Cumhuriyet’in kuruluşunun 99. yılında DİSK, "İşçilerin 100’üncü Yıl Bildirgesi: Demokratik ve Sosyal Cumhuriyet ile Emeğin Türkiye’si" toplantısı düzenledi.
DİSK’in İstanbul’daKİ genel merkezinde bugün yapılan toplantıya sendika yöneticileri ve üyeleri de katıldı.
Bildirgeyi okuyan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının eşiğinde Türkiye için bir karar anında olunduğunu belirtti. "Bugün bir karar anında, ülkemizin hak ettiği, işçilerin söz ve karar sahibi olacağı ‘demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet’in nasıl kurulabileceğini hep birlikte konuşmak, tartışmak ve yaşama geçirmek gibi bir tarihsel sorumluluğumuz var" diyen Çerkezoğlu, şöyle konuştu:
"SERMAYENİN EGEMENLİĞİNİ ESAS ALAN BİR DÜZEN İLE CUMHURİYET FİKRİ UYUŞMAZ"
"Toplumun yüzde 1’inin, toplumun yüzde 99’unun üzerindeki egemenliğine dayalı bir rejim ile Cumhuriyet taban tabana çelişir. Toplumun büyük çoğunluğu işçilerden oluşurken sermayenin egemenliğini esas alan bir düzen ile Cumhuriyet fikri uyuşmaz. Toplumun yarısını oluşturan kadınların toplumsal yaşamın her alanındaki eşitliğini kabul etmeyen, edemeyen bir anlayış ile Cumhuriyet fikri bağdaşmaz. Cumhuriyet, bir ulusun egemenliği kendi elinde tuttuğu yönetim biçimi olarak tanımlanır. Dolayısıyla Cumhuriyet, özünde halkın egemenliğine işaret eder."
"EGEMENLİĞİN SİMGELEŞTİĞİ YER SARAYLAR DEĞİL, MECLİSLERDİR"
"Cumhuriyet ile egemenliğin kaynağı artık bir hanedandan, bir sülaleden gelmez, babadan oğula geçmez. Cumhuriyette egemenliğin simgeleştiği yer saraylar değil, meclislerdir. Egemenliğin kaynağı halktır ancak ülkemizde yaşanan gerçeklik maalesef bu tanımlardan uzaktır. Sermayenin giderek artan egemenliği başta işçi sınıfı olmak üzere halkın geniş kesimlerini dışlayarak Cumhuriyet fikrinin altını boşaltmıştır. Küçük bir azınlığın ekonomiden hukuka, siyasetten kültüre her alanda toplumun yüzde 99’u üzerinde tam bir egemenlik kurduğu, halkın yüzde 99’unun ekonomik, demokratik ve siyasi tüm haklarının olabildiğince kısıtlandığı bir toplumsal düzen inşa edilmiş, böylesi bir düzende ‘Cumhuriyet’ maalesef bir etiket hâline dönüştürülmüştür."
"HALKIN BİRİKİMİNE EN BÜYÜK DARBE BU DÖNEMDE VURULDU"
"12 Eylül ile başlayan bu tahribat, AKP döneminde Cumhuriyet’in tüm hukuksal kazanımlarının yok edildiği otoriter bir rejim altında perçinlendi. 1961 Anayasası’ndan beri temel bir ilke olarak Anayasa’da yer alan demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesi AKP döneminde hem demokrasi hem laiklik hem de sosyal ve hukuksal yönüyle tahrip edildi. Emeğin sadece hakları değil, yarattığı tüm birikimler de heba edildi. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana yaratılan ekonomik değerler, yoksul kentlerin istihdamına destek veren, halkın alım gücüne uygun üretim yapan tesisler, işletmeler tek tek satıldı. Özelleştirmeler ile Türkiye’nin kamusal birikimi yok edildi. Halkın çoğunluğu yoksullaşırken iktidar zenginleri yaratıldı. Kamu ekonomisi özelleştirildi ve kamu hizmetleri ticarileştirildi. Özelleştirmelerin yüzde 80’i AKP döneminde gerçekleştirildi; yani emeğin, halkın birikimine en büyük darbe bu dönemde vuruldu."
"CUMHURİYET’İN TÜM SOSYAL VE İKTİSADİ BİRİKİMİNİ YIKTILAR"
"İşçi sınıfının kazanımları saldırıya uğradı; sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim alanları başta olmak üzere sosyal haklar zayıflatıldı, kısmen paralı hâle getirildi, metalaştırıldı. Çalışma hayatında güvencesizlik arttı. Esneklik uygulamaları ile işçi sınıfının kazanımları ve iş hukukunun temelini oluşturan koruyucu düzenlemeler zayıflatıldı. Çalışma yaşamı sadece güvencesiz değil, güvenliksiz bir hâl aldı. Çalışırken ölüm, iş cinayetleri muazzam bilimsel ve teknik gelişmeye rağmen azalmak bir yana arttı, dini değerler bile çarpıtılarak ‘kader’ olarak sunuldu. Mezarda emekliliği dayatan, vergi dilimleri ile gelirimizi azaltan, kıdem tazminatına göz koyan politikaları yaşama geçirmek için olağanüstü çabalar harcandı. İşçi haklarına, sosyal haklara, kamusal birikime o kadar öfkeliydiler ki bu yıkımı yaparken ‘sosyal devlet’ uygulamalarını kastederek ‘son sosyalist devleti yıkıyoruz’ demekten çekinmediler. Gerçekten de Cumhuriyet’in tüm sosyal ve iktisadi birikimini yıktılar."
