CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, 'Türkiye ve Dünya Gündemi' ne dair 15 Şubat 2021 tarihli Haftalık Değerlendirme Raporu'nu sundu.
Toprak'ın sunduğu rapor şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 15 ŞUBAT 2021
İÇ POLİTİKA
1. İktidarın ‘yeni anayasa yapalım’ diyerek ortaya attığı gündemin, sahnelenen bir siyasi pandomim olduğu kendi söylemleriyle açığa çıktı. DIŞ POLİTİKA 2. İktidar, S-400 sorunu konusunda ABD’yi ikna ve yaptırımlardan kurtulmak için “Model” arıyor! 3. Atina’da ‘Dostluk Forumu’ adıyla, TÜRKİYE KARŞITI yeni bir ittifakın temelleri atıldı. 4. Belçika parlamentosu, Çin'in Uygurlara yönelik uygulamalarını 'soykırım' sayan bir kanun tasarısını, gündemine aldı. 5. AB ile Rusya arasındaki tutuklu muhalif siyasetçi Aleksey Navalni krizi giderek tırmanıyor! 6. İsrail’in, körfez ülkeleriyle imzaladığı normalleşme anlaşmaları, İran ve Mısır’ı ekonomik-stratejik açıdan olumsuz etkilemeye başladı! EKONOMİ 7. TÜİK, işsizlik azaldı diyor! Oysa TÜİK verileri karamsar bir tabloyu işaret ediyor! 8. İktidarı memnun etmeye çalışan TÜİK, GENİŞ TANIMLI işsizlik hesabına yanaşmıyor! Genç işsizlik yüzde 40,5’e yükseldi! 9. Hazine nakit dengesi yılın ilk ayında 26 milyar TL açıkla alarm verdi! 10. İşsizlik Sigortası Fonu (İSF) hızla eriyor! 11. SGK’nın prim gelirleri eriyor, açıkları büyüyor. SGK iflasa sürükleniyor! 12. SpaceX ve Tesla gibi şirketlerin CEO’su Elon Musk’ın uydu internet şirketi Starlink, Türkiye pazarına girdi! 13. 2020 yılında cari açık, 36,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.
2 1. İktidar sözcülerinin, ‘Yeniden Kuruluş Anayasası, yeni devlet kuruyoruz’ söylemleri, bir ‘Anayasacılık oyunu’ sahnelendiğini apaçık gösterdi. CB Erdoğan, tüm partilere ‘Yeni anayasayı gelin birlikte yapalım’ çağrısından iki satır sonra, çağrı yaptığı kesimlere ağır ithamlarda bulunarak, samimiyetsizliğini açık etti! Ceza İnfaz Kurumları İstatistikleri, iktidarın neden ülkenin gerçek gündeminden kaçtığının en somut tablosunu ortaya koyuyor! İktidarın ‘yeni anayasa yapalım’ diyerek ortaya attığı gündemin, sahnelenen bir siyasi pandomim olduğu kendi söylemleriyle açığa çıktı. Cumhurbaşkanı geçen hafta AK Parti grubunda aynı konuşma içinde önce tüm siyasi partilere, üniversitelere, STK’lara, akademisyenlere, medya mensuplarına ‘Gelin hep birlikte yeni bir sivil anayasa yapalım. Cumhuriyet’in 100’üncü yılına, 2023’e yeni bir anayasayla gidelim’ dedikten iki cümle sonra, başta muhalefet partileri olmak üzere iktidar ittifakı dışındaki tüm partileri faşistlikle, darbecilikle, terör destekçiliğiyle itham etti. En baştan itibaren iktidarın fiilen uyguladığı icraatlarıyla, demokratik-çağdaşözgürlükçü-hukuk devletini ve bağımsız yargıyı önceleyen, güçlendiren bir anayasa derdinde olmadığını, böyle bir yaklaşımının söz konusu olamayacağını öngörüyordum. Yine de böyle bir olasılığı dışlamamak, ortak akılla yeni bir anayasa için bir masa etrafında tüm kesimlerin TBMM çatısı altında bir araya gelmesi çağrısına fırsat ve zemin yaratmak için iyi niyetle yaklaşımı düşündük. Ancak CB Erdoğan’ın herkesi düşman, hain, terörist ilan eden tavrı, samimiyetsizliğini açığa çıkarttı. O da yetmedi cezaevlerindeki gazetecileri, siyasileri ajan-casusterör örgütüyle irtibatlı-iltisaklı olmakla suçlayıp, kendisini yargı yerine koyarak hüküm verdi.
