YURT Gazetesi-Ropörtaj: Gamze MEDENİ/ Sinema ve dizi oyuncusu Nur Sürer, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde iki kez ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ‘Umuda Yolculuk ‘ile ‘En İyi Yabancı Film’ ödülleri kazandı. Bugüne değin kırktan fazla film ve televizyon dizisinde oynadı
37 yıllık kariyerine pek çok film, dizi sığdırdı. ‘Çok film seyrediyorum. Türk sinemasının son döneminde çok iyi işler ortaya çıktı. Şu günlerde ülkede en iyi olan, ‘sinema’ derken hem düşündürüyor, hem de umutlandırıyor…
Başlarken...
Yılların oyuncusu Nur Sürer, Uçurtmayı Vurmasınlar’ın İnci’si, Asi dizisinin Neriman Kozcuoğlu’su… Sonrasında her izlediğimde başka, bambaşka bir kadın… İstiklal Caddesi’nde bir kafede sohbete oturuyoruz. Politik duruşu ve insan hakları aktivisti kimliğiyle dikkat çekiyor. Geçmişten günümüze sinema yaşamını, 16 Haziran örgütünü kurup yönettiği gerekçesiyle yargılanan eşi Sarp Kuray’ı konuştuk. Türk sineması ve ülke gündemine dair çarpıcı tespitlerde bulundu.
Sizi daha çok televizyon dizilerinden tanıyan bir kitle var. Sinema oyunculuğu nasıl başladı? Hikâyenizi sizden dinleyelim mi?
O dönemde komedi ağırlıklı olmak üzere pek çok film teklifi alıyordum fakat sinemanın içine girmeyi düşünmüyordum. Orhan Kemal’in romanından uyarlama Bereketli Topraklar Üzerinde’nin çekimi gündeme gelmişti. Film İsveç-Türk ortak yapımıydı. Tuncel Kurtiz de bu filmin ortaklarından biriydi. Birkaç oyuncuyla anlaşamadılar. Tuncel Kurtiz ‘Fatma karakterini Nur oynasın’ dedi. 1979 yılında ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ filmi ile sinemaya başladım. Olmam gereken yer sinema diye düşündüm. Çok değerli yönetmenlerle çalışma imkânı yakaladım; Atıf Yılmaz, Zeki Ökten, Erdem Kıral... O gün bugündür de sinemaya devam ediyorum.
‘Bir Günün Hikâyesi’ ‘Umuda Yolculuk’ ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’ ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ dönemin kült filmleri, festivallerde yarıştı. Uçurtmayı Vurmasınlar en akılda olanı, güncelliğini de hiç yitirmedi siz ne düşünüyorsunuz?
Zannediliyor ki Uçurtmayı Vurmasınlar ilk filmim. Hâlbuki 10 yıllık oyuncuydum. Seyirciyle fena halde buluşan bir filmdi. Tunç Başaran ve Feride Çiçekoğlu projeyi önüme koyar koymaz zaten çok beğenmiştim. Severek çalıştım. Uçurtmayı Vurmasınlar çok fazla kuşak yetiştirdi. Seyircinin sinemaya çok fazla rağbet etmediği bir dönemde 23 hafta boyunca izlendi. Seyirci bu filme sahip çıktı.
Yakın zamandır ekranlarda görünmüyorsunuz. En son Barış Atay imzalı ‘Eksik’ filmi ile sinemaseverlerle buluştunuz. Yakında yeni bir proje var mı?
Kafama uygun olmayan bir projenin içinde olmak istemiyorum. Yani her şey para değil. Yaptığınız işte içinizin rahat etmesi lazım. Ben ‘yönetmen sinemasına’ inanıyorum. Çünkü yapılan iş tamamen yönetmene aittir. Elbette beraber rol aldığım oyuncuların da iyi olmasını önemsiyorum. İdeolojimin uygun olduğu, kaliteli ve nitelikli yapımlarda olmaya dikkat ediyorum. Bu konuda her zaman seçici oldum. Film, dizi teklifleri alıyorum tabi. Umuyorum iyi bir iş yakalarım.
Ekranda beğendiğiniz yapımlar var mı?
Suya sabuna dokunmayan ne kadar kötü işler yapılıyor farkında mısınız? Bergüzar Korel, Halit Ergenç’in başrollerini paylaştığı Vatanım Sensin’i beğeniyorum. İyi oynanıyor, senaryosu güçlü bir yapım. Sonra Vahide Perçin, Cansu Dere’nin rol aldığı çocuk şiddeti üzerinden yola çıkılarak ele alınan Anne, mesajı olan bir dizi. Bizim bu tür işlere ihtiyacımız var.
Nuri Bilge Ceylan’ı reddebilir miyiz?
1990 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını Türkiye, İsviçre ve İngiltere ortak yapımı ‘Umuda Yolculuk’ adlı film ile aldınız. Türk sineması her geçen gün hem yurt içinde hem yurt dışında ivme kazanıyor siz nasıl buluyorsunuz?
