Başlarken…
Sakin, durgun, beyefendi imajı bir yana müziğiyle de yeni jenerasyonun dinlemek istediği bir isim. Kar suyu/baharı müjdeleyen anlamına gelen 'Liva' adlı yeni albümü vesilesiyle bir araya geldiğimiz Niyazi Koyuncu ile sadece Liva hakkında konuşmakla kalmayıp, müzik sektörünün durumundan, ülke gündemine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
-Müzik yaşamınız Eskişehir’de kalabalık önünde ilk kez şarkı söylemekle başladı, hikâyenizi anlatır mısınız?
Trajik bir hikâye... Üniversitede müzik sevdalısı birkaç arkadaş bir araya geldik. Bir gün Karadenizli bir arkadaşımıza bir telefon geldi. Giresunlu bir ailenin 5 yaşındaki bir kız çocuğu kanser ve ona yardım etmemiz gerekti, sonrasında ne yapabiliriz bunu konuşmaya başladık.
Birkaç sanatçı ağabeyimizi aradık konser vermeye karar verdik. Sonra konsere gelecek olan ağabeyimiz rahatsızlığından dolayı birkaç gün kala konsere gelemeyeceğini söyledi. Benim şarkı söylemem için karar alındı. O zamana kadar hiç konser yapmamıştım. Evde söylüyorum ama hiç sahne deneyimim yok. İlk başta yapamam diye düşündüm fakat o aileye söz vermiştik ve o projenin bir parçasıydık
'Karadenizliler Gecesi' adı altında bir etkinlik yaptık. İsmimiz bile yokken kalabalık bir grubun önünde şarkı söyleme imkânı yakaladım. Böylece aileye de küçük de olsa bir katkımız oldu. Bir insanın ilaç parasını karşılamasının mutluluğunu yaşadım. Ogün sahneye çıktığımda inmek istemedim ve doğru bir yerde olduğumu düşündüm. Işıklardan, mikrofondan korkardım o günden sonra da korkmadım orada kaldım kalmaya da devam edeceğim.
-Hayallerinizi alıp bu büyük şehre geldiniz. Nasıl adapte oldunuz?
İstanbul'u zaten biliyordum. Okullar tatil olduğunda İstanbul'a ağabeyimin yanına gelirdim. Ağabeyimin vefatından sonra bilerek İstanbul’a gelmedim. Kendimi soyutlayıp hiç tanımadığım bir şehirde kendime bir hayat kurmak istedim sonra Eskişehir'de kurduğum hayallerimin yetersiz olduğunu gördüm ve o gücü kazanarak öyle İstanbul'a geldim. İstanbul’a Hopa’dan direkt gelseydim belki de bu kadar güzel şeyler olmayabilirdi. Popülist bir müzik yapma çabası, 20'li yaşların vermiş olduğu o heyecan söner giderdi. Eskişehir belki bir diploma kazandırmadı ama bana güzel bir hayat dersi verdi.
Ağabeyim Kazım Koyuncu, “Duruş”u öğretti
-Kazım Koyuncu’nun müzik kariyerinize etkisi nedir?
Ağabeyim ile beraber müzik yapamadık keşke yapabilseydik. Sadece bana değil bizim nesile güzel şeyler bıraktığını, öğrettiğini düşünüyorum. Onun eski röportajlarını okuduğumda hayatını daha fazla anlamaya çalışıyorum.
Elbette her insan hata yapabilir ama ben hata yapmamam gerektiğini ondan öğreniyorum. Ağabeyimi kaybettiğimde 21 yaşındaydım. 11 yıl geçti üzerinden, uzun zaman oldu. Bazen düşünüyorum boş ver müziğini de abini göremiyorsun bu daha acı bir şey. Bir daha görememek insanı üzen bir şey, o yüzden bu ölümlü dünyada güzel yaşayalım, güzel anılar bırakalım.
-Kazım Koyuncu ne öğretti size?
Duruş. Tek kelime ile bunu söyleyebilirim.
-Sizi onunla kıyaslarlar mı?
Öyle bir şey olmadı. Bence kıyaslamasınlar da kimseyi kimseyle kıyaslamamak lazım hele ki ağabeyim ile bu beni de inciten bir şey. İnsanlar birbirini örnek almalı. Bizim jenerasyon Resul Dindar, Selçuk Balcı’dan güzel şeyler aldı. Abimler sazları ve söylemleri ile Karadeniz müziğinde bir devrim yaptılar. Ağabeyimin bir bayrağı var biz o bayrağı nereye taşıyabiliriz derdimiz bu. Bu söylediğim sadece Karadeniz müziği yapanlar için geçerli değil herkesin ondan alacağı bir feyz var. Kazım ağabeyimi gözümde büyüttüğüm düşünülebilinir bence daha da büyütmek gerekir.
Eski saundları seviyorum
-Bundan sonra ne var dinleyenlerinizi neler bekliyor?
1 Ekimde turneye çıkıyoruz. Aralıkta da yurtdışı turnemiz var. Sahneyi daha çok seven biriyim hep orda olayım isterim. Yoğun bir programımız var. Mekân ayırt etmeksizin büyük küçük bütün topluluklara konserlerimizi vermeye devam edeceğiz.