Adalet Bakanı’nın, AK Parti grup başkanvekilleri ve sözcülerinin yaptıkları açıklamalar, zihinlerdeki bir başka niyeti ve yeni anayasa tartışmaları üzerinden toplumu ayrıştırma, Cumhuriyetle hesaplaşma planlarının kapalı kapılar ardında hazırlandığını sergiledi. AK Parti sözcüleri hazırlanmasını hedefledikleri anayasanın ‘Yeniden Kuruluş Anayasası’ olacağını ifade ederken, bir AK Partili vekil ise ‘Yeni bir devlet kurulacağını, kurucusunun da CB Erdoğan olacağını’ ilan ediyor. Bu ülkenin kurucularını, istiklal savaşıyla, cumhuriyetle elde edilen kazanımları yok sayıp, yüzüncü kuruluş yıldönümüne hazırlanan bir devleti yeniden kurmak üzere anayasa yapma hayalinin ardında yatan gerçek düşünce ve plan nedir? Partisinin sözcüleri, vekilleri ‘yeniden kuruluş, yeni devlet kurma’ vaatleri sıralıyor.
3 Anayasanın ‘değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ denilen maddelerinin de ortadan kaldırılması çağrılarına Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Cumhuriyet Savcıları suskun! O nedenle iktidar zaten sayısal çoğunluğunun yetmediği bir tartışmayı başlatarak, bir ‘anayasacılık oyunu’ sahnelemek, toplumu da seyirci olarak konumlandırıp, ‘yeniden kuruluş, yeni devlet, din devleti, İslam devleti, Erdoğan devleti’ vb. ile yeni bir kavga, kamplaştırma, ayrıştırma ortamı yaratmaya hazırlanıyor. Ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlü sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10,1 artarak 291 bin 546 kişiye çıkmış. Nüfusa oranla cezaevindeki tutukluhükümlü sayısında dünyanın ilk sıralarındayız. Nüfusu 83,6 milyon olan Türkiye’de 2019’da her yüz bin kişinin 351’i hapiste. Yaş tasnifiyle rakamlara göre ise 2019’da 12 yaş ve üzeri her 100 bin kişiden cezaevinde olanlar 430’a çıkıyor. TÜİK on yıl önce bu sayının her 100 bin kişide 163 olduğunu söylüyor. Yani 2010’dan bu yana her 100 bin kişilik nüfusta tutuklu ve hükümlü olarak cezaevine girenler yüzde 260 artmış! Suçlu-hükümlü sıralamasında dünya birincisi olan, Türkiye’nin yaklaşık 4 katı nüfusa sahip 300 milyonluk ABD’de ise her yüz bin kişinin 754’ü hapiste. İlk sırada yüzde 15,2 ile hırsızlıktan hüküm giyenler yer alıyor. Hırsızları, yüzde 12,4'le yaralama, yüzde 7 ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, yüzde 5,4'le İcra İflas Kanunu'na muhalefet ve yüzde 3,4'le cinayet suçluları izliyor. Yani hırsızlık suçları patlamış. Uyuşturucu ticareti üçüncü sıraya yerleşmiş. Borcunu, kredisini, çekini, senedini ödeyemeyen icra-iflastan cezaevine girenler sıralamada ilk dörtte. Yükseköğrenim mezunların en çok işlediği suç ise yaralama!
Gerçek Türkiye tablosu, AK Parti iktidarının 19 yılda Türkiye’yi getirdiği, son 10 yılda ise daha da vahamete sürüklediği ülke gerçeği iktidarın emrindeki TÜİK’in rakamlarıyla böyle. Artık insanlar kuyumcu vitrinindeki sahte-imitasyon bileziği çalmak için hırsızlık yapıyor. Eve giren hırsızlar Ayçiçek yağı çalıyor. Ülkenin gençleri işsiz, uyuşturucu batağı, ticareti her köşe başında… Esnaf, çiftçi, iş insanları icradan hapiste! Muhtarlıklar da icra tebligatları dağ gibi yığılmış vaziyette. İşte bu yüzden iktidarın Anayasacılık oynama çağrısının ardındaki gerçek niyeti, hesabı, biliyoruz, görüyoruz. Bu oyuna gelmeyeceğiz!