Türkiye’de şu günlerde en iyi olan şey sinema… Birçok filmimiz yurtdışından ödül alıyor. Mesela, Kalandar Soğuğu, Oscar’a aday. Bence iyi bir seçim olmuş. Komedi dışında birçok film seyrediyorum. Altın Portakal’da da seçkiler iyiydi. Mavi Bisiklet, Menderes Samancılar’ın oynadığı Babamın Kanatları… Gündelikçi çalışan kadınların üzerinden yapılmış Toz Bezi şahane bir film. İzlenmesini kesinlikle tavsiye ederim. Şimdi Nuri Bilge Ceylan’ı reddebilir miyiz? Yaptığı her filmle ödül aldı. Herkesin girmeyi çabaladığı çok önemli festivallerde en iyi yönetmen, en iyi senaryo ödülleri aldı. Bunun yanında çok yetenekli yönetmenler var. Kadın yönetmenler çoğaldı. Senaryo noktasında da ilerleme kaydedildiğini söyleyebiliriz elbette.
Türk sinemasını yurtdışındaki diğer sinemalarla kıyaslarsak neler söylersiniz?
Amerikalı yönetmene sormuşlar hangi ülkenin oyuncularını beğenirsiniz diye, İngiltere oyuncuları demiş. Çünkü İngiltere'de 82 yaşında oyuncu aradığınızda önünüze yüzlerce alternatif çıkıyor. 62 yaş aralığında erkek oyuncu alternatifi yine çok fazla. Mesela Türkiye’ye baktığınızda bu yaşlarda çok az oyuncu var. Örneğin Fransız sinemasında her yaştan oyuncu için bir hikâyeleri var. Kaç yaşında olursanız olun kendinizi geliştiriyorsunuz.
Yaşadığınız bu zor günler işinizi etkiliyor mu?
Etkilemez olur mu? Keşke içiniz rahat olsa da sadece güzel şeylerden bahsetsek, sanattan konuşsak fakat olmuyor işte bir şeyler engelliyor.
Cumartesi Anneleri eksiliyor
Toplumsal meselelerle de yakından ilgilisiniz. Sizi insan hakları savunucusu olarak da niteliyorum. Mesela her hafta Cumartesi Anneleri ile berabersiniz onları yalnız bırakmıyorsunuz…
21 yıldır Cumartesi Anneleri’nin yanına gelirim. İlk 15-20 kişi toplanırlardı. Giderek oradaki annelerin sayısı eksiliyor. İstanbul’da 7-8 tane ‘Cumartesi Annesi’ kaldı. Nasıl duyarsız kalınabilir ki. Sadece sanatçı olmamla kaynaklı bir şey değil bu.
Kadın katillerine en ağır cezaların verilmesi her zaman gündemde fakat ne yazık ki uygulamaya bir türlü konulamıyor. İyi hal ve ağır tahrik indirimleri de cabası. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Kadınlar ne yazık ki her defasında en yakınlarından zarar görüyor. Hatta bazen çocuklarının gözü önünde öldürülüyor. Bu duruma nasıl duyarsız kalınabilir? Bu konu mahkemelerle ilgili… Mesela aynı suçu işleyen bir yerde indirimsiz sert bir şekilde cezalandırılıyor, diğer taraftan farklı bir mahkemede, suçu işleyen adamın uydurduğu yalanlar üzerine hâkimin duyguları etkili olabiliyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu da hukukun yanlış uygulandığını gösteriyor.
12 Eylül’de bile böyle şeyler yaşanmadı
Yazdığı, düşündüğü için aydınlar, gazeteciler gözaltına alınıyor. Ne düşünüyorsunuz?
Trajikomik buluyorum. Cumhuriyet operasyonunu gözaltına alınan yazarlardan bir tanesi karikatürist Musa Kart... Şaka gibi bir karikatüristin içeri alınması… Aydın Engin’i mi cezaevinden korkutacaksınız. Hikmet Çetinkaya, Fethullah Gülen’le ilgili ilk kitabı yazanlardan biri. Onlardan gelecek kötülüğün ne olduğunu ilk anons eden kişi. Cumhuriyet’in PKK’yla ne ilgisi olabilir. Böyle bir dilekçe verdikleri için utanmaları gerekiyor.
Şu süreçte kanal, gazete ve iletişim araçlarının kapanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
12 Eylül’de bile böyle şeyler yaşamadık… 12 Eylül’le yaşananları sık sık karşılaştırıyorum bugünlerde… 12 Eylül’de bile özgürdük. Yayınların en kötüsünün bile yasaklanmasını istemeyiz. Haksız yere işten atılanları, direnişteki işçileri veren, haberlerini bizlere ulaştıran kaç tane kanal, gazete kaldı zaten. Bu kadar az olan bu yayınlardan neden korkulur gerçekten anlamıyorum.
Bu toplumda hak ve adaletten yana umudum yok
Eşiniz Sarp Kuray ‘16 Haziran Örgütü’nü kurup yönettiği ve çok sayıda eylemin talimatını verdiği’ gerekçesiyle 8 yıldır cezaevinde ne söyleyeceksiniz bu konuda?
Sarp 12 Eylül yüzünden yargılanıyor, oysa şimdi 12 Eylül’ü yapanları yargılıyoruz. Ortalıkta hiçbir şey yokken 8 yıla yakındır cezaevinde. 28 Kasım’da tahliye oluyor. Bu toplumda özgürlükten ve adaletten ne yazık ki bahsedemeyiz hiçbir zaman bahsedemedik bundan sonra da bahsedebileceğimizi zannetmiyorum. Sanat yapan insanların umut taşımıyorum demesi uygun bir söylem değil belki, fakat bu toplumda hak ve adaletten yana umudum yok.