"GREV HAKKI KULLANILAMAZ HALE GETİRİLDİ"
"Grev hakkı devlet tarafından yasaklama ve ertelemelerle sistematik biçimde ihlal edilerek kullanılamaz hâle getirildi. Yine AKP iktidarı döneminde neredeyse tüm grevler hukuksuz bir şekilde erteleme adı altında yasaklandı. Üstelik ülkemizin cumhurbaşkanı, Anayasal bir hak olan grevleri yasaklamayı yerli ve yabancı sermaye temsilcilerine canlı yayınlarda övünerek anlattı, onlardan alkış aldı. Sadece grev hakkının değil; salon toplantılarından yürüyüşlere, imza toplamaktan mahkemede hakkını savunmaya kadar her türlü demokratik hak arayışının keyfi biçimde kısıtlandığı ve engellendiği bir ülke, sermayenin bu coşkulu alkışları arasında adım adım inşa edildi."
"SADECE ADAY SEÇMEYECEĞİZ"
"Önümüzdeki dönemde, Türkiye’nin belki de kader anında ülkemizi hangi Cumhurbaşkanı’nın yöneteceğine, hangi parti veya partilerin iktidara geleceğine dair elbette bir karar vereceğiz ama sadece bir aday, bir parti tercihi yapmayacağız. AKP’nin kökleştirdiği neoliberal dönüşümün bir sonucu olarak işçilerin, emekçilerin, yoksulların, gençlerin, kadınların, halkımızın geniş kesimlerinin siyasetten dışlanmasına, tüm ifade ve katılım kanallarının kapatılmasına, siyasetin demokratik zeminlerden uzaklaşmasına karşı bir yanıt üreteceğiz. Bu oranda işçileşmiş bir toplumda, demokratik bir Cumhuriyet’in, ancak eşitlikçi, halkçı, kamucu, özgürlükçü, sosyal bir Cumhuriyet olarak var olabileceğinin bilincinde olacağız. Toplumun çoğunluğunun dışlanmasına dayanan sermaye politikaları sona ermediğinde Cumhuriyet’in temellerini sarsan aynı karanlık yere yeniden çıkılmasının kaçınılmaz olduğunu anlatacağız. Yani sadece nasıl bir Cumhurbaşkanı sorusuna yanıt vermeyecek, nasıl bir Cumhuriyet istediğimize, Cumhuriyet’in nasıl kendi anlamının hakkını vererek yaşayabileceğine dair fikirlerimizi de savunacağız."
"BAŞKANLIK SİSTEMİ ADI VERİLEN UCUBE SİSTEMDEN KURTULACAĞIZ"
"Demokrasi bize hediye olarak verilmeyecek, gökten zembil ile inmeyecek; şairin dediği gibi ‘diş ile tırnak ile, umut ile sevda ile düş ile’, yani mücadeleyle inşa edilecek ve korunacak. Demokratik ve sosyal Cumhuriyet, örgütlü bir toplumla ve örgütlü işçi sınıfıyla mümkün olacak, hep birlikte kurulacak. Bu hedeflere ulaşmak için kısa vadede ve acilen önümüzdeki engelleri kaldırmak zorundayız. Sendikalaşma hakkımız başta olmak üzere tüm demokratik haklarımızın kullanımının önünde engel olan ‘Başkanlık Sistemi’ adı verilen ucube sistemden kurtulacağız. Önümüzdeki seçimlerin ülkemizin ve geleceğimizin önündeki bu engeli kaldırmak için önemli bir sınav olduğunu unutmayacağız."
"ANAYASAL DEMOKRATİK HAKLARIMIZA EL UZATANLARA ‘DUR’ DİYECEĞİZ"
"Hangi sendikaya üye olacağımıza, hangi gazeteyi okuyacağımıza, hangi filmi izleyeceğimize, hangi festivale gideceğimize, nasıl giyineceğimize, nasıl düşüneceğimize karışmaya kalkanlara; grev, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi Anayasal demokratik haklarımıza el uzatanlara ‘dur’ diyeceğiz. Cumhuriyet’in en temel kazanımlarına sahip çıkacağız. Ülke kaynaklarının nasıl kullanılacağına, neyi üreteceğimize, nasıl üreteceğimize ve nasıl bölüşeceğimize dair söz ve karar sahibi olacağımız bir düzen için mücadeleyi büyütme iradesini yükseltmekten vazgeçmeyeceğiz. Bu ülkeyi en demokratik, en barışçı, en özgürlükçü, en adil, en eşitlikçi biçimiyle emeğin Türkiye’si olarak kendi ellerimizle kuracağız."