4 2. İktidar, S-400 sorunu konusunda ABD’yi ikna ve yaptırımlardan kurtulmak için model üstüne model arıyor. MSB Akar’ın ‘Girit modelini’ çözüm olarak gündeme getirmesi yeni bir manevra-mazeret arayışını çok net gösteriyor. Daha önce de Pakistan modelinden söz edilmişti. Rusya’dan gelen açıklamalarla birlikte düşünüldüğünde ABD-RUSYA arasında bir sıkışmışlık hali kendisini gösteriyor! Joe Biden’ın ABD başkanlığı ile birlikte Türk-Amerikan ilişkilerinde de yeni bir dönem başladı. S-400’ler, Suriye, Doğu Akdeniz, demokrasi ve insan haklarına uzanan pek çok alanda gerilim yaşanıyor.
Birkaç ay önce ABD yaptırımları devreye girmek üzere iken iktidar kaynaklarına atfen medyasında S-400 ve F-35 sorununun çözümü için Pakistan Modeli ortaya atılmıştı. Pakistan Hava Kuvvetleri’ne satışında ABD’nin ayak sürüdüğü savaş uçakları için ABD subaylarının kontrolü altında uçakların kullanımı koşuluyla onay verilmesi gündeme getirilerek, S-400’lerin faal hale getirilmesi durumunda, F-35’lerle teknolojik sırların açığa çıkmasının önlenmesi için sistemlerin ABD askerlerinin denetim ve kontrolünde kullanılabileceği görüşleri ortaya atılıyordu.
Yani ABD subayları denetiminde TSK S-400 faal iken F-35’i uçurmayacak, F-35 uçarken de S-400 sistemi kapatılacak, Pakistan modeline göre. Bu TSK’nın öz güveni, onuru ve ulusal egemenlik adına kabul edilemez bir modeldi ve nitekim gündemden düştü. Şimdi MSB Hulusi Akar, Girit modelini ortaya attı. Girit modeli, GKRY ve Yunanistan’ın Rusya’dan satın aldığı S-300 hava savunma sistemini kullanmaksızın Girit adasında depoda tutması, arada bir çürümesin diye aktive edip çalıştırdıktan sonra yine paketleyip, depoya kaldırması.
MSB Akar zaten sistemin sürekli kullanılmasının, aktif olmasının söz konusu olmadığını, olası saldırı durumunda aktive edildiğini dolayısıyla ABD ile S-400 krizi ve yaptırım sorununun çözümü için Girit modelinin uygulanabileceğini ifade ediyor. F35’lerin alımı artık konuşulmuyor bile! İktidar 2,5 milyar dolara satın alınan S-400’ün depoda tutulabileceğini, buna karşılık da ABD’nin Kuzey Suriye’de YPG-PYD’ye desteği kesmesinin istenebileceğini kaydediyor. ABD ise bu model arayışlarına karşılık ‘duruşumuzda bir değişiklik yok’ cevabı verdi. Ya tümüyle vazgeçersiniz ya da Rusya’ya geri gönderirsiniz diyorlar.
Bu gelişmeler yaşanırken MSB Akar, Savunma Sanayi Başkanlığı’nın ABD ile
Patriot Füze sistemi alımı için müzakere yürüttüğünü açıkladı. Yani
yaptırımlardan kurtulmak için 2,5 milyar dolarlık S-400 paketlenip depoya
atılacak, ABD’nin gönlünü almak için de bir 2-3 milyar dolar daha ABD’ye
ödenip Patriot alınacak!
- Bilindiği gibi, Yunanistan’ın Girit’te bir depoda tuttuğu S-300’ler bugüne
kadar bir-iki kez sadece tatbikatlarda kullanıldı. Sistem Yunanistan’ın
NATO ayarlı hava savunma sistemine entegre edilerek veya tek başına
amacına uygun şekilde hiç kullanılmadı. Yunanistan sistemi NATO ve İsrail
askeri uzmanlarının incelemesine, kullanımına da açıyor. Rusya
teknolojisinin incelenmesine izin veriyor.