-Türkiye’de müzik sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ben eski saundları seviyorum. Cem Karaca'nın verdiği haz başka bir şey, tabi yeni gelen jenerasyonu da göz ardı edemeyiz. Bence sektörde güzel işler oluyor. Mesela Kaan Tangöze’nün solo albümünü çok beğendim. Bir mızıka, bir gitar sanki böyle bir doktrin havası keyifli bir müzik çok da yakışmış. Albüm dönemi ne yazık ki bitiyor onu görüyoruz dijitale yükleniyor her şey. Belki de dijital dönem daha iyi oldu. Bir anlamda müziğe ulaşmak daha kolay oluyor, ya da hakları daha koruyan bir şey.
-Harbiye Konserleri sanatçılar için 'rütbe kazanmak' gibi bir şey siz ne düşünüyorsunuz?
Harbiye'de 2 kere sahne aldım. Hep derlerdi ayağı titrer insanın diye sahiden öyle oluyormuş. Başka bir atmosferi var, o tarihi yapısı eşsiz. İlk şarkıda sendeliyorsun ama Harbiye'de konser vermek önemli bir şey elbette. Her müzisyenin solo çalmak istediği bir yer, ben henüz solo çalamadım dilerim bir gün kısmet olur.
Magazine koz vermiyorsunuz sizi barlardan çıkarken görmek neredeyse imkânsız. Özel bir seçim midir? Bizim magazinciler için bir değerimiz yok ki. Çünkü yerimiz belli yurdumuz belli Kadıköy'de yaşıyorum. Düzenli bir hayatım var. Aslına bakarsanız böyle magazinsel olmaya ihtiyaçta duymuyorum. Bir şey saklamıyorum ki. Her şeyim açık açık ortada. Özel hayatla gündeme gelmeyi gereksiz buluyorum. O da bende kalsın yani. Neden insanlar sevgilimi eşimi görsün ki biz beraber mutluyuz.
Sanat ve sanatçının söz sahibi olduğu bir dünya
-Ben ülkemde yaşanan her olaya insani açıdan baktım, siyasi açıdan değil’ diyorsunuz Bu cümle derin anlamlar taşıyor ama sizin de düşüncenizi alalım?
Ben siyasetçi değilim ki olaylara siyasi açıdan bakamam. Onların baktığı yerden bakarsam da müzisyen olamam zaten. Sanatçı değilim sanat yapmaya çalışan biriyim. Siyasetçilerinde bizim baktığımız yerden olaylara bakması gerek. Sanatçı ve siyasetçinin birbirine hassasiyetle yaklaşması gerek. Ben olumsuz bir şey söylediğimde yargılanmamalıyım.
-Bugünün Türkiye’si ile ilgili iki kelime söyler misiniz?
Çok karışık görünüyor. Konuyu aslında daha da açarız da bugünlerde söylediklerim farklı noktalara çekiliyor bu da beni çok rahatsız ediyor. Sadece temenni edebilirim umarım bu ülkede güzel şeyler olur. Tek istediğimiz huzur başka bir beklentimiz yok ki. Barış konuşulsun, eller tutulsun, horon çekilsin...
Muço Pa’da Eskişehir’den yeni gelmiş bir çocuktum bu albümümde İstanbul'a adapte olan bir yetişkinim
-Albüm çok güzel olmuş ben çok beğendim yüreğinize sağlık. Peki, Liva’nın hikâyesi nedir? Nerden çıktı bu isim?
Liva kelime anlamı olarak kar suyu demek. İlkbahara doğru karlar erir, dereler gürül gürül akmaya başlar. Baharın müjdecisi anlamına da gelen iki anlamlı bir isim. Anlamını sevdiğim için bu ismi verdik. Hepimize bahar getirsin.
-Klip çekimi nasıldı hangi parçaya?
Albümün ilk parçası Yol şarkısına çektik. Daha önce hiç klip çekmemiştik. Klip Eylül so
nunda yayınlanacak. Klibin bir hikâyesi var çekimler zordu benim için valla oyunculara Allah kolaylık versin. Zor işlermiş doğrusu benim anladığım türden değil.
-Bize bu albümle ne diyorsunuz?
Bu albümün üzerine 2 yıl çalıştık. Kolektif müziğe inanan biriyim bir ekip işiydi ve birbirinden farklı düşünceleri dikkate alarak ortaya çıkardık. Dinleyici ne bulmak istiyorsa onu bulsun isteriz. Ben bu albümü karışık duygular ile yaptım. Her şarkımda farklı bir duygu var. Liva’nın 200-250 tane plağını 2017'de dinleyicilerimiz ile buluşturmayı planlıyoruz.
-Albümünüzde Ceylan Ertem, Resul Dindar, Selçuk Balcı gibi özel isimler var...
Selçuk ve Resul uzun yıllardır tanıdığım arkadaşlarım. Ceylan Ertem ile geçen yıl Zeytinli Rock Festivali'nde tanıştık. Sesini zaten çok beğenirdim alçakgönüllü güzel bir insan. Birlikte bir şeyler yapmamız gerektiğini düşündüm o da memnuniyetle karşıladı. Kalbime Yağan Kar parçasına düet yaptık. Ceylan Ertem bu şarkıya yüreğini koydu.