Röportaj: Muratcan Işıldak
Balkanlar, son yıllarda yalnızca siyasi ve kültürel dönüşümleriyle değil, yetiştirdiği genç sanatçılarla da dikkat çekiyor. Kuzey Makedonya'da yaşayan multidisipliner sanatçı Burcu Musli, fotoğraf, resim, dijital sanat, performans ve sahne tasarımını bir araya getiren üretimleriyle bölgenin yükselen sanatçılarından biri olarak öne çıkıyor.
Kadın haklarından kimlik tartışmalarına, kültürel hafızadan toplumsal baskılara kadar uzanan geniş bir yelpazede üretim yapan Musli, sanatın yalnızca estetik bir alan olmadığını; aynı zamanda düşünmeye, sorgulamaya ve yüzleşmeye davet eden güçlü bir araç olduğunu savunuyor.
Kendisiyle sanat yolculuğunu, Balkanlar'da sanat üretmenin zorluklarını, kadın sanatçı olmayı ve Türk dizilerinin bölgedeki etkilerini konuştuk.
“Sanatla ilişkim insanları gözlemleyerek başladı”
Çocukluğunuzdan itibaren dünyaya farklı baktığınızı söylüyorsunuz. Sanat yolculuğunuz nasıl başladı?
Kendimi bildim bileli insanları gözlemlemeyi seviyordum. Diğer çocuklar oyun oynarken ben çoğu zaman insanların davranışlarını izliyor, olayları analiz ediyor ve kendi içimde hikâyeler kuruyordum. Geriye dönüp baktığımda sanatla ilişkim aslında tam da burada başlamış. Çünkü sanat benim için hiçbir zaman yalnızca resim yapmak ya da bir nesne üretmek olmadı. Daha çok insanların görmek istemediği şeyleri görünür kılmanın bir yolu oldu.
Yedi yaşında dans etmeye başladım ve yaklaşık on yıl boyunca Latin ve standart dans eğitimi aldım. Sonrasında resim, fotoğraf, video ve dijital sanat hayatıma girdi. Bugün kendime tek bir tanım yapmakta zorlanıyorum. İnsanlar bana multidisipliner sanatçı diyor ancak ben bunu, anlatmak istediğim hikâyeye en uygun dili aramak olarak görüyorum.
“Kuzey Makedonya’da Türk olarak büyümek sanatımı şekillendirdi”
Kimlik ve aidiyet kavramları çalışmalarınızda sıkça karşımıza çıkıyor. Bunun çocukluğunuzla ilişkisi var mı?
Kesinlikle var. Kuzey Makedonya’da Türk olarak büyümek sanatımı doğrudan etkiledi. Çok kültürlü ve çok kimlikli bir ortamda yetiştim. Farklı dinler, farklı diller ve farklı kültürler arasında büyümek bana insanların dünyayı ne kadar farklı şekillerde deneyimlediğini gösterdi.
Bugün çalışmalarımda kültür, aidiyet, toplumsal normlar ve kimlik gibi konuların öne çıkmasının nedeni de bu. Çünkü insanın düşünce biçiminin önemli bir kısmı doğduğu çevre tarafından şekillendiriliyor. Sanat benim için bu öğretileri yeniden düşünmenin ve sorgulamanın bir yolu haline geldi.
“Gerçek eğitim teknik bilgi vermekten fazlasıdır”
Sanat anlayışınızı etkileyen mentorlarınız oldu mu?
Üniversite yıllarında hayatımın en önemli mentorlarından biriyle tanıştım. Hocam Slobodanka Stevcevska yalnızca teknik becerilerime odaklanmadı; nasıl düşündüğümü, ne hissettiğimi ve dünyayı nasıl algıladığımı anlamaya çalıştı.
Bu deneyim bana eğitimin yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret olmadığını gösterdi. Gerçek eğitim, bir insanın potansiyelini ortaya çıkarabilmektir.
Daha sonra öğretmenlik yaptığım dönemde aynı yaklaşımı öğrencilerime aktarmaya çalıştım. Özellikle gençlerin çağdaş sanatla karşılaşmalarını ve alışılmış düşünce kalıplarını sorgulamalarını önemsiyordum.
“Fotoğraf benim için bir dönüm noktası oldu”
Fotoğraf çalışmalarınız neden bu kadar önemli?
Fotoğraf benim sanat pratiğimde özel bir yere sahip. Resim bölümünden mezun olmama rağmen mezuniyet projem fotoğraf üzerineydi. Fotoğrafları dijital müdahalelerle dönüştürerek onları adeta birer tabloya çevirdim.
Çünkü benim için sanatın merkezinde teknik değil fikir yer alıyor. Bir çalışmanın nasıl göründüğünden çok ne söylediğiyle ilgileniyorum. Bu nedenle fotoğraf da benim için yalnızca bir görüntü üretim aracı değil; düşünceleri görünür kılan bir alan.
“Yapay zekâ sanatın sonu değil, yeni bir araç”
Yapay zekâ sanat dünyasında büyük tartışmalar yaratıyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekâya korkuyla yaklaşmıyorum. Bana göre yapay zekâ, sanat tarihindeki diğer teknolojik gelişmeler gibi yeni bir araç.