Rusya parlamentosu Savunma Komisyonundan yapılan açıklamada CB
Erdoğan’ın S-400 konusunda geri adım atmayacağına, ABD yaptırımlarına
boyun eğmeyeceğine inanıldığı ve güven duyulduğu vurgulandı. Rusya ‘şayet
ABD’nin dediğini yaparsanız bundan çok rahatsız oluruz, size olan güvenimiz
sarsılır’ mesajı vererek iktidarı geri adım atmamaya çağırıyor.
- ABD S-400 için iktidara ‘taviz verin, sistemi kilitleyin ya da geri gönderin’
baskısıyla yaptırımları gündeme getirirken,
- Rusya ‘ABD’ye taviz verirseniz güvenimizi kaybedersiniz’ diyor.
Bu durumda iktidar içeriye dönük olarak MSB Akar’ın deyişiyle ‘Bu operasyonel
bir sistem, sürekli aktif olmasına gerek yok, sadece saldırı anında aktive etmek
yeterli zaten anahtarı bizde’ diyerek S-400’leri depoya kaldırarak ABD’yi
memnun etmeye çalışacak.
Rusya’ya da ‘rahat olun sistemi ABD’nin görmesine izin vermeyeceğiz,
ambalajında tutup arada sırada paslanmasın diye çalıştıracağız’ diyerek
gönlünü almaya çalışacak. ABD ve Rusya başkentlerinden gelen açıklamalara ve mesajlara bakıldığında, iktidarın ABD-Rusya arasında ciddi bir sıkışmışlık ve ne yapacağı konusunda kararsızlık içinde olduğu görülüyor.
ABD ve diğer NATO müttefikleri, Türkiye'de konuşlandırılacak S-400 sistemi
üzerinden Türkiye’yi zorluyor. Dış politikada hesap edilmeden, öngörüsüz
şekilde atılan adımlar, alınan kararlar, günü birlik değişen tavır ve tutumlar
ülkemizi açmazlarla karşı karşıya bırakıyor. Bir kişinin talimatı ve arzusuyla
atılan adımların ülkemize siyasi ve ekonomik faturası her geçen gün ne yazık ki
ağırlaşıyor!
3. Atina’da ‘Dostluk Forumu’ adıyla yapılan toplantıyla TÜRKİYE KARŞITI yeni bir ittifakın temelleri atıldı. Yunanistan Başbakanı her ne kadar bu çatı altında bir araya gelen ülkelerin başka ülkeleri hedef almadığını, uluslararası hukuk temelinde buluştuklarını ifade etse de katılımcı ülkelerin profili ve büyük bölümünün Türkiye ile sorunlu, gerilim yaşayan ülkelerden oluşması, Türkiye’yi tecrit ve yalnızlaştırma hedefinin somut göstergesi! Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) girişimleri ve öncülükleriyle çatısı kurulan Akdeniz Dostluk Forumu ülkeleri ilk toplantılarını Yunanistan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirdiler. Toplantıda yapılan konuşmalarda ve toplantı sonrasında yapılan açıklamada başka ülkelerin hedef alınmadığı, Akdeniz’de ‘dayanışma’ içinde olacakları vurgulansa da bu dayanışmanın Türkiye’ye karşı olacağı apaçık ortada!
Nitekim Dışişleri Sözcülüğü tarafından yapılan açıklamada Türkiye ve KKTC’nin yer almadığı hiçbir oluşumun bölgede başarılı olamayacağı, dostluk ve işbirliği sağlayamayacağı belirtilerek Atina’da ‘Türkiye’ye karşı husumet forumu’ düzenlendiği ifade edildi. Yunanistan’ın öncülüğünde, BAE, Mısır, GKRY, Bahreyn ve Suudi Arabistan'ın oluşturduğu ve hedefi Akdeniz’de Dayanışma olarak ilan edilen Dostluk Forumu’na, Fransa, Irak ve Ürdün’ün de katılması, İtalya’nın destek ve dayanışma mesajı iletmesi dikkat çekici! Dostluk Forumu’nda Akdeniz’de kıyısı olmayan BAE, Bahreyn, Irak ve Suudi Arabistan’ın da yer alması ise ayrıca sorgulanması gereken ve Türkiye’ye karşı yeni bölgesel ittifakın hazırlandığı izlenimini güçlendiren bir görüntü.
