2000 yılından itibaren Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ebru Parman öncülüğünde kazı niteliğiyle sürdürülen çalışmalar, bu yıl Dr. Öğr. Üyesi Hasan Yılmazyaşar’ın bilimsel koordinatörlüğünde yürütülüyor.
Çalışmalar sonucunda mimari bulgulara ek olarak kalenin tarihsel sürecine ışık tutabilecek çok sayıda sikke, seramik ve maden esere ulaştıklarını belirten Yılmazyaşar, “Karacahisar kazısının Türkiye’de gerçekleştirilen az sayıdaki Osmanlı kazısından biri olması, yazılı belgelerin sınırlı olduğu bu döneme dair toprağın altındaki verilerin her birinin çok önemli tanıklığı, bulacağımız her türlü verinin dönemin en önemli tarihsel belgeleri olma potansiyelini beraberinde getiriyor. Karacahisar Kalesi, Osmanlı arkeolojisinin en önemli ayaklarından birini oluşturuyor” diyor.
1299’da ilk sikkenin Karacahisar Kalesi’nde basıldığını, Osman Bey’in ilk hutbeyi de burada okuttuğunu belirten Yılmazyaşar, “Amacımız bilimsel kaygılarımızın yanı sıra Karacahisar’ı bahsettiğimiz önemi ile uyumlu, hak ettiği temsiliyete kavuşturmak. Bu temsiliyeti iki temel amaç doğrultusunda ele alıyoruz. İlki, kalenin bir an önce kazılar tamamlanarak restorasyon ve koruma çalışmalarının gerçekleştirilmesi, turizme kazandırılması. İkincisi ise 1299-Kuruluş ve Karacahisar ilişkisinin bilim ortamı ile eş zamanlı toplumda da farkındalık düzeyine ulaşması. 1299 ile Karacahisar ve kuruluş ilişkisi yeterince tanınmıyor. Eskişehir’de yaşayan birçok kişi, Osmanlı’nın yaşadıkları kentte kurulduğunu bilmiyor. Bu hususta bilimsel ekip olarak bize de görevler düşüyor. Bu farkındalık için elimizden gelen çabayı göstereceğiz” diyor.
Geçtiğimiz yıllarda Karacahisar Kalesi’nde yürütülen kazı çalışmalarında, fetih sırasında kullanılan ok uçları bulunmuştu. Ok uçlarının bu kadar geniş araziye dağılmış olması, bu silahların fetih sırasında kullanıldığını düşündürmüştü. Karacahisar Kalesi’nin fethi sırasında beş farklı ok ucu tipi kullanılmış ve bunların arasında, uzun mesafeli, zırh delici gibi değişik tipler vardı.
2004 yılında yayınlanan ‘ Osmanlı Arkeolojisi’ adlı eserinde “Bugünü yaratan o günlerin gerçek değerini maddi kültür kalıntıları üzerinden, bilimsel kaynaklar ile açıklama gerekliliğinden dolayı Osmanlı Arkeolojisi bağımsız bir bilim disiplini olmalıdır” tezini öne süren Baram U. – Carroll L.’un son derece haklı olduğu, Ertuğrul Gazi’nin uçbeyi olarak tanınan İsa Sofi’nin Bilecik’teki türbesinde yapılan tadilat çalışmalarında da ortaya çıkmıştı.
Söğüt ilçesi Borcak Köyü’nde bulunan türbede yapılan tadilatta gün yüzüne çıkan motifleri inceleyen uzmanlar, bunların Orta Asya Türk inancına ait olduğunu tespit etti. Türbede, Türklerin evren tasavvuru, hayat ağacı ve şamanın göğe yükselmesi gibi figürler yer alıyor. Tarihçiler bu türbeyi, orijinalliğiyle ayakta kalabilen ender yapılar arasında gösteriyor.
İsa Sofi’nin, Ertuğrul Gazi’nin en yakın arkadaşlarından birisi olduğunu aktaran Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nureddin Kahraman, şöyle konuştu:
“Bizi en çok ilgilendiren konulardan biri, türbede eski Orta Asya inancına ait motiflerin bütün duvarlara işlenmiş olması. Orta Asya’daki bazı toplumların inancına göre oluşan üç katlı evrendeki motifler var. Bunlar kök boya kullanılarak yapılmış. Işık alemi, gökyüzü katları, gökyüzünün en yüksek kesim noktası, onun altında 17 kat olarak tasavvur ediliyor. Güneş motifleri, bütün katlara ulaşan hayat ağacı ve yer altındaki yaşam ile ilgili çizimler var.”