPLUMSAL KAFA KARIŞIKLIĞI ÖNLENMELİDİR"
Haksızı, doğruyla yanlışı fark etmeyi mümkün kılacak etkili bir iletişim stratejisiyle toplumsal kafa karışıklığı önlenmelidir.
Ülkemizin terörsüz Türkiye sürecinde yönlendirilmiş sanal meselelerle odağını kaybedeceği bir yöne sürüklenmesine izin verilmemelidir. Milletçe terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda atılan adımlara, elde edilen kazanımlara ve güçlü gelecek tasavvurlarımıza odaklanılmalıdır.
"TÜRKİYE'NİN GÜVENİLİRLİĞİ ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURULABİLİR"
Çünkü siyasette, medya ve sosyal medyadaki hedef saptırma girişimlerinin, toplumsal güveni ve kurumlara duyulan inancı zayıflatma çabalarının, umutsuzluğu yaymaya, Türkiye'nin prangalarıyla baş başa kalmasını sağlamaya yönelik daha geniş bir çerçevenin parçası olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yaklaşımın temel hedeflerinden birisi söz konusu olayları Türkiye'de kurumsal ve siyasal yapının bütünüyle çürüdüğünün göstergeleri olarak takdim ederek toplumda çaresizlikle birlikte kutuplaşma ve siyasal gerilim yaratmaktadır.
Nihai aşamada yönetilemeyen kurumları işlevsizleşen ve toplumsal bütünlüğü zayıflayan bir Türkiye algısı oluşturmaktadır. Bu alçaklığa müsaade edemeyiz, izin veremeyiz.
YATIRIMCI ALGISI VE FİNANSAL İSTİKRAR UYARISI
Unutulmasın, kurumlara yönelik güvenin aşındırılması ve toplumsal fay hatlarının belirginleştirilmesi Türkiye'nin demokratik, ekonomik ve güvenlik bağlamındaki kazanımları karşısında büyük bir bühtan, siyasetin sağlıklı işleyişi açısından ciddi riskler doğurabilecek büyük bir ihanet olacaktır.
Böylesi bir atmosferin Türkiye'yi yalnızca siyasal ve toplumsal açıdan değil, ekonomik açıdan da olumsuz etkileyebileceği; yatırımcı algısından finansal istikrara, ülke risk priminden uluslararası itibarına kadar geniş bir alanda Türkiye'nin güvenilirliği üzerinde baskı oluşturulabileceği açıktır.
"YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜKLE HUKUKA UYGUN MÜCADELE EDİLMELİ"
Türkiye'nin dirlik ve düzeni her şeyin üstünde, her türlü siyasi mülahazanın önceliğindedir. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunların gerçekliğini inkâr etmeden, vatandaşlarımızın sosyoekonomik beklentilerini dikkate alan, bununla birlikte yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşmayla etkin ve hukuka uygun biçimde mücadele edildiğine ilişkin kamuoyunun ikna olacağı bir yaklaşımı hep birlikte sergilemek durumundayız.
Türkiye hepimizin, hep birlikte Türkiye'yiz. Milletçe kederimiz, kıvancımız bir, geleceğimiz birdir. Yapmamız gereken olayları siyasal çatışmanın aracı haline getirmek değil, hukuk ve demokrasi temelinde kurumsal dayanıklılığı artırarak gelecek perspektifimizi güçlendirmektir.
"TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİLDİR"
Hatırlatmak isterim, Türkiye eski Türkiye değildir. Güçlü kurumlara, büyük bir ekonomik kapasiteye, etkili bir diplomasiye ve caydırıcı bir savunma sanayine sahiptir. Sistemsel arızalarını gidermiş, milli birlik ve kardeşliğini tesis etmiş, Türk ve Türkiye Yüzyılını inşa etmeye odaklanmış, gıptayla bakılan bir Türkiye hamdolsun egemendir.
Kimseye oyun kurdurmayız. İstikrarımıza, güvenliğimize, huzurumuza ve kardeşliğimize kastetmek isteyenlere fırsat vermeyiz. Milletimiz emin olsun, milli birliğimizi kuvvetlendirecek yeni Türk asırlarına yelken açacağız.