Bu organizasyon ve yeni oluşumla Ortadoğu, Körfez Bölgesi, Balkanlar ve Avrupa'nın geri kalanı arasında Yunanistan’ın köprü olarak hayati bir misyon üstlendiğini savunan Yunan hükümeti, gerçekte tüm bu bölgelerde Türkiye karşıtı ittifak oluşumlarına öncülük ediyor ve etkinliğini artırıyor. Daha önce de Yunanistan, GKRY, Mısır, İsrail, İtalya ve Ürdün'ün yer aldığı EASTMED (Doğu Akdeniz Enerji Forumu) geçen yılın Ocak ayında Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu adıyla resmileştiğini duyurmuş, geçtiğimiz eylül ayında da bu ülkelerin katılımıyla düzenlenen resmi törenle bölgesel ve uluslararası statü kazanmıştı. Türkiye’yi dışlayan bu yapılanmada ABD, Fransa da gözlemci üye olarak yer aldı.
Üye ülkeler arasında enerji alanında işbirliğini öngören oluşumun nihai hedefi ‘Doğu Akdeniz doğal gazının Avrupa pazarlarına ulaştırılması için deniz altından boru hattı inşasını hayata geçirmek’ olarak açıklandı. Türkiye’nin üyeliğe davet edilmediği bu oluşumun ardından şimdi de Yunanistan’ın bu ülkelere Körfez bölgesinden ülkeleri, Türkiye’nin sınır komşusu Irak’ı da katarak Dostluk Forumu adıyla daha genişletilen bir yapılanmayı hayata geçirmesi kanımca pek de dostluk ve dayanışma ile izah edilemez. Türkiye’nin daha bir ay önce Ankara’da ağırladığı, yeniden imar ve inşası için 5 milyar dolarlık katkıyla en büyük fon sağlamayı taahhüt ettiği Irak’ın da bu tabloda yer alması ayrıca düşündürücü ve dikkat çekicidir!
4. Belçika parlamentosu Çin'in Uygurlara yönelik uygulamalarını 'soykırım' sayan bir kanun tasarısını gündemine aldı. ABD’de yeni yönetim Uygurlar konusunda Çin yönetimini uyardı ve ağır yaptırımların gündemde olduğunu açıkladı. İktidarın muhtemelen ekonomik gerekçelerle Çin’e suskun kaldığı Çinli firmaların art arda aldığı montaj cep telefonu yatırımı kararlarıyla somutlaşırken, insani boyut göz ardı ediliyor! Tüm dünya ülkelerinin giderek artan düzeyde tepki göstermeye başladığı Uygur Türkleri konusunda iktidarın her iki ortağı da sessiz. ABD ve AB’nin sert açıklamaları ve Çin’e yaptırım uygulamayı gündemlerine almalarına karşılık, Türkiye’de aylardır gösteriler yapan, kaçırıldığını öne sürdükleri kayıp aile üyelerinin bulunmasını talep eden Uygur Türkleri maalesef iktidarın gündeminde yer almıyor.
Dünyanın önde gelen ülkelerinin Çin’e tepki göstermelerine karşılık, Uygur Türkleri, soydaş ülke olarak görüp sığındıkları Türkiye’nin sessiz kalmasını, Çin’e tepki göstermemesini eleştiriyorlar. Çin ile Suçluların İadesi Anlaşması imzalayan iktidar her ne kadar bunun rutin bir anlaşma olduğunu, benzer anlaşmaların pek çok ülke ile imzalandığını savunsa da Çin yönetiminin ısrarla bu anlaşmanın imzalanmasını istemesi ve Türkiye imzayı atar atmaz geçtiğimiz Aralık ayında Çin Halk Meclisi’in süratle anlaşmayı onaylaması önemli bir gelişme. Çin’in bu aceleci tavrı anlaşmanın hedef kitlesinin Uygur Türkleri olduğu iddialarını güçlendiriyor. - İktidar gerek iç kamuoyunun gerekse uluslararası kamuoyunun ve kurumların tepkisinden, olası siyasi sonuçlarından çekindiği için anlaşmayı henüz TBMM gündemine getiremiyor!