Gerçek sanatçıyı belirleyen şey kullandığı araç değil, ortaya koyduğu fikirdir. Eğer bir kişinin söyleyecek özgün bir sözü yoksa eline ister fırça verin ister yapay zekâ, sonuç değişmez.
Bu nedenle tartışmayı teknolojinin kendisinden çok, onu kullanan insanın yaratıcı kapasitesi üzerinden yürütmek gerektiğini düşünüyorum.
“Kadın hakları çalışmalarımın merkezinde yer alıyor”
Kadın hakları ve toplumsal baskılar eserlerinizde önemli bir yer tutuyor.
Evet. Özellikle kadınların maruz kaldığı görünmez baskılar uzun süredir ilgilendiğim konular arasında.
Denes Awards 2023 finalistliğine seçilen işlerimde de kadın hakları üzerine eleştirel çalışmalar bulunuyordu. Modellerin kıyafetleri üzerine yazdığım metinlerle kadınların gündelik hayatta karşılaştıkları baskıları görünür kılmaya çalıştım.
Sanatın toplumsal meselelerden uzak durmaması gerektiğine inanıyorum. Aksine sanatın görevi çoğu zaman insanların konuşmak istemediği konuları gündeme getirmektir.
“Sergi değil, deneyim yaratmaya çalışıyorum”
İzleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkaran sergileriniz dikkat çekiyor.
Çünkü benim için sergi yalnızca eserlerin duvara asıldığı bir mekân değil. İnsanların bir serginin içine girdikleri anda farklı bir dünyanın parçası olduklarını hissetmelerini istiyorum.
Bu nedenle ışık, müzik, mekânsal düzenlemeler ve performatif unsurlar kullanıyorum. Sergiyi bir deneyim alanı olarak görüyorum.
İlginç olan şu ki çalışmalarım çoğu zaman karanlık temalar içeriyor. Ancak izleyiciler sergiden çıktıklarında kendilerini daha hafiflemiş hissettiklerini söylüyorlar. Sanırım karanlığı anlatırken bile umudu tamamen ortadan kaldırmamaya çalışıyorum.
“Türk dizileri Balkanlar’da önemli bir kültürel etki yarattı”
Türk dizilerinin Balkanlar ve Kuzey Makedonya üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk dizileri son yirmi yılda Balkanlar'da son derece önemli bir kültürel etki yarattı. Birçok insan Türkiye'yi ilk kez televizyon ekranlarından tanıdı.
İstanbul'un görüntüleri, aile yapıları, tarihsel anlatılar ve gündelik yaşam pratikleri milyonlarca kişiye ulaştı. Bu durum yalnızca televizyon sektörünün başarısı değil; aynı zamanda kültürel etkileşimin önemli bir örneği.
Özellikle genç kuşaklar arasında Türkçe öğrenme isteğinin artması, Türkiye'ye yönelik turizm ilgisinin yükselmesi ve kültürel merakın güçlenmesi bunun somut göstergeleri arasında yer alıyor.
Bana göre Türk dizileri yalnızca eğlence ürünleri değil; toplumlar arasında kültürel köprüler kuran güçlü araçlar.
“Balkanlar’da sanat üretmek hâlâ kolay değil”
Balkanlar'da sanatçı olmak sizce ne kadar zor?
Bugün Balkanlar'da sanat üretmek hâlâ önemli zorluklar içeriyor. Küçük sanat çevrelerinde zaman zaman kapalı yapılar oluşabiliyor ve fırsatlar sınırlı sayıda kişi arasında dolaşabiliyor.
Ancak bütün bunlara rağmen bölgede son derece güçlü ve özgün sanatçılar bulunuyor. Bence Balkanlar'ın asıl potansiyeli de görünür olan isimlerden çok, henüz yeterince keşfedilmemiş yaratıcı insanların çalışmalarında yatıyor.
“Önümüzdeki on yılda da soru sormaya devam etmek istiyorum”
Son olarak geleceğe dair hedefleriniz neler?
Fotoğraf, video, performans ve mekânsal yerleştirmeleri bir araya getiren daha büyük ölçekli projeler üretmek istiyorum. Özellikle Balkanlar'ın sosyal ve kültürel dönüşümlerini ele alan uluslararası araştırma temelli sanat projeleri üzerinde çalışmayı hedefliyorum.
Ancak en önemlisi, hangi noktaya gelirsem geleyim soru sormayı bırakmamak. Çünkü sanatın temel görevinin cevap vermekten çok doğru soruları sormak olduğuna inanıyorum.
Burcu Musli'nin sanat pratiği, Balkanlar'ın çok katmanlı kültürel yapısını, kimlik tartışmalarını ve toplumsal dönüşümlerini yansıtan güçlü bir örnek sunuyor. Fotoğraftan performansa uzanan üretimleri, sanatın yalnızca estetik bir faaliyet olmadığını; aynı zamanda toplumsal hafızayı canlı tutan, görünmeyeni görünür kılan ve yeni diyaloglar kuran bir alan olduğunu hatırlatıyor.
Kuzey Makedonya'dan yükselen bu genç sanatçı, eleştirel bakışı, disiplinlerarası yaklaşımı ve cesur üretimleriyle Balkan sanat sahnesinin dikkatle takip edilmesi gereken isimlerinden biri olarak öne çıkıyor.