Çin’in Uygur Türklerine yönelik uyguladığı asimilasyon politikalarına karşı en somut adımlardan birisi Belçika parlamentosu tarafından atıldı. Belçikalı milletvekilleri Samuel Cogolati ve Wouter de Vriendt tarafından hazırlanarak parlamentoya sunulan yasa tasarısında Belçika hükümetinin Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Uygur Türklerine yönelik uygulamalarının soykırım olarak tanıması öngörülüyor. Mart ayında görüşüleceği belirtilen tasarının parlamentoda kabul edilmesi halinde Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki zorla çalıştırma, asimilasyon uygulamalarına yönelik olarak Belçika yasalarında düzenlemelere gidilecek. Hazırlanan tasarının gerekçesinde: “Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 1 milyondan fazla Uygurun yeniden eğitim kampı adı verilen yerlerde hapsedilmiş, işkence görmüştür.
Kadınlara tecavüz edilmiş, bazıları zorla kısırlaştırılmış, çocuklar zorla ailelerinden alınmıştır. Bu dehşetin adını soykırım olarak koyma zamanı gelmiştir.” deniliyor. - Tasarının kabul edilmesi halinde ABD'nin ardından ikinci bir ülke daha Çin’in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarını soykırım sayan bir karar almış olacak. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl Türkiye Varlık Fonu (TVF) ile Çin İhracat Finansman ve Sigorta Garanti Kurumu Sinosure arasında 5 milyar dolarlık anlaşma imzalanmıştı. Anlaşma ile Çin şirketleri, müteahhitleri Türkiye’de yatırımlara ortak olacak, şirket hissesi ya da satın almalar yapacak, madencilik, enerji, altyapı vb. konularda yatırımların ihalelerine katılacak. Son olarak çıkartılan CB kararı ile getirilen teşviklerle cep telefonu parçalarının demonte vaziyette ithali ve Türkiye’de montajı teşvik belgesi koşuluyla yerli üretim kapsamına alınarak Ağustos ayı sonuna kadar ithalatı serbest bırakılmıştı. Bu kararın hemen arkasından geçtiğimiz iki hafta içinde Çin akıllı cep telefonu üreticileri Xiaomi, Oppo markaları İstanbul ve Kocaeli’nde ‘montaj ucuz akıllı telefon üretimine’ başlayacaklarını açıkladılar. Bir anlamda yılda 12 milyon ve üzerinde cep telefonunun satıldığı Türkiye pazarı Çinli üreticilere ardına kadar açılmış oldu. Yakında diğer Çinli üreticilerin de teşvikli montaj telefon tesisi kuracakları kaydediliyor. İktidarın temel insan hakları, insanca muamele, asimilasyon iddiaları konusunda Çin’i uyarması, UYGURLARA SAHİP ÇIKMASI VE BU YÖNDE BİR TAVIR SERGİLEMESİ konunun çok önemli ve göz ardı edilmemesi gereken insani bir boyutudur!
5. AB ile Rusya arasındaki tutuklu muhalif siyasetçi Aleksey Navalni krizi giderek tırmanıyor. AB Dışişleri Bakanları 22 Şubat’ta yapacakları toplantının gündemine Rusya’ya ek yaptırımların da alındığını duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, AB’den ek yaptırım gelmesi halinde AB ile ilişkileri sonlandıracaklarını açıkladı. Böyle bir gelişme, Türkiye-Rusya ve Türkiye-AB ilişkilerine de yansıyacaktır! 22 Şubat'ta yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde; Ukrayna krizi ve Kırım’ın ilhakı nedeniyle Rusya’ya karşı halen uygulanan yaptırımların dışında, Navalni krizi nedeniyle bazı ek yaptırımların değerlendirileceği duyuruldu. Bunlar arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yakın bazı isimlerin ve iş insanlarının AB'deki banka hesaplarının dondurulması ve AB'ye giriş yasağının getirilmesi de yer alıyor. Almanya ve Fransa'dan ek yaptırım kararı alınmasına destek geldi. Putin’e muhalif siyasetçi Aleksey Navalni'nin Moskova’da havaalanında gözaltına alınarak tutuklanması Rusya’da Navalni yanlılarının protesto gösterilerine yol açtı. Navalni’nin göstermelik bir yargılama ile tutuklandığını, yapılan protesto gösterilerine polisin çok sert müdahale ettiğini ve 11 bin kişinin haksız yere gözaltına alındığını öne süren AB liderleri, Rusya’ya yaptırım uyarısında bulunmuştu.
Rusya bu uyarıları içişlerine müdahale olarak nitelendirip aralarında Almanya, Polonya ve İsveç’in de yer aldığı bazı AB diplomatlarını sınır dışı etmişti. Moskova’ya giden AB Güvenlik Politikaları ve Dış İlişkiler komiseri Josep Borrell’in Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmeden de somut bir sonuç elde edilemedi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un ek yaptırım kararı alınması halinde AB ile ilişkileri tümüyle kesme tehdidine AB’den henüz resmi bir karşılık verilmedi. AB’nin Rus doğal gazına geniş çaplı bağımlılığını sürekli gündeme taşıyan ABD, bunun NATO ve Avrupa güvenliği açısından büyük risk olduğu tezini ortaya atıyor. ABD’nin bu yaklaşımının perde gerisinde ise son dönemde üretimini büyük ölçüde artırdığı kaya gazı ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) satışında Avrupa pazarındaki payını artırmak ve Rusya’yı devre dışı bırakmak yatıyor. Rusya’nın AB’yi doğalgaz üzerinden tehdit etmesi, gaz akışını kısması ABD’yi memnun edecek, tezini destekleyecektir.
Bunun için de Rusya’nın bu yola başvurmayacağı kanısındayım. 22 Şubat’taki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı2ndan çıkacak kararlar Türkiye için de önem arz etmektedir.
10 6. İsrail’in, başta BAE olmak üzere körfez ülkeleriyle imzaladığı normalleşme anlaşmaları, İran ve Mısır’ı ekonomik-stratejik açıdan olumsuz etkilemeye başladı. BAE-İsrail arasında imzalanan Red-Med enerji anlaşmasıyla, petrol ihracatında Süveyş kanalına alternatif olarak gündeme gelen, Şah döneminden kalma İsrail-İran boru hattı, Mısır’ın kanal geçiş gelirlerinde ciddi gerilemeye yol açacaktır! Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UAE) rakamlarına göre Süveyş Kanalı, Irak ve Suudi Arabistan’ın 3,9 günlük milyon varillik petrolünün yanı sıra BAE, Bahreyn, Kuveyt gibi körfez ülkelerinin de günlük 2,5 milyon varillik petrolünün taşındığı kritik bir güzergâh. BAE ile İsrail arasında imzalanan enerji anlaşması ise Süveyş’ten akan körfez petrolünün önemli bir bölümünün İsrail üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması ve Mısır’ın Süveyş kanalından elde ettiği yıllık 5,5-6 milyar dolar tutarındaki geçiş ücreti gelirinin azalmasını gündeme getirdi. İsrail ile BAE ve Bahreyn arasında Abraham Accords (İbrahim Anlaşması) adıyla geçtiğimiz eylül ayında eski ABD Başkanı Trump’ın da katılımıyla imzalanan normalleşme anlaşmaları sonrasında İsrail-BAE ilişkileri yeni anlaşmalarla hızlı bir şekilde ilerliyor.
İkili ticaret ve yatırım anlaşması, ortak yatırım fonu kurulması anlaşmalarını İsrail-BAE Enerji ve Petrol Boru Hattı anlaşması izledi. İran’da Şah yönetimi döneminde 1968 yılında İsrail ile imzalanan anlaşma çerçevesinde kurulan Avrupa-Asya Boru Hattı Şirketi Kızıldeniz’deki Eliat limanı ile İsrail’in Akdeniz’deki Ashkelon limanı arasında boru hattıyla taşınacak İran petrolünün petrolün buradan Avrupa’ya pazarlanmasını öngörüyordu. Günlük 600 bin varil petrol taşıma kapasitesine sahip boru hattının yanı sıra 23 milyon varillik de depolama tesisi mevcut.
O dönemde İsrail-İran ortaklığında kurulan şirketin inşa ettiği boru hattı İran’da Şahın devrilmesi ve Humeyni’nin 1979’da yönetime gelmesiyle atıl hale geldi ve şirketin İran’a ait hisseleri de İsrail tarafından bedelsiz olarak devletleştirildi. İşte İsrail ile BAE arasında imzalanan enerji işbirliği anlaşması kapsamında yer alan Red-Med (Red Sea-Meditrranien/Kızıldeniz-Akdeniz) petrol protokolü ile BAE petrolünün bir bölümünün Avrupa-Asya Petrol Boru Hattı Şirketi’nin ve bu şirkete Eliat-Ashkelon limanları arasındakü güzergâh üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda mutabakata varıldı. 1 milyar dolar tutarında olduğu açıklanan bu petrol taşımacılığı anlaşmasıyla İsrail-BAE normalleşmesi ileri bir boyuta taşınırken, İsrail’in Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesindeki petrol üzerindeki etkinliği de güçlendi. ERDOĞAN TOPRAK, CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU | 15 ŞUBAT 2021 11 Mısır’ın Süveyş Kanalı geçiş gelirlerinin azalacağı gerekçesiyle bu anlaşmadan rahatsız olduğu, Suudileri devreye sokarak BAE’nin anlaşmadan vazgeçmesini sağlamaya çalıştığı ancak istediği sonucu alamadığı anlaşılıyor.
Çünkü İsrail ve BAE, Red-Med Petrol Anlaşması’nın onaylandığını resmen ilan ettiler. Körfez ülkelerinden Süveyş kanalı üzerinden Avrupa’ya taşınan petrol miktarı 2,5 milyon varil. BAE’nin petrol ihracatı ise yüzde 80’den fazlası Japonya, Hindistan ve Çin’e olmak üzere günlük 3 milyon varil düzeyinde. Dolayısıyla BAE’nin Avrupa’ya yönelik petrol satışı önemli bir miktar olmasa da şimdi anlaşma ile bu petrolün günlük asgari 600 bin varili İsrail’in Avrupa-Asya Petrol Boru Hattı Şirketi aracılığıyla, Avrupa’ya ulaştırılacak. Şirketin 23 milyon varillik depolama tesislerinin de sahibi olduğu dikkate alındığında İsrail bölgede ve körfez ülkelerinin petrol ticareti açısından önemli bir konuma gelecek. İlk aşamada BAE ile yapılan bu ön anlaşmaya yakında petrol ihracatçısı diğer körfez ülkelerinin de katılacağı, BAE’nin bu yönde lobi yürüttüğü İsrail ve Arap medyasında dile getiriliyor. Mısır açısından önemli bir ekonomik kayba yol açacak bu gelişme ile Süveyş kanalı üzerinden yapılan petrol taşımacılığında günlük 600 bin varil azalma olacağı İsrail’in boru hattı kapasitesini artırma projelerini hayata geçirmesiyle bu miktarın daha da artacağı açık. Nitekim ABD Dışişleri ve Hazine Bakanlıkları Eliat-Ashkelon boru hattı ve Red-Med Petrol anlaşmasına 3 milyar dolarlık finansal destek sağlanacağını, projenin genişletilerek kapasitesinin artırılmasının destekleneceğini açıkladı.
ABD’nin ayrıca Suudi Arabistan ile diğer körfez ülkelerine de petrol satışlarının bir bölümünü bu hat üzerinden yapmaları için telkinde bulunduğu, baskıya başladığı belirtiliyor. ABD’nin İran’a karşı körfezdeki Arap ülkeleriyle İsrail’i aynı şemsiye altında toplama, İran’ı tecrit etme politikasının, Mısır’a ciddi bir bedel çıkarttığı anlaşılmaktadır. Normalleşme anlaşmalarının devamı için, Mısır’ın olası kayıplarının diğer zengin körfez ülkeleri tarafından sağlanacak finansal destekle kapatılması bu çerçevede bir mutabakat arayışına girilmesi beklenebilir. Şayet böyle bir katkı olmaması Arap ülkeleri arasında petrol ticareti ve taşımacılığı üzerinden yeni çıkar çatışmalarını, yeni bloklaşmaları da beraberinde getirebilir. Dolayısıyla yakın dönemde Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesinde BAE-İsrail Red-Med Enerji Anlaşmasının bir takım siyasi ve ekonomik yansımalarının ortaya çıkması, bazı anlaşmazlıkların gündeme gelmesi şaşırtıcı olmaz.
7. TÜİK, işsizlik azaldı diyor! Oysa TÜİK verileri, umudunu yitirenlerin ve ne işte ne eğitimde olan gençlerin sayısındaki korkunç artışı, kadınlarımızın çalışma yaşamından dışlandığını, eğitimli genç kadın işsizlerin yüzde 50’ye dayandığını gösteriyor. Kadınlarımız bir yandan öldürülüyor bir yandan toplumsal, sosyal ve ekonomik hayatın dışına itiliyor! Çalışma çağındaki her 2 genç kadından birisinin işsiz olması, karamsar bir tabloyu işaret ediyor.
...